Yanılmayı tercih etmek

Değerli yazar, Taha Akyol, geçenlerde Milliyet'teki köşesinde birkaç gün önce ölen Filistinli/Amerikalı aydın Edward Said'den söz açıyordu.

Değerli yazar, Taha Akyol, geçenlerde Milliyet'teki köşesinde birkaç gün önce ölen Filistinli/Amerikalı aydın Edward Said'den söz açıyordu. Akyol, Said'in 'Oryantalizm' kitabı ve kavramıyla ufkumuzu açan bir düşünür olduğunu belirttikten sonra onun 'radikal' yanına değiniyordu. Akyol'a göre İsrail'e taş atan Said'in davranışı bir 'profesör'e yakışmazdı.
Akyol'un yazısı bence Said gibi 'sorunlu' aydınların farklı yönlerden kavranmasına, o arada yanlış anlaşılmalarına çok güzel bir örnekti. Geçmişte de daha birçok aydın buna benzer biçimde değerlendirilmişti. Örneğin Sartre büyük bir filozoftu, ama 'yanlış' bir aydındı. Nâzım Hikmet iyi bir şair fakat 'yanlış' bir ideolojinin adamıydı.
Oysa, aydın, Edward Said'in Türkçeye 'Entelektüel' başlığıyla çevrilen (Ayrıntı Yayınları) yapıtında belirttiğine göre tam da Akyol'un olumsuzladığı insandır. Bu yapıtın özgün adı 'Entelektüelin Temsilleri'dir (Representations of the Intellectual). Türkçe çeviride atlanan 'temsil' kavramı aydının 'görüntü'süyle ilgili bir şeydir ve bence asıl vurgu onadır. Nitekim Akyol'un dile getirdiği ve diğer aydınlara yöneltilen eleştiriler de işin görüntüsüyle ilgilidir.
Kitabın ilk bölümünde Said bu konudaki düşüncelerini dile getirir. Kısacası, aydın radikal olması gereken birisidir. Çünkü asıl amacı
'iktidarlara hakikati söyletmek'tir. Bunun dışında kalan aydın sadece bir 'profesyonel' olacak ve 'milletlere ve geleneklere pes edecek'tir.
Bence Akyol'un Said'i bir 'profesör' olarak eleştirmesi onun profesyonel yanını öne çıkaran, onu aydının özgürlüğünden soyutlayarak kurumsal bir kimliğin içine sıkıştıran bir yaklaşımdır. Said çapında birisini, mesela, Lacan'ı sadece 'mesleği'yle birlikte düşünüp değerlendirmek bir haksızlıktır.
Öte yandan Akyol'un Said'e yönelttiği eleştiri ilk değil. Said, o taşı attığında üniversitesindeki İsrailli öğrenciler rektörlüğe başvurmuştu. Üniversitenin rektörü de yayımladığı bir açıklamayla Said'in eyleminin kimseyi hedef almadığını, o taşın en geniş anlamda bir özgürlük düşüncesini 'temsil' ettiğini belirtmişti. (Bu yazı, Radikal'in, 17.12.2000 sayılı nüshasının Yorum sayfasındadır.) Bu tartışma da orada bitmişti. Şimdi Akyol'un onu hatırlatması belki bir 'lapsus'.
Bu eleştiriler, onun, özyaşamöyküsünde (Out of Place) anlattığı süreçten geçip Filistinli kimliğinin bilincine varması, o davanın içinde yer almasıyla birlikte başlar. Said, Amerika'da en sert davalardan birisine taraf olmuştur. Bunun bedelini ödeyecektir.
Bu bedel hiç beklemediği bir yerden geldi. Geliştirdiği 'Oryantalizm' kuramı bir anlamda hızla çözülmekte olan Marksizm'in yerini almaya başladı. Said'in ona yüklediği bütün anlamlardan soyutlanarak bu kavram bir tür 3. Dünyacılık savunusu gibi algılanır oldu. Daha da ileri götürülerek, Oryantalizm, antiemperyalist bir yaklaşımın bürokratik ideolojisi haline getirildi, bir tür Batı karşıtlığı olarak değerlendirildi. O yaklaşımların bayrağı oldu. Radikal İslam'ın yükselişinde Oryantalizm yanlış ve haksız bir biçimde kullanıldı. Fakat, geçenlerde Sabah'taki yazısında (17.08.2003) Soli Özel, Said'in
'Oryantalizm'in yeni baskısındaki önsözünde bu görüşe nasıl ve niye karşı çıktığını belirtiyordu. Kaldı ki, bu ilk de değildi. Said, son zamanlardaki
entelektüel çabasının önemli bir bölümünü bu soruna ayırmıştı.
Sartre'ın eylemini daima yanlış buldum. Ama ben, naçizane, hep söylendiği gibi, Taha Akyol'un yazılarında sık sık atıfta bulunduğu ve en önemli Fransız düşünürü saydığı Aron'la haklı çıkmayı değil Sartre'la yanılmayı tercih edenlerdenim.