Yanlış borsacı olmak

Dün yaşanan hızlı gelişmeler, birisi bizimle doğrudan ilgili, öteki genel </br>olarak savaşla ilintili iki şeyi gösteriyor. </br>İkincisinden başlayalım.

Dün yaşanan hızlı gelişmeler, birisi bizimle doğrudan ilgili, öteki genel
olarak savaşla ilintili iki şeyi gösteriyor.
İkincisinden başlayalım.
ABD, ültimatom vererek Saddam'ın ülkeyi terk etmesini istedi ve bazı gerekçeler sayarak savaşın 'kendisince' kaçınılmaz olduğunu bir kere daha dünyaya duyurdu.
Evet, savaş kaçınılmaz ama sadece ABD için. Bunu bir defa böyle bilmek gerekiyor. Zihin bulanıklığı, karışıklığı yaratarak savaşın genel anlamda ve bütün dünya için kaçınılmaz olduğunu, o arada Türkiye için zorunlu olduğunu sanmak dehşet verici bir hata olur. Bu, ABD'nin kendi çıkarları, kendi 'iradesi' doğrultusunda başlattığı bir savaş süreci. Yanında İngiltere var. Bu iki devlet orada genel anlamda bir yeni düzen istiyor. Onun da iki temel koşulu var: Önce petrol konusunda (ki bu 10 firmadır) yeni paylar ve kazançlar sağlamak sonra da bölgede sınırsız bir hegemonya kurmak. Bunun dışında bu savaşın bir gerekçesi yok. Oysa ABD varmış gibi gösteriyor ve onu da bölgeye demokrasi getirmek diye tanımlıyor. Bush'un konuşması bu noktaya vurgu yaptı ama buna kim inanır? Belki göreli, sözde bir demokrasi gelecek bölgeye ama onun da ABD hegemonyasının bir uzantısı olmadığını kim, nasıl iddia edecek? Bu savaşta yüz binlerce, evet, yüz binlerce insan ölecek. Kimse ondan sorumlu olmayacak mı? Bu savaşın haklı, meşru olduğuna ABD sokaktaki bir tek insanı inandırabilir mi? Veya, savaş süreci başladığından bu yana ABD yanına bir tane ek destek alabildi mi?
Şimdi buradan hareket ederek ikinci noktaya, işin bizimle ilgili yanına gelelim.
Ortalığı bir panik havasının sardığı görülüyor. Piyasalardaki panik değil söz konusu olan yönetimdeki panik. Onun da bir tek müsebbibi var: AKP. Bugüne kadar ne yaptığını bilmeden hareket eden bu parti ve onun hükümeti, yediği tezkere travmasından sonra içine düştüğü bunalımı aşamayarak ABD'yle tam bir Şark kurnazı gibi ilişki kurdu. Onu oyaladı, önünden kaçtı, ona cevap vermedi. O arada da, 'Savaş başlıyor, girmezsek yitiririz' havası yaygınlaştı. Şimdi dehşetli bir panik içinde toparlanmaya çalışıyor.
Bu temelden yanlış bir düşünce ve davranış. Bu mantıkla hareket eden bir hükümetin ve yönetimin ABD'yle veya başka bir devletle sağlıklı ilişki kurması, görüşme yapması mümkün olmaz. Bu dağınıklık içinde açık kafayla düşünülmez. Sadece razı olunur ve onay verilir. Sonunda da kartlar yeniden dağıtılır ve o ne olduğu bir türlü bilinmeyen beklenti elde edilmez.
Savaşa girmezsek ABD'yle ebediyete kadar ters düşeriz mantığının da bu anlamda geçerliliği yok. Siyaset her gün yeni pazarlıkların yapılıp değişen koşullara göre yeni koalisyonların kurulduğu bir dünyadır. Kimse kimseye karşı sonsuza kadar sırtını dönemez. Kaldı ki, ABD, bu savaşa eğer bölgeyi yeniden kurmak için giriyorsa bu Türkiye'nin bölgede bugün elinde tuttuğu gücü zayıflatacağı anlamına gelir. Türkiye'nin bu savaşa taraf olmasında bir tek husus var: bölgede otonom bir Kürt devletinin kurulmasına engel olmak. Oysa uzun vadede ABD'nin böyle bir şey aradığı belli. Türkiye, bu sorunla daha uzun süre yaşayacak. Öyle veya böyle bu savaşın ardından Türkiye birçok çatışmanın, gerilimin ortasında yer alacak, başına yeni Kıbrıs türü belalar sarılacak.
Bu savaş yeryüzündeki yanlış savaşların en yanlışlarından birisidir. Türkiye adımlarını bunu bilerek atmalıdır. Gücünü ve özgüvenini kullanarak hesap yapmalıdır Türkiye. Yoksa yükselen bir borsaya bakarak parasının tamamını oraya yatırıp sonra çırılçıplak ortada kalan cahil ve aciz spekülatörlere dönüşmesi işten bile olmayacak. Çünkü, bir yanlışın içinden doğru çıkmaz.