Şişmiş benlikler ülkesi

Dil değişiyor demiştik. Bundan daha doğal bir şey olamaz. Olgu, kavram, bağlam, sorun, söylem sözcüklerinin artık dillere, yazılara pelesenk olduğunu belirtmiştim.

Dil değişiyor demiştik. Bundan daha doğal bir şey olamaz. Olgu, kavram, bağlam, sorun, söylem sözcüklerinin artık dillere, yazılara pelesenk olduğunu belirtmiştim. Bize düşen bu değişimin anlamını, kapsamını, içeriğini fakat hepsinden önemlisi ideolojisini tartışmak. Bunun et
ve kemik olarak insanlarda nasıl ortaya çıktığına, insanın kendi benine dönük dil dönüştürümünün nasıl olduğuna bakalım şimdi.
Hemen her cümlede, herkes tarafından kullanılan birkaç deyişten birisi, 'istiyorum'. Artık, isterim, rica ederim gibi hitaplar, ne murat ediliyorsa onu belirten (almak, yapmak, satmak gibi) fiilin sonuna eklenen '... mıyım' ekiyle yapılan sorular ortadan kalktı. Herkes neye yönelmişse onu 'isterim' diye işaret ediyor. Müthiş, keskin bir yukarıdan bakış, 'ben' diyen, onu önce çıkaran, baskın, başat hale getiren bir hâkimiyet arayışı. Bu halin ortaya çıkması boşuna değil. Bir kere 'istiyorum' vurgusu başka birçok şey gibi İngilizceden yapılan bir çeviri sonucu dile yerleşti. Ama ondan daha fazlası, onu hazırlayan benmerkezci, aşırı bireyselliği öne iten hastalıklı kapitalist, rekabetçi anlayış.
Buna mukabil işin bir başka yanı daha var. Bugünkü dil kullanımının belirleyici unsurlarından bir başkası ve gitgide yaygın bir kullanım kazananı 'paylaşmak' sözcüğü. Varsa yoksa 'paylaşmak istiyorum'. Bu kuşkusuz olumlu bir ideolojiyi içeriyor diyelim. 'İstiyorum'un işaret ettiği tüm olumsuz özelliklere karşın 'paylaşmak istiyorum'un diyelim daha 'demokratik' bir içeriği var. Bu da besbelli, son yılların getirdiği ortaklaşma arayışına yönelik demokrasi çabalarının bir sonucu. Daha insani bir özü işaret ettiği bu kullanımın, açık. 'İstiyorum'la birlikte düşünüldüğünde belli bir kararsızlığa olmasa bile toplumsal düzeyde bir ikilemin yaşandığına işaret ediyor. Buna rağmen bu kullanımın da gene bir gizli yukarıdan bakış içerdiğini belirteyim. 'Paylaşmak isteyen' birisi var ortada. Telaffuz edilmese bile 'ben' paylaşmak istiyorum gizli anlamını belki alttan alta sezdiriyor bu kullanım.
Nihayet son olarak bu dil değişiminin önemli bir durak-deyişi olarak 'diye düşünüyorum' kalıbını göstereyim. Önce şunu söyleyeyim: dilde bir sözcüğün veya deyimin kullanımı, kazandığı yaygınlık oranında 'tik' niteliği de edinebilir. Bu andığım deyim de öyle bir düzeye erişmiş durumda. Artık kimsenin herhangi bir fiili 'dır' ekiyle tamamlayıp nokta koyduğunu görmüyoruz. Herkes, bir şeyler anlatıp sonra da 'diye düşünüyorum' şeklinde bitiriyor: 'şöyle, şöyledir diye düşünüyorum!' Bu kullanım da belli bir zorlamadan ziyade belli bir kuşkuculuk, kararsızlık içeren bir anlayışa dönüktür demek mümkün. Yani, 'diye düşünüyorum' dediğinde birisinin henüz düşünülen, tamamlanmamış bir süreçten söz ettiğini anlıyoruz. Fakat, ben, aynı noktayı bir daha ele alacağım: bunu ifade edecek başka kipler de var Türkçede. Peki, o halde niye 'diye düşünüyorum' deniliyor? Sanırım burada da bir kez daha o 'ben' sorunsalı çıkıyor; evet, bir müphem durum var ortada, bu da iyi bir şey ama, esas dikkat bir kez daha 'ben'de bitiyor iş. Açıkçası, 'diye düşünüyorum' ama 'ben düşünüyorum' dikkati oluşturuluyor.
İşte böyle. Türkiye, olgular ve nesneler düzeyinde onları yeni yeni tanımadan kaynaklanan bir belirsizlik, ama 'özne' düzeyinde
abartılı bir ben vurgusu ve kesinlik içinde, dil söz konusu olunca. Bu dili kullananlar daha ziyade okumuş yazmışlar. Bana göre de yarı okumuş yazmışlar. Toplumda kendi 'farklılıklarına' bir ilgi gösterilmesini bu yoldan sağlamaya çalışıyorlar. Artık ne kadarsa o kadar!