Soldur gerçek muhalefet

Geçen hafta yazdığım yazılarda Türkiye'de sürdürülen muhalefet arayışı sorununu siyasal sağ açısından bakarak değerlendirdim.

Geçen hafta yazdığım yazılarda Türkiye'de sürdürülen muhalefet arayışı sorununu siyasal sağ açısından bakarak değerlendirdim. Üç yazıda ortaya koyduğum görüşü kısaca tekrarlayacak olursam, ben, Türkiye'de, özellikle sağda arananın bir muhalefet değil bir seçenek olduğu kanısındayım. Bu değerlendirmenin gerekçelerini ilgilenenler o yazılarda bulabilir. O nedenle sorunun şimdi başka bir yönüne bakmak ve hemen şunu söylemek istiyorum ki, Türkiye'de gerçek anlamda bir muhalefet arandığına inanmıyorum. Çünkü, o muhalefet kesinkes sol olacaktır ve soldan çıkacaktır. Hatta bu sol, Batıda nispeten muhalefeti temsil eden solun bugünkü bazı anlayış ve uygulamalarını aşan bir içeriğe sahip olacaktır.
Bu şartlar altında soru 'Acaba Türkiye böyle bir sol arayış içinde midir' şeklinde biçimlendirilebilir. Çünkü, son zamanlarda özellikle sola dönük bazı değerlendirmelerde çok ciddi hataların yapıldığı, çok hayati bazı yanılgılara düşüldüğü açık. Bu yanılgılar AKP'yi sol bir parti olarak nitelendirmeye kadar varıyor. Aynı şekilde, solculuğun ve sosyal demokrasinin neredeyse 'sol' bir içeriğe hiç sahip olmadan kendisini ifade etmesine kadar götürülüyor. Sosyal parametrelerle siyasal parametreler birbiriyle karıştırılıp, solculuk sadece sosyolojiyle tarif ediliyor. O bağlamda da ortaya ciddi bir yol ayrımı çıkıyor. Şu...
Muhalefet denilen hadise, sistemle bağlı değildir. Sistemin genel çizgilerinin içinde kalabilir. Ama, muhalefet, sistem dışı, egemen yönetim anlayışı ve biçimine karşı bir çıkıştır. Bir itirazdır. Bir başkaldırıdır. Bu bir toplumsal sürece tekabül eder. Gerçek anlamıyla muhalefet, hangi yönden ve kimden gelirse gelsin, toplumsal bir öze ve itkiye sahiptir. İlk bakışta rahatsızlık yaratan bir oluşumdur bu ve rahatsızlığı elbette egemen ideoloji ve yönetim duyar. Fakat bu bir şeyi değiştirmez, hatta önemli olan bu rahatsızlığın yaratılması, duyurulmasıdır. Öte yandan 'seçenek' denen şey muhalefet değildir. Tam tersine, seçenek, sistem içi, sistemin kabul edilmiş değerleri üstüne oturan bir olgudur. Sistemle seçeneğin bütünleşmesi bir önkoşuldur. Dolayısıyla, her seçeneğin muhalefet olamayacağını ama her muhalefetin, doğası gereği, bir seçenek ürettiğini belirtelim.
Bütün bunlardan sonra cevap verilmesi gereken ana soru şurada düğümleniyor: Türkiye, hatta dünyanın önemli bir bölümü, neden 'muhalefet' arayışından vazgeçip bir 'seçenek' arayışı noktasında tıkandı. Tam anlamıyla böyle olan mevcut durumun altında son çeyrek yüzyıldır sürdürülen neoliberal ekonominin geliştirdiği ve her şeyi dışlayan, daha doğmadan boğan hegemonyası yatıyor. Sistem, kendi içinde, neoliberal ekonominin ve ona bağlı olan ideolojinin bir 'emperatif' olduğunu dayatıyor. Çeyrek yüzyıldır sürdürülen bu koşullandırmanın etkisi altında ve onu sağlayan çeşitli organların (basın, kitle kuruluşları, kanaat önderleri, düşünce üreten odaklar, vb.) dayatmasıyla her türden arayış öncelikle bu kriterle yargılanıyor. Piyasa ekonomisinin, serbest rekabetin, neoliberal ekonominin diğer koşullarının kabul edilip edilmediği yoklanıyor, eğer bu konularda bir boyun eğiş varsa o muhalefetin sesini duyurmasına izin veriliyor. Oysa, bu adımın atılmasıyla birlikte muhalefet kendisini muhalefet olmaktan çıkarıp olsa olsa bir seçenek haline getiriyor. O zaman da herhangi bir etkinlik göstermeksizin batıyor. Çünkü, hiçbir şey aslı kadar önemli olmuyor ve kabul görmüyor. Sol da bugüne dek bu tuzağa düştü. Şimdi acaba buradan çıkış olanağı var mı?
Bu soruya yanıt arıyorum.