Sövsün herkes dilediğince

Son zamanlarda entelektüel dünyamızı yeni bir merak sardı. Düşünen insanlarımız, aydınlarımız, sürekli olarak psikanalitik açıklamalarda bulunuyor.

Son zamanlarda entelektüel dünyamızı yeni bir merak sardı. Düşünen insanlarımız, aydınlarımız, sürekli olarak psikanalitik açıklamalarda bulunuyor. Fakat işin ilginç yanı, bu aydınlarımızın psikanalitik çözümleme yaptıkları alanı sol kültürün ve solcuların oluşturması. Analizin öznesi sol ve solculuk yani. Herkes ona belli bir psikanaliz metaforuyla yaklaşıyor. Solda yer alan insanların (o arada soldan gelip bu defa liberal olmuş aydınların) çözümlemelerinde aşağı yukarı hep aynı imge kullanılıyor: baba katilliği, Oedipus kompleksi, yansıtma mekanizması.
Fakat burada ilginç olan iki şeyden birisini bu çözümlemeyi yapıp sol (kökenli) aydınları kompleksleriyle mahkûm edenlerin sağdan ve soldan gelip solu yargılamak noktasında buluşmaları. Bu, sol ve sağ buluşması, son zamanlarda farklı düzeylerde de kendisini gösteriyor. 'Koalisyon'u ilginç kılan ikinci neden de o zaten: solun milliyetçiliği, sol kökenli liberallerin devleti eleştirmesine karşı gösterilen tepki. Milliyetçiliği ve devleti eleştirenler, bu mantığa göre Oedipal bir kompleksle yaralıdırlar. Devlet tarafından zamanında gadre uğramalarının intikamını bu yoldan almaya çalışmaktadırlar.
Bu, son derecede tehlikeli bir çıkış, kanımca. Her şeyden önce sol denilen kavramı mahkûm etmeyi, onu hastalıklı bir ideoloji, hiç değilse hastalıklılar tarafından savunulan bir ideoloji olarak göstermeyi amaçlıyor. İkincisi, solun ve sağın hem de bu yönde yani milliyetçilik ve devlet savunusu noktasında birleşmesi. Son zamanlarda gitgide yükselen milliyetçi dalganın buralara kadar uzanması gerçekten ürkütücü. Bu tümleşme özellikle ABD ve AB karşıtı politikalardan belli bir güç alıyor. Burada hemen şunu söyleyeyim: ben de ABD politikalarına kesinkes karşıyım. AB'ye karşı kuşkularım var. Fakat bunların hiçbirisi bana milliyetçilikle bir koalisyona gitme veya solu bu şekilde yargılama düşüncesini ilham etmiyor. Ben eleştirimi kendi ideolojim doğrultusunda yaparım.
Taktik temaslar benim işim değildir. Siyaset yapmanın aracıdır onlar. O nedenle de entelektüel düzeyde bu yakınlaşmaların tehlikesi çok daha büyük ve kalıcıdır.
Bunları belirttikten sonra şimdi şu noktaya değineyim: eleştirdiğim yaklaşımın büyük çıkmazı şudur. Bu sekter tutum, devletin ve milliyetçiliğin eleştirisindeki haklılığı, doğruluk ya da yanlışlığı ele almıyor. O eleştiriyi bilinç düzeyinde irdelemiyor. O eleştiriyi yapanla ilgileniyor. Onun bilinçaltını söz konusu ediyor. Hangi dürtülerin etkisi altında o görüşü geliştirmiş olabileceğini sorguluyor. Bu, bana göre kabul edilebilir bir yaklaşım değil. İki nedenden ötürü: öncelikle, solun eleştirisinin meşruiyeti bu yoldan yok ediliyor. Dolayısıyla da onun eleştirisine sebep olan kavram 'aklanıp' yüceltiliyor. Bu örnekte devlet ve milliyetçilik kutsanıyor. Asıl mesele odur!
İkincisi, bu yaklaşım yeni değil. Çok öteden beri uygulanan bir yöntem. Özellikle Soğuk Savaş dönemi solun hastalıklı olduğunu ve kompleksli insanların o yola girdiğini vurgulardı. O görüş dolaylı olarak şimdi bir kez daha canlandırılıyor. Belki aradaki tek fark biraz daha 'şık' durmasını sağlayacak bir cilayla kaplanmasıdır. İkincisi, Albert Hirschman, 'Gericiliğin Retoriği' isimli kitapta bu modeli üç temel gericilik söyleminden birisi olarak zaten yazmıştır. Mesele ona göre sadece devlet veya milliyetçilik değil, ne eleştirilirse eleştirilsin, onu korumak isteyenin, karşıdakini, 'hastalıklı' diye yargılaması, damgalamasıdır.
Kısacası, sorun solda değil, muhafazakârlıkta ve onun kendisini çok çeşitli biçimlerde gösteren söylemindedir. Bu böyle!