Sol ve milliyetçilik

Son zamanlarda çok önem kazanan, basında çok öne çıkan konulardan birisi CHP oldu.

Son zamanlarda çok önem kazanan, basında çok öne çıkan konulardan birisi CHP oldu. Tam o konuda bir şeyler söylemek üzereydim ki, Radikal önemli bir hamleyle 'Kızıl Elma' olgusunu gündeme getirdi ve solla sağın çarpık ortaklığını vurguladı.
Bence bu konunun da CHP konusundan ayrı olarak ele alınmaması gerekiyor.
Çünkü, bugün belli kesimlerde ürküntü yaratsa da bu giderek yoğunlaşan koyu milliyetçi söylemin kökenleri, genetiği CHP tartışmalarının içindedir.
Biraz geriye dönerek hatırlayacak olursak Türkiye'de özellikle sosyal demokratik sol 1990'ları tam da böyle bir tartışmayla geçirdi. O yıllarda bütün dünyada ortaya çıkmış olan liberal arayışlar, o anlayışın merkeziyetçi, Jakoben, bürokratik modeller karşısında bir açılım yaratma talebi sosyal demokratlar arasında da bir yankı bulmuştu. Özellikle İngiltere'de sürdürülen ve İşçi Partisi'nin kendisini
'yenileme'siyle sonuçlanan sürecin bir benzeri acaba çok farklı bir gelenekten türemiş Türkiye sosyal demokrasisinde de bir biçimde gerçekleştirilebilir mi yolundaki arayış SHP içinde yoğun tartışmalar doğuruyordu.
Daha özgür bir pazar anlayışı, daha özgürlükçü bir devlet modeli, daha özgür bir birey bu arayışın temelini oluşturuyordu. O sıralarda bu kervana şimdi bambaşka şeyler söyleyen Deniz Baykal'la ismail Cem de katılmıştı. Ortaklaşa yazdıkları kitap elifi elifine böyle bir modeli somutlaştırmaya çalışıyordu.
Ne var ki, bu yaklaşım parti içinde de, kendisine sol diyen çevrelerde de tepki gördü.
Bu kesimler bu modeli siyasal anlamda karşı-Kemalist bir model olarak nitelendiriyordu. (O sıralarda yayımladığım 'Yeni Bir Sosyal Demokrasi
İçin' başlıklı kitabımın ne eleştiriler aldığını çok iyi anımsıyorum.) CHP'nin Kemalizmden ayrılmaması gerektiğini ısrarla savunuyordu gene bu çevreler. O arada da Kemalizmi tanımlarken örneğin zihinsel (epistemolojik)
yaklaşımla ideolojik yaklaşım arasındaki farka hiç değinmiyorlardı.
Kemalizm bir kült olarak benimsenmeli ve bir doktrin olarak kabul edilmeliydi. Çünkü, onlara göre Kemalizm bütün boyutlarıyla bugün de geçerliydi. Daha da vahimi Kemalizmin siyasal ve kurumsal ideoloji haline getirilişinin bizatihi bir devlet projesi olduğunu ve bunu sağlayan ana unsurların askeriye ve mülkiye olduğunu unutuyorlardı. Giderek özünde önü açık (epistemolojikle bunu kastediyorum), moderniteye eklemlenmiş bir tasavvur olan, olabilecek Kemalizm'in bürokratik bir sekterliğe düşürüldüğünü de görmüyorlardı. Milliyetçiliğin de gene zihinsel ve genetik bir olgu olarak bu modelin belkemiğini oluşturduğunu fark edememişlerdi.
Sonunda olanlar oldu ve Türkiye, Çiller döneminde, eski polis yöneticilerin
siyasal kadroları kontrol etmesiyle ve süren PKK mücadelesiyle gitgide milliyetçiliğe kaydı. Gene o sırada büsbütün ortaya çıkan ve dünyadaki kimlik, fark, tanıma politikalarına paralel olarak kendisini gösteren türban sorunu, RP ve FP iktidarları Kemalist kesimin elini güçlendirdi. Örneğin yeni açılan CHP hızla taktik değiştirip bu kesimlerle işbirliği içine girdi.
Öncelikle CHP'nin bugün sürdürdüğümüz tartışmalara öz oluşturan noktaya bu geçmişten geldiğini bilmemiz gerekiyor.
Kaldı ki, sosyal demokrasi Türkiye'de ne tarihsel bir oluşumdur ve ne de
siyasal-felsefi bir kavramdır. Kemalizm'in bir genetik mutasyonudur. O kadar ki, sosyal demokrasi kendisini daima demokratik sol olarak tanımlamış ve 'ulusal sol' kavramıyla bütünleştirmiştir.
Şimdi bunun iç kısıtlamaları doğdu, onları yaşıyoruz. Cumaya devam edeyim.