Yanlış hesap Bağdat'tan dönüyor

Belki, allem edilip kallem edilip bir yolu bulunup bu tezkere Meclis'ten geçirilecek ama cumartesi günü ortaya çıkan durumu, bir noktayı gözden...

Belki, allem edilip kallem edilip bir yolu bulunup bu tezkere Meclis'ten geçirilecek ama cumartesi günü ortaya çıkan durumu, bir noktayı gözden kaçırmaksızın çok iyi değerlendirmek gerek. Evet, beğensek de beğenmesek de, savaş karşıtlarının oluşturduğu süreç bu sonucun karşımıza gelmesinde derecesiz bir etkiye sahip. Demek ki, 'kamuoyu' denilen kavram bundan böyle yabana atılmaması, üstünde uzun boylu durulması gereken bir olgu.
İkincisi, malum 'realpolitik' yandaşlarının tepkisine bakıp, 'bu kararla birlikte Meclis 'romantik' bir tepki gösterdi, yanlış karar aldı ve
'realpolitik'ten anlamadığını gösterdi' mi diyeceğiz? Bir meclis, üstelik de iktidar partisi milletvekillerinin (ne demek olduğunu bile bile) vermediği oyla bir tezkereyi reddedince külliyen yanılmış, fakat koltuklarında oturup büyük stratejiler yazan 'realpolitik' uzmanları haklı mı çıkmış olacak?
Bunu söyleyenlere, ki aşağı yukarı aynı kişilerdir, Demirel'in cumhurbaşkanlığı görev süresinin uzatılmasını isteyen tezkerenin reddedildiğini de hatırlatalım. O zaman da eğer süre uzatılmazsa,
'realpoltik'e aykırı davranılmış, ülkede istikrar bozulmuş, hatta bölgede dengeler yerinden oynamış olur deniyordu. Demirel Çankaya'dan indi, söylenenlerin de hiçbirisi olmadı. (Şubat 2001 krizini kimse ağzına almasın, onun ne olduğu malum.)
İmdi, bu iki unsuru alt alta koyunca galiba şöyle bazı sonuçlar türetmek mümkün.
1. AKP, bu konuda başından beri yanlış bir politika izledi. ABD'ye daha başlangıçta teslim olduğu besbelli. Bunu bizzat Erdoğan açıklıyor. Bütün stratejinin ekonomiye bağlandığı ortada. 'Ekonomik açıdan çaresiziz, Amerika'ya tepki gösterirsek bedelini ekonomik olarak öderiz' veya bunun tersi, 'ekonomik yetersizliğimiz bizi onların dümen suyuna girmeye itiyor' yollu yaklaşımlarla ancak bu kadarı olabilirdi.
2. Bu kadar bağımlı ve teslimiyetçi bir anlayış (dikkat politika değil; çünkü o zaten ortada yok) izlendiğinden, ortaya çıkmış karardan hareket edip yeni bir model oluşturmak da söz konusu değil. Belli ki, hükümet, bütün sakıncalarını bile bile tezkereyi bir kez daha Meclis'e iletecek. Grubun üstünde baskı kurup onu desteklemesini sağlayacak. Oysa başlangıçta daha geniş ufuklu, gerçek anlamda bir perspektif ve vizyona oturan yollar tutulsaydı bugün hükümetin eli çok daha güçlenmiş, manevra alanı çok daha genişlemiş olurdu.
3. Evet, ortada bir gerçek var: böyle bir tezkerenin Meclis'e getirilmesi ve oradan bir karar çıkarılması üstünde çok konuşulan Anayasa'nın 92. maddesine uygun olabilir (ki, orada da bazı sıkıntılar var). Fakat bu bir yasa koşulunun yerine getirilmesidir. Hukuk açısından bakınca uluslararası meşruiyeti tescil edilmemiş bir kararı Meclis'e aldırmak o meşruiyeti sağlayacak zemini, yani BM'yi reddetmektir. Bu konuda hiçbir mugalataya gerek yok. Her şey çok açık. ABD, 'Ben BM'yi tanımam' diyor. Tezkere, ABD'yle ittifakı, onunla birlikte savaşmayı, onun savaşına zemin olmayı içeriyor. Bu durumda ABD'nin tarzı, tavrı, mantığı aynen benimsenmiştir.
'Bu işten ABD kazançlı çıkar, ben de kazanırım' deniyorsa, o başka bir hesap, ama yanlış hesap.
4. Şimdi gelelim şu meşhur 'realpolitik'e ama 'gerçek' olanına. Savaş, Türkiye'nin sınırında, hatta içinde olacak. Buna kayıtsız kalmak saçmalıktır. Türkiye, çıkarlarının gerektirdiği adımları atmalı. Ama bu, tezkere çıkarıp ABD'yle savaş ittifakı yapmaktan çok farklıdır. Hükümetin suratına çarpan da budur. Ayrıca, meraklılarına söyleyelim, bu anlayış Saddam'a tepeden tırnağa kadar karşı olmaya engel de değildir.
Eh, bazıları hem siyaset hem de dış politikayı öğrenecek, doğal olarak.