Türkiye'nin Kürt sorunu

Türkiye'nin iki tür sorunu var: bunların bir bölümü gerçekten ve çok farklı nedenlerden ötürü 'sorun' olarak kabul edilmesi gereken şeyler.

Türkiye'nin iki tür sorunu var: bunların bir bölümü gerçekten ve çok farklı nedenlerden ötürü 'sorun' olarak kabul edilmesi gereken şeyler. Diğerleri ise doğrudan sorun değil, 'sorunlaştırılmış' ('sorunsallaştırılmış' değil) olanlar. Siyasal planda bakıldığında sorunlar siyasal rant üretmez. Çözüm bekler. Daha genel olgulardır, toplumun bütününü derece derece etkiler. Sorunlaştırılmış olanlar ise daha ziyade belli bir çevrenin tartıştığı, toplumu doğrudan ve geniş bir paydasında etkilemeyen, siyasal rant beklentisiyle ortaya sürülmüş, o nedenle de neredeyse sürekli olarak çözümsüzlüğe mahkûm edilmiş tartışma odaklarıdır.
Kürt meselesi/sorunu diye ortaya sürülen ve yıllardır Türkiye'yi her düzeyde etkileyen bir tartışma var orta yerde ve kişisel değerlendirmeme göre bu olgu iki kategorinin kesim noktasında yer alıyor. Bir açıdan bakıldığında, her yönüyle çok ciddi, irdelenmesi gereken, çok boyutlu, değişken özellikte, kapsamlı, karmaşık bir sorun. Ama bir başka yandan ele alınınca da Kürt sorunu diye tanımlanan bu tartışma neredeyse çözümsüzlüğe mahkûm edilmiş, çözümü daima dolaylı girişimlerde aranan, üstüne yeterince varılmayan, salt bir kesime aitmiş gibi gösterilen ve öyle de değerlendirilen bir yumak.
Son zamanlarda, yakın tarihte alınan onca yola rağmen bu sorunun bir kez daha gündelik siyasetin orta yerine oturduğu gözlemleniyor. Üstelik bir tek vesileyle değil, iç içe geçmiş iki büyük halka halinde.
İlki, çok tedirgin edici bir şey. Şimdi basında sürdürülen irdelemelerden anlıyoruz ki, PKK-Öcalan süreci ağır bir suçun odağıdır. Bu örgüt-lider bütünlüğü bölünmenin eşiğindedir. Daha doğrusu tükenmenin. Mevcudiyetini koruyabilmek için terör tarihinde daima görülen bir yönteme başvurmuş, kendisine karşı çıkanları şiddet yoluyla susturmaya yönelmiştir. Ortada bir cinayet bulunuyor. Bu örgütle uzun yıllar şu ya da bu şekilde ilişkide olmuş, önderine yakın durmuş bir kesim bu cinayeti kınamaktan çeşitli açıklamalarla kaçınıyor.
Öte yanda dünkü basın açılmış Kürtçe kurslarının kapatıldığını yazdı. Nedeni çok şaşırtıcı değil: talep yok! Şaşırtıcı değil dedim, çünkü, aynı hal daha önce Kürtçe müzik kasetlerinin başına gelmişti. Onlara da beklenen talep bulunamamıştı. Oysa, o kursların açılması başlı başına bir olaydı. Türkiye'nin demokratik gelişmesinde bir dönemeç teşkil ediyordu, kurslar. Fakat açılırsa, ülkeyi böleceği söyleniyordu. Bugünkü durum tasavvur dahi edilmezken gerçek oldu.
Bu, bir tek şeyi gösteriyor: Kürt sorunu Türkiye'nin en önemli, en kapsamlı sorunudur. Bu sorun sadece Kürtlere ait değildir. Sadece onların talepleriyle sınırlanamaz. Eğer öyle bir yaklaşım varsa bu tepeden tırnağa yanlıştır. Kuşkusuz Kürt kesimi kendi taleplerini ortaya koyacaktır. Ama bu, kendisini toplumun geri kalanından ayıran, toplumun kendi dışında kalan kesimini dışlayan bir mantık taşımamalıdır. Tam tersine, Kürt yaklaşımı öncelikli bir diyalojiyi içermelidir. Bu da demokratik bir sürecin en temel ölçütüdür. Aynı şey Türk kesimi için de geçerlidir. O da baskın, başat özne olmanın dışlayıcılığından uzak bir yaklaşım ve anlayışla bu soruna yaklaşmalıdır ve bu olguyu Türklerin değil, Kürtlerin değil, Türkiye'de kapsamlı, derin bir demokratikleşmenin çözeceği bir mesele olarak görüp, öyle hareket etmelidir. Fakat bunun temel hareket noktası şiddetin geri çekilmesi, söz konusu dahi edilmemesidir. Hele bugünkü saçma haliyle hiç!
Üstelik, demokrasi dediğim şey, sözde değil özde bir demokrasi olarak tanımlanmalıdır ve bu bir vazgeçilmez önkoşuldur.