Uzanlarla pornografi

Gazetelere yansıyan bir haberi okuduğumda yüzümün kızardığını hissettim. Habere göre ilgili malum kurum ne kadar şatafat içinde yaşadıklarını, nasıl pırıltılı bir hayata sahip olduklarını göstermek için Uzanların yemek takımlarını filan sergileyecekmiş.

Gazetelere yansıyan bir haberi okuduğumda yüzümün kızardığını hissettim. Habere göre ilgili malum kurum ne kadar şatafat içinde yaşadıklarını, nasıl pırıltılı bir hayata sahip olduklarını göstermek için Uzanların yemek takımlarını filan sergileyecekmiş.
Bir parça hukuk bilgisi, daha doğrusu kültürüne sahip bir insanın böyle bir yaklaşımı kabul etmesine imkân yok; olamaz da. Bu yaklaşım ve anlayış, feodal dönemin 'ibreti âlem' olsun diye gerçekleştirdiği uygulamalardan pek farklı değil. Ayrıca ahlaki bir anlayıştan da yoksun.
Cem Uzan'ın politikasına tepeden tırnağa karşıyım. Siyaseten yaptıklarını a'dan z'ye kadar yanlış buluyorum. Sürdürdükleri iş yapma anlayışını Türkiye'de 1980'lerden beri devam eden çok çarpık bir zihniyetin ürünü olarak görüyorum. Ayrıca o yönteme sadece Türkiye ölçeğinde değil ideolojik düzeyde evrensel olarak karşıyım. Fakat bunların hiçbirisi şu son yapılanı aklamaz.
Bir ülkede bir işadamı yanlışlar yapmış, haksız kazançlar sağlamış olabilir.
Bunun yolu onu bağımsız mahkemede yargılamaktır. Cezası neyse onu vermektir. Fakat o işadamının velev ki yanlış yollardan elde ettiği parayla nasıl yaşadığını 'teşhir' etmek çağdaş hukuk anlayışına sığmaz. Bugünkü ceza hukuku böyle bir yaklaşımı barındırmaz içinde, buna cevaz vermez. Öte yandan böyle bir metodun, bu hukuk dışı uygulamanın nerede duracağı kestirilemez. Yarın öbür gün herkesin hayatı ve o hayatın her türden mahremiyeti herkesin diline düşer. Bizatihi devletin bunu yapması, buna alet olması ise aklın, hafsalanın kabul edeceği bir şey değildir. Kaldı ki, ben, eldeki birikimin belli bir estetik tercih bağlamında kullanılmasına karşı çıkmayı da kabul etmem. Çünkü, o tercihin hangisi doğru hangi yanlış sualinin yanıtı her daim muğlak olacaktır. Halil Bezmen Türk resmini topladı. Belli bir noktaya geldi, koleksiyonu yağmalandı, darmadağın oldu. Erol Aksoy'un koleksiyonu benzeri bir akıbetle yüz yüze. Peki, onlar ne? 'Doğru' yatırım mı 'yanlış' yatırım mı? O yatırımı gülünç
bulan yok mu? Ayrıca ne fark eder? İşte tümü yok oldu gitti. Bir kişinin içtiği şarapla, puroyla uğraşmak bu işi çözmez.
Ama her şey bir nedene bağlı. Bu da öyle.
Bu çarpık mantığın altında öncelikle 'bir hırka, bir lokma' düşüncesi yatıyor. Türkiye, klasik korporatist geleneğinin bir uzantısı olarak daima bunu özledi. Yakup Kadri daha o zamanlar bu toplumda fakirlerin zengin, zenginlerinse fakir gibi yaşadıklarını, buna zorlandıklarını saptayıp yazıyordu. Bana göre de toplumun büyük bölümü yoksulken, yoksunken belli bir biçimde yaşamak yanlış. Ama bu, ideolojik bir çözümle aşılabilir ancak. Zenginliğin teşhiriyle değil. Kaldı ki, o konudaki anlayış da yargı da değişeli hayli oluyor.
Öte yandan biz sermaye denen şeyi ne biliyor ne tanıyoruz. Burada cafcaflı diye gösterdiğimiz o yemek takımı Batı'nın ölçülerinde acaba ne ifade ediyor? Fakat maksadımız herkesin 'imtiyazsız, sınıfsız kaynaşmış bir kitle' olmasını sağlamak. Üstelik, bu 'sosyalizm, komünizm' de değildi. Küçük, ayrışmamış bir cemaat yaratma kaygısı. Bugün de devam ediyor: sermaye teşhirde.
İkincisi, her şey gelip 'teşhir' kavramında düğümleniyor. Türkiye'nin sorunu artık o. Biz tepeden tırnağa teşhirci bir toplum olduk. Kimse kendisini bu çılgınlıktan uzak tutamıyor. 'Gösterme' ve onun eşleniği olan 'dikizleme' artık temel yaşama biçimimiz. Sonuç olarak gitgide pornografi batağına saplandık. Orada çırpınıyoruz. Ama kurtulmak için değil; tam tersine, battıkça batmak için.
Üstelik artık o dünyaya bizim özgün bir katkımız da var: sermayeyle pornografi!