Umutsuzlar

Türkiye'nin asıl sorununun eğitim olduğunu belirtmişim pazartesi günkü yazımda.

Türkiye'nin asıl sorununun eğitim olduğunu belirtmişim pazartesi günkü yazımda. O değerlendirmeyi 8. sınıf öğrencileri arasında yapılan bir çalışmaya dayanarak öne sürmüştüm. Fakat sorun sadece ilk ve orta eğitimle sınırlı değil. Yükseköğretim de bundan payına düşeni alıyor. O da bir başka çalışmanın sonucu olarak çıkıyor karşımıza.
Gazi Üniversitesi'nden Dr. Erdinç Yazıcı başkanlığında gerçekleştirilen ve Milliyet'te yayımlanan (28 Nisan 2003), Mehmet Yılmaz'dan başka kimsenin ilgisini çekmeyen bir araştırma çanların çoktan çalmış olduğunu gösteriyor. Gerçekten de çanlar çalmış, kimse aldırmamış ve artık sonuçlarına katlanmak zorundayız.
58 üniversiteden 37 bin 680 öğrenci üstünde yapılan araştırmanın o ürpertici sonuçlarına göre özel üniversitelerde okuyan öğrencilerin yüzde 85'i, devlet okullarında okuyan öğrencilerin yüzde 75'i 'çalışmak ya da yaşamak için yurtdışına göç etmeyi düşünüyor.' Daha da dramatik yanı şu araştırmanın: 'Özel üniversitede okuyanların yüzde 20'si, devlet üniversitelerindeki öğrencilerin yüzde 18'i Türkiye'ye dönmek de istemiyor.'
Böyle bir Türkiye bir çırpıda ortaya çıkmadı elbette. Gençlerin bu derecede umutsuz olmasını sadece eğitim koşullarına bağlamak da olanaksız. Bu sonucun oluşmasında tüm ekonomik, toplumsal, siyasal, hatta Türkiye'nin uluslararası ilişkilerinin rolü var. Eğer Türkiye en iyi okullarında okuyan öğrencilerini daha ileri eğitim görmek için değil, çalışmak için bile yurtdışına kaptırıyor, bu kitlenin yüzde 20'si geriye dönmeyi düşünmüyorsa ortada çok ciddi, çok vahim bir durum var demektir.
Bunun ne olduğu da araştırmanın bir başka sonucunda kendisini gösteriyor. 'Üniversite öğrencilerinin mezuniyet sonrası iş beklentisi öncelikle prestijli bir özel sektör kuruluşunda çalışmak.' Özel üniversite öğrencileri ikinci sırada kendi işlerini kurmayı düşünürken kamu sektöründe çalışmak ancak devlet üniversitesinde okuyan öğrencilerin ikinci tercihi. Kısacası devlet gençlerin hayatında belirleyici bir rol oynama özelliğini nicedir yitirmiş.
Bu oluşumların çok doğal bir başka uzantısı da izlenebiliyor araştırmada. Çünkü, üniversite öğrencileri AB perspektifine büyük bir önem veriyor. Öğrencilerin AB'yle bütünleşmeye verdikleri destek özel üniversitelerde yüzde 61, devlet üniversitelerinde ise yüzde 42. Burada AB birleşmesinin yeni bir gelecek, yeni bir umut olarak görüldüğü ise apaçık. Halkla gençlik bu noktada örtüşüyor.
Türkiye'nin koşulları bunlar. Böyle bir ülkenin kendisine bir gelecek beklentisi yaratması olanaksız. Türkiye'nin bu gidişatı bir an önce durdurması, tersine çevirmesi bir zorunluluk. Bunu yapabilmek için de Türkiye'nin sadece soyut ve tarihsel önermeleriyle yetinmemesi, içinde yaşadığı dünyayı kavrayacak, hatta o dünyayla iç içe olduğu izlenimini verecek önlemleri alması gerekiyor. Neredeyse kendi haline terk edilmiş, dünyanın yaşadığı dinamizmden ve çağcıllıktan kopmuş bir Türkiye'nin ne kendisi daha fazla bir yere gidebilir ne de gençliğini yanında sürükleyebilir. Kaldı ki, bütün bunlar, özel okulla ve oradaki kitleyle devlet okulundaki öğrenci bünyesi arasında bir duyarlılık farkı olmadığını gösterdiği gibi, okullarda sürdürülen ve neredeyse şovenizme varan bir milliyetçilik endoktrinasyonunun da bir işe yaramadığını açıkça kanıtlıyor. Türkiye kadar ideolojik ve milliyetçi bir eğitim veren ülke neredeyse yok ama bir sonuç almaya yetmiyor o çaba.
Maddi (dar parasal anlamda değil, en geniş anlamıyla) hayat hâlâ dünyayı ve insan yaşamını belirleyen en önemli etken. Türkiye'nin anlaması gereken de bu!