'Yeni' sağ 'seçeneğin' özellikleri

Türkiye'de AKP'ye 'seçenek' aranıyor. Aranan bir muhalefet değil, seçenek. Sağdan çıkması istenen bir seçenek ihtiyacı var. Muhalefet değil aranan.

Türkiye'de AKP'ye 'seçenek' aranıyor. Aranan bir muhalefet değil, seçenek. Sağdan çıkması istenen bir seçenek ihtiyacı var. Muhalefet değil aranan.
Çünkü, muhalefet kontrol edilemeyecek bu koşullarda da 'sol' olması gereken bir unsur. Oysa seçenek daha denetimli, güdümlü bir şey. O nedenle de yeni seçenek muhalefet ediyormuş gibi de yapacak.
Pazartesi günkü yazımda Türkiye'de 1950 sonrasında sağın hem muhalefeti
hem de iktidarı simgelediğini söylemiştim. Bu açıdan bakınca şimdi sağdan çıkarılmak istenen seçenek muhalefet hangi unsurlarla bütünleşecek?
Öyle görünüyor ki, sağ muhalefet anlayışı yeni değil. 2002 yılından bu yana bu talep dile getiriliyor. O yıl Mehmet Ali Bayar'ın başına geçtiği DTP, ardından Kemal Derviş'in hamlesi sonucu DSP'den sökülen milletvekilleriyle kurulan ve başına İsmail Cem'in geçtiği YTP hep bu 'yeni muhalefet' ve 'yenileşme' mantığıyla hareket etti. Oradaki vurgu, yerleşik düzenin partileri ve yönetim anlayışına muhalefetti. O talebin doğru olduğunu seçim sonuçları gösterdi. Toplum DSP, DYP, MHP ve ANAP'ı tasfiye etti. Bir yenilik arayışı içinde olduğunu da AKP'yi işbaşına getirerek gösterdi. Şimdi, AKP'ye karşı ve gene sağdan bir muhalefet çıkarılmak isteniyor. Öyleyse, bu muhalefet neye muhalefet olacak?
Burada çok net bir şey var: AKP, üzerinde, bugün bile, kuşkular olan bir parti. Zaman zaman 'uyutulsa' bile bu 'kuşku sancısının' mevcudiyeti bir gerçek. Özellikle AKP'nin ideolojisinden türüyor bu. Referansının İslam olmadığını söylemekle birlikte AKP'nin İslam'la olan ilişkisi belli bir rahatsızlık yaratıyor. Ama öte yandan bu parti, özellikle AB gibi bir meseleyi iyi kötü götürüyor. Ekonomide belli bir iyileşmeyi ve belli bir istikrarı temsil ediyor. (Benim bu iddialara köklü itirazlarım var ama o ayrı bir mesele.) Sosyolojik tabanına bakıldığındaysa bu parti hem taşranın dinamiklerini bünyesinde topluyor hem taşra sermayesinin (burjuvazisinin) üzerine oturuyor hem de büyük kentteki çevreyi temsil ediyor. O zaman, bir yanıyla modernleşmeci, bir yanıyla muhafazakâr bir parti ve özellikle de pazartesi günkü yazımda değindiğim doğrultuda devletle belli bir kitle adına karşı karşıya gelen bir parti. Kendi tabiriyle de muhafazakâr demokrat bir parti.
Böyle bir partiye sağ muhalefet yapmayı gerektiren bir tek unsur olabilirdi. Eğer bu parti, zaman içinde devletle, temsilcisi, sözcüsü olduğu kitleyi aşacak biçimde özdeşleşseydi, muhalefet anlam ve işlev kazanabilirdi. Oysa böyle bir şeyden şimdilik pek söz edilemez. Evet, zaman zaman yükselen bir anti-popülizm belki böyle bir izlenim veriyor ama
o çok 'pastel' bir şey. Dolayısıyla bir sağ muhalefetin asli unsuru bugün için söz konusu değil.
O zaman çatışma 'muhafazakâr' kavramıyla 'demokrat' kavramı arasında cereyan ediyor ve edecek. Doğrudur, muhafazakârlığın demokrasiye rağmen öne itilmesi kabul edilecek bir şey değil. Dolayısıyla daha ileri bir demokratik bilince ihtiyaç var ama o da Türkiye sağının 'genetik' olarak üreteceği bir şey değil. Bu şartlar altında geriye 'modernlik görüntüsü' kalıyor; 'görüntü' olarak modernlik. Yani, taşranın 'kaba'lığından arındırılmış, köylülükten büsbütün bağımsızlaştırılmış, daha 'cumhuriyetçi' anlamda 'medeni' bir 'görüntü'ye sahip, daha 'şehir'li, daha 'elitist' bir sağ muhalefet. Bugün belli kesimlerce talep edilen ve dikkatle geliştirilmek istenen budur!
Bu aslında DP ve AP'nin ilk zamanlardaki modelidir ve yeniden oraya dönülmek isteniyor. Bunun çok somut bir nedeni var. Onu irdelemeyi cumaya bırakayım.