Yeni bir sol ve 1 Mayıs

Dün 1 Mayıs'tı.</br>Bu tarih, kitlesel anlamına 1970'lerde ulaştı. </br>O yıllarda, dünyanın sol bir eksende dönüştürülebileceği, bunun...

Dün 1 Mayıs'tı.
Bu tarih, kitlesel anlamına 1970'lerde ulaştı.
O yıllarda, dünyanın sol bir eksende dönüştürülebileceği, bunun insanlık için zorunlu olduğu, fakat işin bilinç ve emek gerektiği her 1 Mayıs'ta kitlesel olarak yinelenirdi, Türkiye'de ve dünyada. Fakat, 1970'lerin getirdiği sol açılım bizde devlet düzeyinde tepki toplamakta gecikmedi. Devlet, Soğuk Savaş'ın azdırmasıyla fakat ondan daha önemlisi iktidarda bulunan Demirel ve yandaşı siyasetçilerin çok ciddi siyasal ve demokratik bilinç ve kültür eksikliği nedeniyle bu hareketi 'kan ve demir'le bastırmaya yöneldi. 1970'lerin getirdiği katliamlar, ölümler, yıldırmalar
1 Mayıs'ın kuramsal-ekonomik-toplumsal sol anlamını unutmamıza ve devlet-toplum hatta devlet ve derin devlet arasındaki ilişkiyi anımsamamıza yol açtı. Sonra araya uzun 1980'ler girdi. Önce solun üstünden postallarla geçildi. Ardından 1983 sonrasının Yeni Sağ politikalar döneminde solun adı unutturulmak istendi.
Ama işler zamanla rayına oturmaya başladı. 1990'lar özünde sol olan değerler üretti. Hukukun üstünlüğü, insan haklarının evrensel önemi, ulus-devlet ötesi kimlik politikaları, sosyal adalet kavramının yeniden keşfi, küresel yoksulluğa karşı tepki gibi olguların birer politika aracına dönüşmesi solu yeniden bütün vazgeçilmezliğiyle gündeme oturttu. Batı Avrupa'da neredeyse bütün ülkelerde sol tek başına veya koalisyonlar aracılığıyla iktidara gelirken Latin Amerika deneyimi yepyeni bir ufuk hattı oluşturdu.
Dün, 1 Mayıs'tı. Şimdi tüm bu olgular üstünde düşünmek bir zorunluluk. Hepsinin belkemiğini bir tek nokta meydana getiriyor. Önümüzdeki dönemde (bunun ne kadar bir zamanı kapsadığını bilmiyorum) bir sol hareket olacak mıdır, solun siyasete koyacağı ağırlık ne anlama gelecektir? Bunların çıkış noktası nedir?
Kendi ideolojik ve entelektüel eğilimimin öznel değerlendirmesi bana solun vazgeçilmez olduğunu söyletiyor. Bunu açıklayacak sayısız koşul sıralayabilirim. Ne var ki, bu yaklaşımın somut ve nesnel bir çizgisinin olması şart. Hatta asıl zorunluluk o. Öyle bir açıdan bakınca solun temel sorununun günümüz dünyasının maddi altyapısıyla kuracağı ilişki olduğunu görmek zor değil. Bu, günümüz ve yarının solunun kendisine yeni değerler inşa etmesi demek.
Böyle bir önerme çoğunun sandığı üzere solun bütüncül reddi anlamına gelmez. Mesela, Marx'ın öldüğünü ilan etmek değildir bu. Aksine, solun kendisine, özüne dönmesidir. Çünkü, sol, her şeyden önce dünyanın maddi bütünlüğü içinde kavranması ve Marx'ın büyük önermesiyle söylemek gerekirse, onun yani dünyanın değiştirilmesini istemektir. Bu da, sanılanın tersine verili, yaşanan maddi dünyanın sola uydurulması değil (o, otoriter ve bürokratik bir rejimdir sadece) solun yaşanan maddi dünyaya uydurulmasıdır. 'Uydurmak'tan (adaptasyon) söz ederken taviz vermek, işin özünü gevşetmek, çarpıtmak değil maksadım. Örneğin, bazı sosyal demokratik yaklaşımların yaptığı gibi 'nasıl daha
neo-liberal oluruz?' sorusuna bir yanıt arayışı olamaz solun tutkusu. Tam tersine, 'muhalefet ve alternatif' olarak yapmamız gereken nedir?' sorusunun yanıtını somutlaştırmaktır bu çıkış noktası. Solun özündeki değerler bugünkü dünyayı nasıl kavrıyor sorusuna yanıt aramaktır.
Dünya, böyle bir atılımı her zamankinden daha çok gereksiniyor bugün.