Türban ya da hepimiz suçluyuz

'Kamusal alan' kavramıyla 'laiklik' kavramını biraz daha kapsamlı olarak bilseydik türbanla ilgili tartışmayı bu kadar katı bir hale getirmezdik.

'Kamusal alan' kavramıyla 'laiklik' kavramını biraz daha kapsamlı olarak bilseydik türbanla ilgili tartışmayı bu kadar katı bir hale getirmezdik. Buna bir de devletin yurttaşına güvenmemesini, onu ergin, erişkin bir varlık olarak görmemesini ekleyelim. Şöyle başlayabilir miyiz?
Türkiye'de Fransız Devrimi'nin getirdiği anlayış içinde oluşmuş bir laisizm var. Laisizm bu yanıyla politik ama devlet kontrolünde, hatta devlet tekelinde olan bir kavram. İstediğimiz kadar ona yeni içerikler vermeye çalışalım, kurucu bilinci itibarıyla laiklik, dinin toplumsal alandan soyutlanması anlamını taşıyor. Doğrusu bu anlayışın aşılması ama bugün 'devlet' diye tanımlayacağımız kesimde temel tepki ve refleks bu yönde gelişiyor. (Fransa'da da aynen böyle!) Cumhurbaşkanı'nın aldığı karar bu yöndedir. Anayasa Mahkemesi'nin kararı da bu mantığı taşımaktadır. Dolayısıyla asıl sorun laisizmi tartışmak, gerekiyorsa onu dönüştürmek, hiç değilse sınırlarını daraltmaktır.
Bunu yapacak olan siyaset. Ne var ki, Türkiye'de yaşanan asıl sorun da o. Cumhuriyet yönetimi ve ideolojisi demokratik bir toplum yaratmadı. Bunun olanaklarını bulmadı da aramadı da. Cumhuriyet ileride demokrasiye geçecek bir toplumda kullanılabilecek çok önemli bazı temel kavramları çok kontrollü bir biçimde 'icat etti'. Bunların başında yurttaşlık, medeni hukuk ve kavramları geliyor. Bununla birlikte, özünde demokratik bir süreç doğurmadığı için, Cumhuriyet, siyasal olanı daima geriye itti. Onu da devlete ait, devletin 'yapacağı' bir şey olarak gördü. Siyasal alan çok sonraları nispeten genişlediyse de her defasında devletin müdahalesiyle daraltılmak istendi. Askeri darbelerin mantığı buydu.
Bu koşullar altında Türkiye'de kurucu ideolojinin ve bilincin bazı değerlerini tartışmak ve onların sınır koşullarını siyaseten zorlamak, değiştirmek olanağı yok. Her şeyin aynen, ilk gün olduğunca devam etmesi, sürmesi bekleniyor. Laiklik de o bağlamda ele alınıyor. Siyaset de siyasetçi de bugün yukarıda tanımladığım, egemen olan biçimiyle laisizmi daha fazla tartışma gücünü kendisinde bulmuyor. Zorlamalarla bazı gedikler yaratmaya çalışıyor sadece.
Siyaset yapılmasına olanak verilmeyen bir toplum, bir halk zaten devlet tarafından güvenilmeyen halk demektir. Bu, Türkiye'de modernitenin en önemli çelişkisidir. Çünkü, Cumhuriyet 'fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür' nesiller yetiştirmek emelindeydi ve eğitimini bu yönde oluşturmuştu. Oysa bugün bunun henüz ortaya çıkmadığına inanıyor ve devleti hâlâ her şeyin üstünde egemen kılmayı, modernleşmesinin devamı için elzem sayıyor.
Bunun doğal sonucu kamusal alan diye bir kavram icat etmesidir. Bu köşede daha önce uzun uzun yazdığım üzere bizim 'kamusal' dediğimiz alanın Batı dillerindeki karşılığı tam tersidir. Topluma ait, halka ait alan demektir. Bu kavram sivil toplumla iç içedir ve çok büyük bir paydayı kapsar. Oysa Türkiye, siyaset eksikliği nedeniyle onu daralttıkça daraltıyor. O zaman mesela üniversiteye türbanı yasaklıyor. Oysa kamusal alanda devlet hizmet veren bir konumdadır. O anlamda da kendisine gelen insanın türbanına karışmamalıdır. Postaneye, hastaneye gelene başını açmasını söylememelidir devlet. Kendi memuruna ise elbette karışabilir; çünkü, o, devlette çalışmak isteyen insanla yapılmış bir sözleşmedir. (O bile tartışılır.)
İkincisi, devlet, türbanın ya da bir başka şeyin siyasallaşmasına karşı tedbir almak zorundadır. O süreç başladığında müdahale eder. Yoksa türbanı baştan, mesela üniversitede yasaklamaz.
Oysa bütün sorun, bizde, devletin daha baştan herkesi suçlu görmesinde değil midir?