Solu yeniden kurmak

Altan Öymen'in adaylığıyla birlikte CHP'nin durgun gölüne küçük bir taş düşmüş oldu. Çıkan birkaç ufak kımıltıdan sonra o taş da yutuldu ve yeniden CHP kendi kabuğuna çekildi.

Altan Öymen'in adaylığıyla birlikte CHP'nin durgun gölüne küçük bir taş düşmüş oldu. Çıkan birkaç ufak kımıltıdan sonra o taş da yutuldu ve yeniden CHP kendi kabuğuna çekildi. Ama bu durum ve içerdiği olumsuzluklar bizim son CHP kurultayının ardından yaptığımız temel değerlendirmeyi değiştirmemize olanak vermiyor: Önümüzdeki seçimlerde çok büyük olasılıkla Türkiye içine girdiği iki kutuplu siyasal yapıyı sürdürecek ve parlamentoya AKP ile CHP'yi bir kez daha gönderecektir.
Bu gerçek elbette CHP yönetiminden duyulan rahatsızlığı, o huzursuzluğun altında yatan çok haklı gerekçeleri, partide sürdürülen antidemokratik yapı ve tutumu, muhalefet ederken öne sürdüğü görüşlerin içerdiği sorunları görmezden gelmemize olanak vermiyor. Vermediği gibi bu halin kendisi bir ülkedeki siyasal yapının ne kadar büyük bir çıkmaza saplandığının açık, somut bir göstergesi. İktidar partisi yüzde 35 oyla o noktaya gelip parlamentonun yüzde 70'ini kontrol ederken diğer parti tüm olumsuzluklarına karşın toplumdan yüzde 10-20 arası bir oy bekliyor. Böylesi bir manzaranın sağlıklı bir demokratik siyasete açıldığını kim düşünebilir?
Soru bu şekilde koyulduğunda ister istemez işin niye buralara geldiğini tartışmak zorunluluğu doğuyor. Bir çırpıda yanıtlanması olanaksız bu sorunun CHP'yi ilgilendiren kısmına eğilince de karşımıza çok ciddi bir yanıt geliyor: Türkiye, şu sıralarda ve görünür bir gelecekte yeni bir sol örgütlenmeyi ister daha radikal kesimlerde isterse daha sosyal demokrat kesimlerde üretemeyecektir. İşte üstünde durulması gereken asıl soru da sorun da bence budur. Peki nedir bu durumu yaratan amiller?
Bu konu sürekli olarak CHP'yi tartışarak ve onun değişmesi, yenilenmesiyle ele alınıyor. Bu, değişim kavramını kendisine şiar edinmiş modernist bir mantığın kaçınılmaz olarak gelip dayandığı noktadır. Fakat değişimin neleri içermesi gerektiği o kadar da sorgulanmış bir şey değil. Bu bağlamda üç temel olgunun tartışılması bir başlangıç noktası oluşturabilir. Bunlar Kemalizm, modernizm ve yeni sol siyaset diye saptanabilir.
Çok yıllar önce 'Yeni Bir Sosyal Demokrasi İçin' başlıklı kitabımda uzun boylu incelediğim sol-Kemalizm ilişkisi, Türk solunun bugün de henüz hesaplaşmasını tamamlamadığı, bir yanıyla olumsuz yönde dönüşerek çıkmaza girmiş, bir yanıyla henüz bitmemiş bir projedir. Yeni bir sol bu işi kimlik, demokrasi, toplum parantezleri içinde ayrı bir kalem olarak önüne koyup irdelemelidir. Yoksa sol doğrudan doğruya Kemalizm'den türer mantığıyla daha fazla bir yere gidilemez.
İkincisi, modernitenin, gene yukarıda değindiğim hususlarının sol anlamda ne ifade ettiğidir. Bu da ilerlemeci/değişmeci bir anlayışın bugünkü dünyada ne anlama geldiğini kitlelere anlatmakla ilgilidir. Buna bağlı olarak dönüşümün 'aktif modernleşme' yani yeni bir altyapı inşası etrafında kurulması zorunludur. Türkiye'de merkez sağa kaptırılmış olan bu çekici güç ele geçirilmedikçe solun kendisini yenilemesi ve yeniden örgütlemesi olanaksızdır.
Üçüncüsü yeni sol siyasettir ve bu açıkça kapitalizmle nasıl hesaplaşılması gerektiğini sorgulamak için ortaya sürülmüş bir kavramdır. Yeni bölüşüm politikaları, kesinlikle ve taviz vermez bir biçimde savunulan daha eşitlikçi ve hakçı bir ekonomi anlayışı, sosyal güvenlik, eğitim ve sağlık problemlerini çözmeyi amaçlayan kalkınmacı/büyümeci bir yaklaşım yeni solun anayasası olmalıdır.
Kısasını söylemek gerekirse ister CHP ister henüz ortada bulunmayan sol bu ilkeleri benimsemez ve pragmatik/aktif bir anlayışı önüne katmazsa sadece çaresizliğin adı olur. Bizden söylemesi.