Sallanan diş ve CHP

Pazartesi günkü yazımda CHP yönetiminin vurguladığı 'dış mihraklar' unsurunu ele almıştım. Bu yazıda da gene CHP dışında kalan ama bu defa 'iç mihraklar' denebilecek unsurları irdeleyeyim.

Pazartesi günkü yazımda CHP yönetiminin vurguladığı 'dış mihraklar' unsurunu ele almıştım. Bu yazıda da gene CHP dışında kalan ama bu defa 'iç mihraklar' denebilecek unsurları irdeleyeyim. Bu sorgulamaların önemli olduğu kanısındayım. Çünkü, CHP'nin toplumsal planda sürekli kan kaybeden bir parti olmasının altında tam da bu olgular yatıyor.
Öncelikle şunu belirteyim. Bir partinin, 'Beni dışarıdan kuşattılar' veya 'Yabancı unsurlar beni teslim almaya çalışıyor' şeklindeki iddiasının hiçbir gerçekliği de, geçerliliği de olamaz. Hele kitle partileri için bu tümden anlamsız bir durumdur. Çünkü, siyaset, toplumsal güç odaklarıyla ve onların çıkarlarıyla ilgili bir iştir. Farklı kesimler elbette bir kitle partisini ele geçirmeye çalışır. Bu, politik olanın ta kendisidir. Buna mukabil bir partide belli bir kesimin, partiyi, o ideolojiye karşı koruması, kapatması gene bu nedenle anlamlıdır. Saçma olan bunu hiç yaşanmaması gereken bir gelişme şeklinde sunmaktır ki, Baykal ve ekibinin çıkmazı oradadır. Aynı şekilde bir kesim partiyi bu gelişmelerden korumak için tüzük, vs. değişikliğine giderse, o halde de ortaya oligarşik, antidemokratik bir yapı çıkar. CHP yönetiminin ikinci çıkmazı budur.
Bu açıdan bakınca, doğrudur, CHP, farklı kesimler tarafından 'ele geçirilmek' isteniyor. Türkiye'deki yerleşik güçler ve sınıfsal örgütlenmeler düzeyinde bakınca bu hamlenin anlamını iyi değerlendirmek gerek. O da şudur:
Küreselleşme, sermayenin ve ona bağlı olarak uluslararası eklemlenmelerin akışkanlığını artırdı. Bugünkü yerel siyasetin dinamikleri de artık küreselleşmenin faktörleriyle tayin ediliyor. Örneğin sağ siyasette MHP bu gerçeğe kapalı kalarak kendi içine kapandı. Gitgide daha katı, dar görüşlü, yerel vurgulu, milliyetçi bir söylem geliştirdi. Buna mukabil, sermaye ilişkileri nedeniyle dünyayla kurduğu irtibatlar neticesinde göreli İslamcı siyasetler ve AKP içeride de, dışarıda da çok daha akışkan, eklemlenmelere açık ve yatkın bir siyaset kurma esneklik ve olanağını buldu. Bugün birçok kesimin 'hayretle' izlediği dönüşümün ve bu dönemde ortaya çıkan politikaların altında yatan unsur budur: öncelikle 'sermaye-teknoloji'nin belirleyiciliğidir.
CHP'nin en önemli bir çıkmazı burada. Bu parti, artık dünyayı bir teknoloji üstünden kavramıyor. Geçerli, egemen teknoloji (ki, zihinsel planda bu en geniş manasıyla küreselleşmedir) bu partinin ideolojisinin bütünüyle dışında kalmış durumda. CHP'nin bunu sağlayacak biçimde farklı kesimlerle kurduğu sosyo-ideolojik bir ilişki de yok. O durumda tıpkı MHP gibi içine kapanıyor ve giderek milliyetçi, tek vurgulu bir siyaset üretiyor.
Bugün, benim 'agresif burjuvazi' dediğim kesim bunu kabul etmiyor. Bu kadar yerel bir siyasetle hiçbir biçimde özdeşleşmiyor, bu siyasetin 'ana muhalefet' olmasını istemiyor. Bu 'agresif burjuvazi'yi 'büyük burjuvazi' diye okumak mümkün. Buna 'lumpen burjuvazi' dediğim kesimi kattığımızda CHP'nin 'yerel dış mihraklar'ı ortaya çıkıyor. Öte yandan diyelim CHP bu anlayışlara kapalı. Ama, CHP, bu anlayışın zıttını öne süren dinamik toplumsal kesimlerden (emekçiler, çiftçiler, kadınlar, gençler...) de kopmuş durumda. Bu şartlar altında bir sallanan diş CHP. Ona asıl zararı kimin verdiği de böylece ortaya çıkıyor.
Bilgi kuramının bir koşulu açık: Egemen zihinsel teknolojinin dışında kalarak ona seçenek üretmek olanaksız. Karşı olmak bile karşı olunan şeyin kavranmasını gerektiriyor. Seçenek öyle üretiliyor. Eleştiri öyle geliştiriliyor. CHP'nin ve sosyal demokrasinin göremediği budur. Ötesi demagojidir.