Soldaki arayışın açmazları

Solda bir arayış devam ediyor fakat bunun gerçekten ciddi bir sol siyaset üretme çabası olduğuna dönük kuşkuların da ardı arkası kesilmiyor

Solda bir arayış devam ediyor fakat bunun gerçekten ciddi bir sol siyaset üretme çabası olduğuna dönük kuşkuların da ardı arkası kesilmiyor. Gündelik olaylara bakacak olursak, soldaki en büyük hareketin CHP'den ayrılan, boşlukta kalmış olan siyaset erbabının parti kurma çabası olduğu açık. Bunun tercümesiyse, gündelik siyasetin ilkesel siyasete ağır basmasıdır. Biraz açılım.
Bugün Türkiye'de ortaya koyulacak bir sol hareketin birkaç büyük ve mutlaka aşılması, berrak bir çözüme ulaştırılması gereken sorunu var. Onların ne olduğunu tarihsel bir perspektif içinde tanımlamak mümkün.
1. Türkiye'deki sol, 1980'lerde başlayan Yeni Sağ, neoliberal hareket ve açılımın getirdiği dönüşümlere ve yarattığı ideolojik hegemonyayla varılmış sonuçlara ciddi, kalıcı, inandırıcı herhangi bir çözümü bugüne dek üretemedi. Tersine, sol ciddi bir bocalamanın içinde boğuldu. Gerçek bir solun dayanağı olacak ilkesel inadı göstereceği yerde esen rüzgâra göre yön değiştiren bir belirsizliğe kendisini mahkûm etti. Dünyadaki uyarlanma, dönüşüm çabalarından yararlanamadı.
Bu, sosyal demokrasinin temel ilkesi olan 'revizyonizm' anlamına bile gelmiyordu. Daha çok ideolojik bulanıklığın bir sonucuydu. Solu oluşturan yaşamsal kavramlara indirilmiş darbelere karşı onları savunabilecek bir toparlanma söz konusu edilemedi. Böylece solun yapısal, varlıksal ve ideolojik açmazları dünyada kısmen bir sentez ürütemedi. Geç modernitenin ideolojik araçlarda yarattığı dönüşüm izlenmedi. Emek, değer, işçi, üretim kavramlarında meydana gelen değişiklikler içselleştirilmedi. Piyasa savunuculuğuyla Kuvayi Milliye arasında sıkışıldı. Demokrasi evrensel olarak kendisini yenilerken sol Türkiye'de o öncülüğü de yapamadı. Tersine, sivil toplum, yeni yurttaşlık arayışları sürerken, türban, laiklik etrafında kurucu ideolojinin nispeten otoriter versiyonuna yönelip, ucuz ve popülist bir biçimde egemen ideoloji savunuculuğuna soyundu sol.
Demokrasi eksikliği, siyasal kirlenme, çıkar ilişkileri, siyaset toplum kopuşması Türkiye'de hâkimdi, sola daha çok hâkim oldu. Yerel yönetimlerdeki kirlenme, parti içi demokrasi eksikliği, siyasetin çıkar ilişkileri etrafında örülmesi, etnik, mezhepsel, bölgesel çıkarlar sol siyasetin ana unsurları haline geldi, solun tıkanmasına, büsbütün halktan kopmasına yol açtı.
Bu olumsuzluk bütün 1980'ler ve 1990'lar boyunca devam eden ve egemen sol parti siyasetlerinde yaşanan çalkalanmalarla iç içe geçti. SODEP, Halkçı Parti, SHP, CHP süreçlerindeki çalkantılar solun ciddi bir ideolojik seçenek ortaya koymasına engel oluşturduğu gibi, o yeni ideolojik oluşumu yaratamaması da solun bu çalkantısına neden oldu. Sol, ideolojisinin yanında sosyolojisini, toplumsal tabanını da yitirdi. Kentleşme, kitle iletişimi, kısacası modernleşme düzeyinde yaşanan, türbanı, kadın hareketlerini vb'lerini kapsayan yeni bireyleşme süreçleri, yeni siyasal davranış biçimleri, hiçbir sosyolojik kitleyi solun kendi doğal tabanı olarak görmesine olanak vermedi.
Bugün yaşanan partileşme arayışları bu çıkmazları aşacak yeni çözümleri içermiyor. Tersine, onların üstünü örtmenin, bir yöntemi olarak çıkıyor ortaya. Bugün her şeyin bir 'tek adam' mantığına teslim edilmesi, bu kısıtlamaların hâlâ sınırsız etkinliğini gösteren en önemli kanıttır.
Yeni bir sola her zaman ve her zamankinden de çok ihtiyaç var. Ama, gerçekten 'yeni bir sol'a, bir makyaja değil!