Türban ve modernleşme

Milliyet gazetesi türbanla ilgili bir araştırma yayımlamaya başladı.

Milliyet gazetesi türbanla ilgili bir araştırma yayımlamaya başladı. Kuşkusuz yararlı ve içinde bulunduğumuz tartışmalara katkısı olacak bir çalışma. Henüz tamamlanmadığı için bütün boyutlarını göz önünde bulundurarak bir şey söylemek mümkün değil, ama yaşadığımız, biraz da ne olduğunu, hangi anlamlara geldiğini yeterince algılamadığımız bu sorunu en azından yeniden ele almak için büyük bir olanak. Araştırmanın sonuçları hakkında yazılabilecekleri sonraya erteleyerek ben sadece bir tek noktaya değinmek istiyorum.
Türban konusu belli kesimler tarafından neredeyse modernleşmenin bir simgesi olarak sunuluyor. Bu, kolay kolay anlaşılabilir bir şey değil. Türban takmanın modernleşmeyi vurgulayan bir anlamı söz konusu değil çünkü. Bu, bizim, modernleşmeyi sadece görünüşler, görüntüler ve temsiller (representation) üstünden tanımlama alışkanlığımızdan kaynaklanan bir olgu. Fakat bu değerlendirmenin bir kaynağı var ki, o da çok değerli araştırmacı Nilüfer Göle'nin artık epey bir zaman önce yayımlanmış olan çalışması 'Modern Mahrem'.
Göle, o kitabında, türbanın bir 'gericilik', dünyevi olmaktan kopuş, kendi içine dönüş ve bugünkü hayatla bağları koparış simgesi olmadığını vurguluyordu. Tersine, türban takan kesimlerin de modernleşme arayışı içinde bulunduğunu belirtiyordu. İçinde bulunduğu kesim toplumun en geri kalmış kesimi olsa da, türban takmanın orada kalmaya dönük bir talebin göstergesi olmadığı, dolayısıyla 'Türban eşittir gericilik' şeklindeki anlayışın aşılması gerektiği, gene Göle'nin çalışmasından çıkan bir sonuçtu. Bu da türbanı sadece o bağlamda görmek isteyen siyasal ve toplumsal kesimlere karşı getirilmiş önemli bir açılımdı.
Şimdi, yanlış olan, bu yaklaşımı 'Türban modernleşmedir' şeklinde yorumlamaktır. Türbanı daha yaygın olarak kullanan veya dinsel yaklaşımlarla daha iç içe bulunan kesimlerin modernleşme talebinin bulunması ve onun kavranması ayrı bir şeydir türbanmodernleşme denklemini kurmak ayrı şeydir. Evet, bu bir gerçek, türban takan kişiler ve kesimler sosyoekonomik yapılarına göre farklı modernleşme taleplerinde bulunuyor. Türkiye'de dinin Batı Protestanlığında bulunan ve Max Weber'in
'Kapitalizmin ruhu' diye tanımladığı bir 'asetisizm'inin (çilecilik) bulunup bulunmadığı (ben bulunmadığı kanısındayım) ise bu bağlamı belirleyecek çok önemli bir başka olgudur ve türbanlı kesimlerin modernleşme talebi üretmesi ayrıca sevinilecek bir husustur.
Bu yanlış belki geniş ölçüde modernleşme talebinin ve simgelerinin yeterince 'okunmamasından' kaynaklanıyor. 'Tesettür' kesimlerinin de diğer kesimlerin benimsediği yordamları aynen tekrarlaması (fuarlar, defileler, kokteyller, vs.) bu yanlış algılamada gene etkili olmuş olabilir. Ayrıca türbanla modernleşme arasındaki ilişkinin hangi düzeyde ters orantı içinde işlediğini de henüz bilmiyoruz.
Kaldı ki, modernleşme gibi toplumsal dönüşümler bütün dünyada simgelerini üretir ve onlar üstünden gelişir. Bu, Türkiye gibi korporatist yapılarda kültürün ve kültürel simgelerin daha da önem kazanmasına yol açar. Egemen sınıf ikamesi olarak ortaya çıkan bürokrasi ve ona bağlı olarak şekillenen semboller ve kültürel düzey en önemli gerçeklik düzlemi niteliğini kazanır. Bu, Kemalist reformlarda da böyleydi, türban konusunda da böyle. Üstelik, bugün bu bağlamı değerlendiren artık çok yeni bir literatür var. Jenny White'ın, Nael Yavaro-Yaşin'in, Deniz Kandiyoti'nin, Ayşe Saktanber'in ve başkalarının İslami yordamı bir gündelik hayat pratiği olarak algılayan çalışmaları okunmadan bu bağlam kuşatılmaz. Biraz dikkat!