Türkiye, iki partiye gidiyor

3 Kasım'da yitiren partiler, yerel seçim sonrası tarihe gömülecek. Türkiye iki partili sürece girecek ve CHP dışı sol da AKP'ye karşı CHP'ye yönelecek.

Bu satırları yazdığım sırada henüz nasıl gelişeceği belli olmayan CHP kongresinin sonuçlarını değerlendirmek daha sonraki bir iş. Ben şu aşamada CHP kavramının içinde bulunduğumuz günde ve toplumda ne ifade ettiğine bakmak istiyorum. Her şeyden önce şunu belirtmek gerekiyor ki, Türkiye ağır, etkileri daha uzun süre devam edecek bir kutuplaşmaya doğru itiliyor. Asker-sivil, atanmış-seçilmiş, devlet-toplum gibi ayrışma noktaları mevcut iktidarın ideolojik tavırları da söz konusu edilerek son zamanlarda gereğinden fazla kaşındı. Türkiye, çok uzun bir aradan sonra, demokratik ve cumhuriyetçi reflekslerini bir türlü yatıştıramıyor. Kimsenin kimseye inanmadığı, bütün kanatların siyasi paranoyalarla hareket ettiği bu dönem Türkiye'nin 'klasik', bana göre özünde muhafazakâr olan politika üretme (daha doğrusu üretmeme) yöntemini büsbütün harekete geçiriyor, ayrışma noktalarını büsbütün sertleştiriyor. Bu karşı karşıya gelişte, Türk siyasal yapısının henüz aşamadığımız unsurları karşı karşıya geliyor. Üstünü örtmeden, saklayıp gizlemeden belirtmek gerekirse bu tarafları askerler ve siviller oluşturuyor.
Ne yazık ki, çok yazık ki, henüz sivillerin getirdiği ve diyelim 'sakıncalı' olduğunu düşündüğümüz söylem ve yaklaşımları gene siviller aracılığıyla tartışıp aşmaya çalışmıyoruz. Bu, henüz siyasal alanı yeterince genişletemediğimizin, siyaseti topluma ve onun sınıflarına, katmanlarına ait bir olgu diye algılamadığımızın iç yakan bir göstergesi.
CHP, son seçimlerden bu yana geçen sürede bütünüyle bu anlayış üstüne oturmuş bir politika sürdürüyor. Orduyla, egemen ideolojinin bürokratik söylemiyle ve toplum içinde giderek etkinliğini yitiren bir yaklaşımla siyaset üretmeye çalışıyor. Son derece tek taraflı, içedönük, kendisini cılızlaştıran bir tavır bu. Neden?
Düğüm bu noktada: CHP, bugüne değin sadece 'kültürcü', asla siyasal olmayan, teknolojist boyutu hiç bulunmayan bir ideolojinin partisi. Bugünkü dünyanın ve Türkiye'nin koşullarını algıladığını, bugünkü görüntüyü oluşturan süreçlerin bilincine vardığını gösteren tek bir iz, işaret yok. Projesi, politikası olmayan, sosyal demokratım dediğinde de sosyal demokrat olamayan, dolayısıyla boşlukta ve sadece yukarıda değindiğim polarizasyondan gelen etkilerle kendisini ayakta tutmaya çalışan bir parti. Kısacası, sol değil, sosyal demokrat değil, hatta, çağdaş koşullar karşısında bu partide genel başkanın davranışı, tepkileri, yöntemi düşünüldüğünde parti değil.
Ama, bu CHP, gelecekten medet umuyor.
Bunu sadece doğal karşılamak değil aynı zamanda gerçekleşecek bir husus diye görmek gerekir. Gerçekten de yakın dönemde yaşanacak yerel seçimlere Türkiye içinde bulunduğu kutuplaşmanın dozunu daha da artırarak girecek. Bütün seçim AKP ile ona karşı olan partiler arasında cereyan edecek. Oysa, 'öteki partiler' yok. Zıtlaşmanın ruhuna uygun olarak sadece AKP ve bir sembol olma özelliğiyle CHP var ortada. Son seçimleri yitirmiş partiler bu seçimden sonra kesinkes tarihe gömülecekler. Türkiye, belki de gene geleneğine uygun olarak iki partili bir sürece girecek ve yapay ayrımları sandıkta sona erdirecek.
O zaman CHP dışında kalan kendisini sol diye tanımlayan partiler bu kutuplaşmanın yarattığı basınçla CHP'ye doğru savrulacak. Gerçek bir temel üstünde ayrışmamış, sadece kişisel kırgınlıklarla ve ego çatışmalarıyla birbirini dışlamış olan kadrolar bu partide bir araya gelecek. Ortaya çıkan yarı yapay yarı gerçek ittifak bu partinin, tekrar edelim, mevcut kutuplaşmayla 'son iyiliği'ni yaşamasına yol açacak.
Umarız asıl CHP ve bir sol parti ondan sonra biçimlenir.