Yazar toplumsal bir öznedir

Çok değerli dostum, Varlık, Siyahi ve Yasak Meyve dergilerinin editörü, şair Enver Ercan geçen haftalarda yapılan Yazarlar Sendikası toplantısında başkan seçildi.

Çok değerli dostum, Varlık, Siyahi ve Yasak Meyve dergilerinin editörü, şair Enver Ercan geçen haftalarda yapılan Yazarlar Sendikası toplantısında başkan seçildi. Başka adaylar da vardı. Ama kurul Enver Ercan'ın ve oluşturduğu kadrosunun bu görevi yapmasını istedi. Bu seçim birçok nedenden ötürü iyi oldu. Her şeyden önce Ercan'ın yayın ve edebiyat dünyasını en yoğun biçimde yaşaması, bugüne kadar üstüne aldığı işleri kotarmakta gösterdiği başarı, kişilik özellikleri, şimdi, bu kurum aracılığıyla yazın ve yazar dünyasının beklediği çok sayıda soruna çözüm üretmekte onu güçlü bir aday konumuna yerleştiriyor. Hatta ondan daha önemlisi bu yeni dönemle birlikte umarız yazar ve yazın ikilisi Türkiye'de birer toplumsal olgu ve imgeye dönüşebilir. Gündelik hayatın içinde tartışılan, onun kopmaz bir parçası olarak algılanan gerçeklikler haline gelir.
Her şeyin 'televole' kültürüne teslim olduğu bir sırada, bu kurumun göstereceği çaba ve etkinlikle yazarın da edebiyatın da genel kamuoyunda güçlü bir odak haline getirilmesinin ülkeye sayısız yararının olacağı açıktır.
Türkiye, her alanda olduğu gibi, edebiyat ve yazarlık alanında da çok ciddi bir örgütlenme ve örgütlü mücadele eksikliği yaşıyor. Bunun sonucunda yazarlık hakları geniş ölçüde zarara uğramıştır. Kısa bir süre önce çevirmenler kendi aralarında örgütlenerek haklarını savunmak, pekiştirmek istediler. Oysa bu teker teker çevirmenlerin işi değildir. Çevirmenlerin bu konuda sahip olduğu duyarlılığı yazar örgütleri işlemek ve somutlaştırmakla yükümlüdür. Demokratik, örgütlü toplum olmanın gereği budur. Kaldı ki, Türkiye, bu demokrasi lafının ortaya geldiği her zaman ve yerde içine kapanmıştır. Yazarlık gibi toplumun çok küçük bir kesiminin ilgilendiği ama onunla mukayese edilmeyecek kadar büyük bir anlam ve işleve sahip bu kesimin içinde bulunduğumuz dünyada daha da farklı sorunları kapımızda duruyor.
Nedir o sorunlar?
Bunların ilkini yukarıda belirttim: telif haklarından başlayarak devam eden sorunlar yumağı. Bugün dünyanın uygarım diyen her noktasında bu iş çok sıkı biçimde denetlenir ve bunu sağlayan yasalar vardır. Oysa Türkiye henüz 'korsan'la savaşı bana göre başlatamamıştır bile. Ortada yapılan bir şeyler var, ama bunlar yeterli olmaktan çok uzak. Hele internet ve fotokopi dünyasında meselenin boyutları hem daha genişlemiş hem daha karmaşıklaşmıştır. Bu sorun öncelikle toplumsal bir bilinç yaratılarak aşılabilecektir. Bu ise çok daha farklı bir kavramayı öngerektiriyor ki, demokrasiyle bu işleri birleştirmenin önemi burada daha çok ortaya çıkıyor.
O anlamda yazarın toplumsal bir kimlik olduğunun bilinmesi gerekiyor. Dahası, bu, yazar kimliğinin en önemli öğesidir. Burada 'toplumsallık' yazarın kendi algılaması değildir. Yazar, kişisel olarak çok daha bireyci, içedönük bir pozisyonu da seçebilir. O, buna rağmen toplumsal olan kişidir. Yazarın kaleminden çıkan toplumsal bir 'şey' olan dille meydana getirilmiştir. Dolayısıyla yazar kaçınılmaz olarak kendi dışına açıktır, yazdığını yayımladığı andan başlayarak. Bu durumda, sorun, bu gerçeği algılayamayan toplumun ve devletindir. Unutmayalım ki, yazarların linç edilmek istendiği, kitaplarının satılmaktan men edildiği, kütüphanelerden çıkarıldığı bir Türkiye'de yaşıyoruz. Bu şartlar altında toplumun yazarın toplumsal kimliğini algılaması ayrıca bir çabayı gerektirecektir. Aynı şekilde, edebiyatın ortaeğitimden çıkarıldığı bir Türkiye'deyiz. Bunlar vahim sorunlardır.
Enver Ercan ve arkadaşlarının bu sorunlara çok önemli çözümler getireceğine içtenlikle inanıyorum ve bir yazar olarak bunu bekliyorum.