'Vahşetin Çağrısı'

Alaska'nın 'beyaz insan' tarafından keşfi 1741 yılında gerçekleşmiş. Beyazlar geldiklerinde burada 100 bin dolayında yerli yaşıyormuş.

Alaska'nın 'beyaz insan' tarafından keşfi 1741 yılında gerçekleşmiş. Beyazlar geldiklerinde burada 100 bin dolayında yerli yaşıyormuş. Alaska nüfusunun bugün 98 binini yerliler oluşturuyor. Alaska bir eyalet. Kendi içinde bölgelere ayrılmış durumda. Toplam olarak 1.5 milyon kilometrekare. Yukon bölgesi yerlilerin en çok bulunduğu bölge. Diğer eyaletlerdeki gibi yerliler genel toplumsal alandan dışlanıp sadece kendilerine ayrılmış bölgeye sığınmış durumda değil. Ama gene de bir istatistik bölgenin gelir seviyesi düşük kısmını bu insanların oluşturduğunu gösteriyor. Çevrede dolaşırken görülen işsiz güçsüzlerin, sarhoşların, berduşların çok önemli bir bölümünü de gene bu insanlar oluşturuyor.
Yerliler Meksikalıya, Kızılderili'ye, Tatar'a benziyor. Bunların Bering Boğazı'nı geçip gelmiş insanlar olduğu tahmin ediliyor. Dillerine 'yurt', 'kayak', 'çay' gibi sözcükler var. Eskimolar bıçağa da 'ulu' diyorlar. Rus kökenliler, İsveç kökenliler de kitlenin belli birer bölümünü oluşturuyor. Hatta ilk ahşap, büyük yapıyı 1915 yılında
İsveçli göçmenler inşa etmiş.
Alaska deyince akla gelen iki şeyden birisi 'altına hücum'. İlk büyük hamle 1898'de gerçekleşmiş. 1900'lerin başında bu süreç devam etmiş. Zengin olma umudu bölgenin hızla zenginleşmesine yol açmış. İlk demiryolunun 1915 yılında yapılması da bu sürecin bir uzantısı. Fakat altın kısa sürede bitmiş, üretimi de kontrol altına alınmış.
İkinci şey akla gelen elbette soğuk. Çok soğuk bölgeleri var eyaletin. Bazı rekorlar da kırılmış. Kuzey'deki Fairbanks'ta -57 görülmüş. Çıplak arazide -30 normal bir ortalama. Kızak köpeklerinin en sevdiği ısı da buymuş. Fakat, bu ısıda araba lastikleri zemine yapışıyor. İç Bölge'de araba motorlarının bütün gün çalışması gerekiyor. -40'ta havaya attığınız bir fincan su yere düşmeden önce donuyor. -46'da ise cilt bir dakika içinde donuyor. Fakat Anchorage ve civarı Japonya'dan kaynaklanan bir sıcak su akıntısı nedeniyle kışı ortalama -7 derecede bir ısıyla geçiştiriyor. Yazları ise 20-27 derece arasında salının bir ısı mevcut. Dolayısıyla Jack London'un buralara gelip yazdığı 'Vahşetin Çağrısı'
daha uzak alanların bir çağrısı.
Vahşi doğadan daha önce söz etmiştim. Gerçekten de öyle. Bölgede 3 bin nehir var. 100 bin buzul bulunuyor. 3 milyon (evet, üç milyon) civarında da irili ufaklı göl yer alıyor. Bu da doğaya bağlı bir turizmi burada tahrik ve teşvik etmiş.
Kentsel dokudan biraz bahsetmiştim.
Biraz daha anlatayım.
Bütün küçük Amerika kentlerinde görülen özellikleri burada görmek de mümkün. Ama burası, Anchorage yani, özellikle küçük bir merkez. Her yer birbirine çok yakın. Herkes birbirini yakından tanıyor. Kent kahveleri tipik Amerikan taşrasının özelliklerini yansıtıyor. En çok da önünde bir litrelik sürahiden bardağını doldurup sabahtan akşama kadar bira içen suskun alkolikler görülüyor oralarda. Herkes kendi küçük işletmesinden geçiniyor. Kentin her şeye rağmen kozmopolit bir havası var. Kasaba duyarlılıklarını, mahcubiyetini, Amerikan püritenizminin içekapalılığını görmek mümkün. Çok az sayıda olsa da çeşitli mutfakları yansıtan bir yeme içme geleneği var. Fakat, içmek burada bira demek çoğunlukla. Kendi biralarını üretiyorlar. Genellikle de siyah bira sevip içiyorlar. Deniz mahsulleri mutfağın temelini oluşturuyor. Ama öyle istiridyeler filan yok. Genellikle somon görünüyor ortalıkta. Onu da Amerikan usulü yapıyorlar.
New York'ta basılan gazeteler bir gün gecikmeyle geliyor. Gri, zor bir yağmur dökülüyor kentin üstüne ve kış akşamı kentten önce ruhları karartarak erkenden iniyor.