Sağdaki seçenek projesinin öğeleri

Sağdaki muhalefetin bir 'görünü modernizmi' hamlesi olduğunu vurgulamıştım, Çarşamba günü ve bunun somut bir nedeni bulunduğunu bugün onu ele alacağımı söylemiştim.

Sağdaki muhalefetin bir 'görünü modernizmi' hamlesi olduğunu vurgulamıştım, Çarşamba günü ve bunun somut bir nedeni bulunduğunu bugün onu ele alacağımı söylemiştim.
Gerçekten de bugün 'ideolojik' anlamda bir sağ muhalefeti o derecede gerekli kılacak bir unsur bulunmuyor ortada. Genel bir muhalefet ihtiyacı varsa da o başka bir şey. Ben, mesela Erkan Mumcu bağlamındaki bir muhalefetin dinamikleriyle meşgulüm şimdilik. O açıdan bakınca bugün belli kesimlerin harekete geçirmeye çalıştığı muhalefet, AKP'nin aşılması ve AP-ANAP çizgisinde bir sağ parti inşası çabasıdır. Bunun ana ideolojik nedeni şudur:
Türkiye'de, iktidar son 55 yıldır sağda. Fakat, bu sağ, Cumhuriyet'in temel değerlerini daima kabul etmiş, devletle daima uzlaşma içinde bulunmuş bir sağdı. Ne var ki, DP'den AP'ye oradan ANAP'a oradan AKP'ye geçerken bu sağ partilerin tabanları sürekli bir muhafazakârlaşma gösteriyordu. Sonunda AKP, hem o muhafazakâr tabanla bütünleşen hem de ideolojik olarak kendisini onunla özdeşleştiren bir parti kimliği ile ortaya çıktı. Demokrasiyi referans aldığını açıkça ilan etti ama partinin dayanak noktaları ve ideolojisinin temeli 'ciddi' bir muhafazakârlık içeriyordu ve bu muhafazakârlık, Batı'da olduğu gibi liberalizmin bir alt projesi olarak biçimlenen muhafazakârlıktan farklı bir anlam taşıyordu. Türkiye'deki yerleşik İslami duyarlılığın somutlaştırılması anlamında bir muhafazakârlıktı bu. (Ben Türkiye'de yukarıda değindiğim anlamda bir muhafazakârlığın asla olmadığı kanısındayım; muhafazakâr değilim ama o eksiği toplumsal yapının en ciddi kısıtlamalarından birisi sayıyorum.)
Bu muhafazakârlığın hem sosyolojik hem de siyasi olarak telaffuz edilmesi bugün bütün ılımlı ve olumlu açılımlarına rağmen Türkiye'yi, özellikle kentsel burjuvazisi ve cumhuriyetçi geleneği itibarıyla, rahatsız etmeye başlamıştır. Bu tıpkı, zamanında, dönemin Genelkurmay Başkanı'nın sol açılımı görerek 'Siyasal gelişme toplumsal gelişmenin önüne geçmiştir' lafıyla dile getirdiği 'derin' tedirginliğin bir benzeridir. Buradan bir soyutlama yapacak olursak, Türkiye'de merkezi güç ve iktidar odakları toplumsal gelişmenin ve dönüşmenin o kadar rahatsızlık veren bir şey olmadığını düşünür ama bunun bir sosyolojiyle bütünleşmesinden ciddi ölçüde rahatsızlık duyar diyebiliriz.
Bugün bu rahatsızlık kendisini gösteriyor. Dolayısıyla da bugün sağdan aranan muhalefet bu sosyolojik-ideolojik bütünleşmeyi kırmak amacındadır. Bir başka deyişle, katı, koyu laisist uygulamaların bir ölçüde gevşetilmesi gerektiğine inanılıyor fakat bunun yukarıda değindiğim anlamda 'muhafazakâr' vurgulu bir siyasal açılımla yapılmasını istenmiyor. Dolayısıyla, siyasal tercihin sosyolojik tabandan koparılmasını gözetiliyor. Çünkü, AKP benzeri bir partinin eğer bir de bu kesimlerin modernleşme ihtiyacını giderecek bir sosyoekonomik politika izlemesi halinde özdeşliğin büsbütün güçleneceğinden endişe ediliyor. Mesela, önümüzdeki dönemde uygulanacak tarım politikalarının bu gelişmeyi hızlandıracağı bu oluşumu harekete geçirecek bir başka öngörüdür.
Bu durumda köylülük ve taşra dinamiklerinin paranteze alınması, 'muhafazakârlığın' da şehirli bir parti aracılığıyla ama tabandan kopuk, üstten belirlenecek bir yöntemle uygulamaya konulması amaçlanıyor. Sağdaki proje ve siyaset mühendisliği şimdilik budur. Ama bu kendisini önce Köroğlu'nun yanındaki Ayvaz diye tanımlayıp ardından bir kere daha tanımlamak için, öyküsünü Ahmet Tulgar'ın yazdığı biçimde, İsmet Özel'den yarım yamalak şiir okuyanların yapacağı bir şey midir, hiç sanmıyorum.