'Realpolitik' ya da Ortadoğu'nun aynası

Ortadoğu'da yaşanacak bir savaşa Türkiye'de kimler, açıkça göstermese bile, yandaş? sorusunun cevabını henüz yeterli bir berraklıkta göremedik.

Ortadoğu'da yaşanacak bir savaşa Türkiye'de kimler, açıkça göstermese bile, yandaş? sorusunun cevabını henüz yeterli bir berraklıkta göremedik. Hükümet, kimilerinin 'realpolitik' (güncel, gerçek/çi politika)diye üstüne basa basa söylediği fakat bir türlü içeriğini yeterince açıklamadığı bir kavramın peşine takılmış gidiyor. Bu çok belirsiz bir tutum. Bir televizyon
tartışma programında Tayyip Erdoğan'a sorduğum üç sorunun cevabı hâlâ boşlukta. Sorulardan birisi, Irak savaşı sonrasına dönük bir genel oluşumda hükümetin ve AKP'nin 'vizyonunun' ne olacağıydı? İkincisi, hükümet, birincisinden elde ve akılda bir şey kalmadığına göre, savaş sonrasında yeni bir '100 günlük program' veya 'öncelikler programı' hazırlayacak mı? Üçüncü soru, Irak savaşında alınan tavrın AB'yle olan ilişkileri nasıl etkileyeceğini deşiyordu. Başkan üçünü de hatta tek kelime değinmeden geçiştirdi.
Öte yandan ordunun bu konudaki tutumunu da bazı kulis dedikoduları ve kurcalamaları dışında öğrenemedik. Ordu ne kadar savaşa taraftardır ne kadar değildir diye düşünürken, kişisel olarak ben, bu analizin Ortadoğu aynasında kendimize bakmanın önemli bir olanağı olduğu kanısındayım. Mutlaka 'realpolitik'i içermiyor bu görüntü (ayrıca da aman içermesin; çünkü, o realpolitik denilen şey uğruna ne vahim hataların yapıldığını tarihi biraz bilenler bilir. 'Realpoltik' sanıldığının tersine çoğu zaman Amerikalıların 'koltuk analizcisi' dedikleri tiplerin uydurduğu bir şeyin ötesine gitmez). Tam tersine, tarihsel kaygıların, birikimlerin, devralınmış kültürel mirasların ne kadar etkili olduğunu, tarihin öyle bir gecede yeniden yazılamayacağını bize gösteriyor.
O görüntü şunları da gösteriyor:
1. Türkiye, Ortadoğu'da en 'kendisine özgü' devlettir. Bu, sadece böyle söylenip geçilecek, herkesin bildiğini tekrar etmek anlamına gelen bir saptama olmamalı. Niye bu toplum her şeye rağmen bir demokrasi üretebildi ve niye diğer toplumlar aynı şeyi yapamadı sorusunun yanıtı Ortadoğu araştırmaları denilen alanda yıllardır sorgulanıp durur. Şimdi bizim de o meseleyle biraz daha derinden ilgilenmemiz gerekiyor. Eğer mesele
'realpolitik'se bu bir zorunluluk.
2. Genel olarak Türkiye Cumhuriyeti yönetim kadrolarını, devlet ve siyaset seçkinlerini ve orduyu belirleyen dürtülerse daha önemli.
O açıdan bakılınca ortaya şunların çıktığını, bilmiyorum, niye kimse yüksek sesle telaffuz etmiyor?
a) Bizdeki hâkim zihniyet Ortadoğu kültürlerini, onların 'Oryantal' yaşantısını, toplumsal düzenini ne beğenir ne de sever. Bütün kültürel ortaklıklara rağmen yukarıda değindiğim kadrolarla Ortadoğu arasında kesin bir soğukluk ve mesafe mevcuttur.
b) Özellikle Dışişleri ve ordu, Ortadoğu'nun ötesinde de 'Arap' konusunda 1. Dünya Savaşı'ndan kalma bir hassasiyeti özenle korur. Bir zamanların klasik 'Arap nefreti' belki yerini daha diplomatik bir yaklaşıma bıraktı, ama ne Emir Hüseyin unutuldu ne de Arap Lawrence'lı ilişkiler. ('Unutuldu' diyenlere İngiltere'ye gösterilen son tepkiyi hatırlatırım.)
c) Musul ve Kerkük konusunda ve diğer alanlarda hak sahibi olmak yönetici elitin bilinçdışıdır ve ondan asla vazgeçildiği kanısında değilim. Bu iki şehrin simgesel anlamı ötesinde 'emperyal devlet' olmak sendromu kültürel, politik genlerimizdedir. Gemlenmiştir, dengelenmiştir ayrı ama bu da bir gerçektir.
d) Nihayet, Ortadoğu'nun hem eski hem de yeni konusu olan Kürtler, yönetici elitin de yönetim zihniyetinin de başlıca meselelerinden ve onları en çok tedirgin eden konulardan birisidir.
Şimdi, bunları düşünüp irdelemek midir 'realpolitik' denilen şey yoksa sadece olup bitene bakarak ahkâm kesmek midir?