Türban ve tartışma

Türbanın Türkiye'de artık ne ölçüde bir sorun olduğunu söylemek güç. Her şeyden önce ulusal sınırların dışına taşıyor. Çeşitli Avrupa ülkelerinde ve uluslararası mahkemelerde yeni türban uygulamalarına, yorum ve kararlarına gidiliyor.

Türbanın Türkiye'de artık ne ölçüde bir sorun olduğunu söylemek güç. Her şeyden önce ulusal sınırların dışına taşıyor. Çeşitli Avrupa ülkelerinde ve uluslararası mahkemelerde yeni türban uygulamalarına, yorum ve kararlarına gidiliyor. Türkiye de kaçınılmaz olarak katılıyor bu süreçlere. Dış dinamiklerden etkileniyor. Batı dünyasında üretilmiş kararları kendi iç hukukuna uyguluyor. Onları bir dayanak ve kaynak olarak değerlendiriyor. Ne var ki, Türkiye'nin bu sorunu kavrayışında, bütün benzeri sorunlarda kendisini gösteren entelektüel yorum yapabilme kısıtlaması bir kez daha ortaya çıkıyor. Bu, türban uygulamalarından çok daha önemli bir sorun bence. Türban takılmasına izin vermek ya da vermemek son tahlilde bir politika. O politikayı belirleyen unsurları yok saymak olanaksız olsa bile bu yöndeki her adım, her yaklaşım politik bir tavır içeriyor. Oysa, türban sorunu denilen şey özünde bir entelektüel tartışmayı zorunlu kılıyor. İçinde yaşadığımız dünyada bir önemi varsa bu tartışmanın, o da budur.
Entelektüel tartışma dediğim şey öncelikle liberal demokrasinin ve haklar ve özgürlükler alanının iç sınırlarını yoklamamıza bir fırsat sağladı. Bu irdelemenin mutlaka türbana özgürlük tanınmasıyla sonuçlanması gerekmiyordu. Ama hiç değilse liberal düşüncenin ve onun ayrılmaz parçası olan haklar alanının sınırlarını değişen koşullarda yeniden sorgulamak olanağı bulundu bu yoldan. Ona bağlı olarak birey-toplum-devlet ilişkisi de gözden geçirildi. Bununla da kalınmayarak türban feminist dünyanın bir parametresi olarak ele alındı. Erkek egemen bir toplumsal ve zihinsel yapıda türbanın ne ifade ettiği üstünde çalışıldı.
Bütün bunlar işin ne kadar Türkiye'nin dışında olabildiğini de gösteren hususlar. Oysa bana öyle geliyor ki, Türkiye bu tartışmayı hiç de böylesine geniş bir yelpaze içinde yapmadı. Akademi dünyasında ve dar bir sınır içinde çok ufuk açıcı yaklaşımlar sergilendi, çok önemli yazılar yazıldı.
Fakat bunlar daha fazla yaygınlaşamadı. Daha geniş bir kitleye ulaşamadı. Bu, o yazıları yazanların 'suçu' değil. Bu işle görevli olan, ara ve taşıyıcı kurumların, özellikle de basının görevi ve işlevi.
Eksik bir yan varsa işin içinde, sorumluluğu oralarda aramak gerekir.
Bu yönden bakınca artık bir anlamda kapanmakta olan türban konusuyla ilgili bir-iki noktaya işaret etmek istiyorum. Bunların ikisi de doğrudan İslami kesimlerle ilgili.
Her şeyden önce türban bir 'sorun' olarak toplumun çok önemli bir bölümünde yok.
Bu sorun kendisini onunla özdeşleştirmiş bir siyasetin gene kendisini meşrulaştırmasının bir aracı olarak ortaya getiriliyor veya ortada tutuluyor. Adeta o kesimlerin siyasi varlık nedeni olarak algılanıyor türban o çevre tarafından. O nedenle de gündelik bir politikanın sınırlarını aşarak daha geniş bir bakışla taranamıyor. 'Çözüldü-çözülmedi' zıtlaşmasının içine sıkışıp kalıyor.
Bence bundan daha önemlisi ise şu: belirttiğim koşul yüzünden türban demokrat ve liberal çevreler tarafından önemseniyor ve acaba nasıl dönüştürülebilir diye sürekli olarak gündemde tutuluyor. Bu irdelemenin temelini de insan hakları ve demokrasi oluşturuyor. Türban burada sadece bir değişken. Konu bu olgular olunca herhangi bir başka şey de bu kabulle ele alınabilir ve aynı mantıkla sonuçlandırılabilir. Oysa asıl mesele İslami yani türbanı içselleştirmiş kesimlere düşüyor. Acaba onlar doğrudan kendilerinden getirdikleri hangi temel argümanla türbana karşı olanları ikna edecektir?
Soru bu ve bunu biraz daha ele almayı düşünüyorum.