'Türban sorunu'nun sorunu

Türkiye uzunca bir süredir türban konusunu tartışıyor. Ama kendi ölçülerimle baktığım zaman buna bir tartışma demek mümkün müdür bilmiyorum.

Türkiye uzunca bir süredir türban konusunu tartışıyor. Ama kendi ölçülerimle baktığım zaman buna bir tartışma demek mümkün müdür bilmiyorum. Pek öyle görünmüyor. Kimin bu 'tartışmada' neyi temsil ettiği, nerede durduğu pek anlaşılır gibi değil. Türban kimilerine göre modernleşmenin, moderniteye geçişin bir simgesi, hatta bu süreçleri doğuran, hazırlayan araç. Kimlerine göre siyasetin bir aracı, türban. Kimilerine göre de tutuculuğun bir göstergesi. Bir başka yandan da türban, artık onu takanların 'beli açıklarla' mukayese edildiği bir olgu.
Ben, bizde anlaşıldığı anlamıyla değil ama genel olarak türbanın bir siyasal simge olduğu kanısını taşıyorum. Çünkü, dini (elbette varoluşsal, kültürel vb. oluşunun yanı sıra) doğrudan bir siyaset olarak görüyorum. Bu, dinin doğasından, yapısından kaynaklanan bir sonuç. Türkiye'deki kısıtlama ise bu gerçeğin hasıraltı edilmesinden kaynaklanıyor. Taraflar meseleyi bu yönden, bu anlayışla ele almaktan kaçınıyor. O zaman ortaya bir sağırlar diyaloğu çıkıyor. O zaman daha garip bir gerçekle karşılaşıyoruz. Siyasal olarak tanımlanmadığı ve taraflar pozisyonlarını buna göre belirlemediği için türban bir doğal sorun değil bir türetilmiş, kurgulanmış sorun niteliği kazanıyor. (Siyasetle siyaset dışının farkı da burada; siyasal olan doğal olandır.) Bir kesim nasıl bir türban sorununa sahip olduğumuzu, bunun ne ifade ettiğini anlatıyor, gösteriyor. Çözüm üretilmeyen fakat sürekli olarak niye sorun olduğu anlatılan bir şey türban. Ne zaman sorun olduğu tanımlanan, kurgulanan şey, türban.
Bu kısırlığın önemli bir boyutunu iktidar oluşturuyor. Sürekli olarak bir sorun olarak gösterilmesi, sürekli olarak gündemde bir sorun olarak tutulması nedeniyle, türban, kısır bir siyaset üretiminin de en etkin aracı durumunda. Çünkü, türbanla 'uğraşıldığı' zaman belli bir siyaset de yukarıda belirttiğim ölçüde tanımlanmış oluyor; içe dönük, kapalı bir siyaset. Bununla şunu söylemek istiyorum.
Türban tanımlandığı zaman ve onunla belli bir kesim kendisini özdeşleştirdiğinde dolaylı olarak insan hakları, demokrasi, kişisel/bireysel hak ve özgürlükler, bunların kamusal kullanımı gibi kavramlar sürekli olarak gündemde tutuluyor. Ne var ki, işin
içinde birkaç düzey var.
Birincisi, bu kavramların tek boyutlu olarak zikri gündeme geliyor. Bir başka deyişle bu kavramlardan hareketle türbana değil, türbandan hareketle bu kavramların tezekkürüne geliyoruz. Dolayısıyla da türban ötesindeki tartışmalarda bu kavramların sınırları, kapsam ve içerikleri yeniden bulanıklaşıyor. İkincisi, bu tartışmanın türban eksenli olarak sürdürülmesi nedeniyle Türkiye'deki siyaset sadece kimlik
odaklı bir politikaya hapsediliyor. Yukarıda değindiğim üzere diğer tüm toplumsal kuram kavramları bu gerçeğin içinden ele alınıyor. Son kertede kimlik politikalarının ötesine geçilmiyor. Üçüncüsü, türbanın gündemde tutulmasıyla birlikte iktidar ve siyaset çözüm araması gereken, hatta çözmesi gereken diğer tüm sorunları ikincilleştiriyor. Hepsi bir yana, sadece fırsat eşitliği bile ancak sınırları türbanla çizilmiş bir eşitlik kavramının arkasına yerleştiriliyor. Böylece zengin, çoğulcu bir siyaset üretiminin önü kesiliyor. Dördüncüsü, daha önce de bir yazımda belirtmiştim, türban ve ona bağlı diğer öğeler söz konusu olduğunda iş öyle bir noktaya geliyor ki, ya ona taraf olanlar var ya da karşıt olanlar. Taraf olanlar demokratlardır (veya demokratlar taraftır) olmayanlar anti/eksik/özürlü/kusurlu demokrattır. Söz söylemek de 'o demokratların' hakkıdır.
Zaman geçerken biz de 'türban sorunu'ndan 'türban sorunun sorunu'nu tartışmaya geçsek...