Yeni 'yeni dünya düzeni'

Irak krizini ve 'Fralmanya' modeli içinde ortaya çıkan NATO ve BM krizlerini Irak'ın ötesinde düşünmek gerektiği artık anlaşılıyor.

Irak krizini ve 'Fralmanya' modeli içinde ortaya çıkan NATO ve BM krizlerini Irak'ın ötesinde düşünmek gerektiği artık anlaşılıyor. O zaman ilk soru şu: Yaşananlar sonuç mu, başlangıç mı?
Bir açıdan bakılırsa iki şeyin sonucu. Bunların ilki, daha önce ilan edilen 'yeni dünya düzeni' kavramı. Ne olduğu da artık açık seçik biliniyor: Tek kutuplu dünya, Amerikan hegemonyası, büyük krizler yaratmaya başlamış olan ekonomik küreselleşme. Buna çok kanlı sonuçlar doğurmuş olan mikro-milliyetçi yaklaşımları eklemek gerek. ABD, daha önce Irak'a müdahale ederek bu yeni düzenin ilk hamlesini yapmıştı.
Süreci belirleyen ikinci önemli etken 11 Eylül saldırısı. Çok boyutlu bir oluşumdu o ve ABD'nin 'yeni dünya düzeni'ni bir adım öteye taşıması, kendi hegemonyasını pekiştirmesi için beklediği olanakları ona sağladı. Bir 'tehdit' ve 'saldırı' kavramını kendisine çıkış noktası alarak ABD dünya yüzündeki yayılmacı politikasını sürdürüyor.
Bütün bunlar Irak saldırısının bir sonuç olduğunu gösteriyor ama diyalektiğin mantığı onu da hemen yeni bir başlangıç olarak konumluyor. Neyin başlangıcı denirse, 'yeni' yeni dünya düzeninin denebilir.
Onun ne olduğunu bugün yeterli bir açıklıkta göremiyoruz henüz. Gerçek sol söylemin geliştirdiği belli iddialar işin içyüzünü anlamamıza yardımcı oluyor. Bunun başında da hegemonya kavramının kazandığı yeni boyutlar ve içerik geliyor. Hegemonyayı giderek artan yoksullukla, düzeyi artan sömürüyle, görülmemiş ölçülere varan eşitsizlikle bir arada düşünebiliriz. Buradan bakıp, hegemonya ve bugünkü ABD arayışı finans kapitalin etrafında üretilen klasik emperyalizm kuramlarını doğrulayacak niteliktedir denebilir. Ama, bu, içinde bulunduğumuz çok karmaşıklaşmış dünya koşullarında fazla kestirme bir yaklaşım olur.
O zaman geriye başka ve daha 'hassas' bir nokta kalıyor. O noktayı biraz tersinden bakarak ele almak gerektiği de açık. Çünkü, dünya düzeni denilen olgunun belirleyici özelliklerinden birisi demokrasiydi. Bugün ABD, hiç değilse görünen kısmı itibarıyla müdahalesini böyle bir zemine de oturtuyor. Yani, Irak'ta olsun dünyanın diğer yerlerinde olsun demokrasi dışı rejimleri değiştirmek gibi bir 'misyon'la kendisini yükümlü kılıyor. Bu, dediğim gibi, 'hassas' bir nokta. Nereye kadar kabul edilir, nereden sonra reddedilir ayrıca tartışılması gerekir. Fakat öyle anlaşılıyor ki, ABD böyle bir bahanenin arkasına saklanarak sınırları gitgide daha çok genişleyecek ve bütün dünyayı kapsayacak bir müdahaleyi gerçekleştirecek.
İş asla ve asla Irak'la sınırlı kalmayacak.
O zaman şunu düşünmek gerekiyor: NATO'nun çöküşü, ABD'nin BM'yi 'Benimle varsan varsın yoksan yoksun' şeklinde köşeye sıkıştırması da sadece Irak'la sınırlı değil. ABD'nin umurunda da değil. Çünkü, ABD, kafasında
'yeni' bir 'dünya sistemi' kurmaya karar vermiş görünüyor.
O karar içinde de NATO ve BM eski dünyanın kurumları. Dolayısıyla ABD'nin gözünde yoklar.
Bu açıdan bakınca 'Fralmanya süreci' de haklı ama biraz boşa çalışan bir yaklaşım. Neticede, o iki ülke de eski düzenin kurumları üstünden işleyen bir sistemi ayakta tutmaya çalışıyor ki, ABD açısından o boşa işleyen bir mekanizma.
Bu durumda NATO ve BM'ye bir anlamda sistem dışı kaldılar denebilir. Bu, yeni sistem daha iyi olacaktır, vs. anlamına gelmez ama ortadaki gerçek bu. Dolayısıyla da sorun, şimdi, sadece Irak'a müdahaleyi tartışmak değil daha kapsamlı ve perspektifi geniş bir strateji kurmak, yani 'vizyoner' olmaktır.
Türkiye'yi bekleyen asıl tehlike bunu anlamamaktır.