Yeniden sol mu, yeni sol mu?

İşçi Partisi seçim başarısını, bütün yitimlere rağmen, belli bir ekonomik-sosyal başarı temelinde kazandı. Bu saptama, Blaire'in son yıllarda sürdürdüğü politikaları aklamaz.

İşçi Partisi seçim başarısını, bütün yitimlere rağmen, belli bir ekonomik-sosyal başarı temelinde kazandı. Bu saptama, Blaire'in son yıllarda sürdürdüğü politikaları aklamaz. Tam tersine, Blaire de, Irak'ta sürdürdüğü yanlış, taraflı ve haksız politikanın kendisine 'zeval' getireceğini seziyordu. Öyle oldu. Önemli bir oy yitimine değilse de sandalye yitimine maruz kaldı.
Bu yitimin önemli bir nedeni zaten İP dışında cereyan ediyordu. Liberal Parti ile Muhafazakâr Parti arasındaki oy etkileşimi sonunda sadece İP'nin değil muhafazakârların da sandalye-oy yitimiyle sonuçlandı. Fakat ortaya önemli bir sonuç çıktı: iki partili sistem yerine artık İngiltere üç partili sistemle idare edilecek. Ama ben daha çok İP'nin durumu ve konumuyla ilgiyim. Bu tartışmayı da çok hayati iki noktaya dayandırarak yapmak gerektiği kanısındayım. Bunların ilki, bir kez daha Blaire'in Irak politikası. Gerçekten de öylesi bir politikayı sürdüren bir siyasetin gerçek anlamda sol bir siyaset olduğundan kuşkuluyum ve öyle sanıyorum ki, bu durum İngiltere kamuoyu nezdinde doğrulanmıştır. Hem Blaire'in yitirdiği oylar hem de bu politikaya karşı çıktığı için partiden atılan kişinin aynı kamuoyu tarafından desteklenip yeniden parlamenter seçilmesi nedeniyle.
İkincisi, Blaire'i bu defa merkez ve sağ basın 'şiddetle' destekledi. Bu, biraz İngiltere'de belki zihinsel bir genetik olan 'muhafazakârlığın', yani eldeki sistemi hemen değiştirmeye karşı duyulan tedirginliğin bir uzantısıydı. Ama böyle bir açıklama çok safiyane olacaktır. O zaman geriye başka bir şey kalıyor: İP'nin sürdürdüğü politikalarla kimin bütünleştiği, o politikaların öncelikli yararının kime dönük olduğu sorusu. Bu yönden bakınca ilkin şu iki saptamayı yapmalı. İP, işbaşında bulunduğu sekiz yıl boyunca ekonomiyi sürekli olarak büyüttü; kesintisiz bir biçimde ve daima ileriye doğru giderek. İki, İP, 10 yıl önce yüzde 10 olan işsizliği net bir biçimde yarıya düşürdü ve yüzde 5'e çekti. Aynı İP, çok önemli bir şeyi daha yaptı ve toplumu 'modernleştirdi'. Modernleşme dönüşümü, özellikle sağlık ve eğitim sistemindeki atılımlarda gösterdi kendisini. Bugün ortada çok önemli bir toplumsal/sınıfsal değişim var. Blaire artık başka bir tabana yaslanıyor.
Bu, çok önemli bir gelişme; çünkü, bu taban ve onun talepleri ortaya sol bir iddia koyuyor mu, yoksa sol dediğimiz şey bütünüyle merkeze kaymış ve orada nitelik ve kimlik değiştirmiş bir şey midir artık diye somutlaştıracağımız bir soruyu yanıtlamamızı gerektiriyor. Cevap olarak şunu söyleyelim ki, ortada duran yapı artık sentetik bir unsurdur. Bu sol bir Lula'nın, bir Chavez'in solu değildir. Bunun nedeni farklı toplumların ürettiği farklı ihtiyaçlardır. İngiltere, Thatcher sonrasında daha farklı bir yönsemeyi geliştiremedi ve ortaya sol dozu giderek artan bir pragmatik ideoloji çıkardı. Bu, sonuç hayıflanmayı gerektirmez. Çünkü, öncelikle İngiltere gibi bir yerde bile sol-modernleşmenin ne kadar önemli bir unsur olduğunu belirtir. Solun bundan böyle üzerine oturması gereken ana kanava öncelikle budur: yeni modernleşme itkisi.
Bir de layıkıyla kullanılırsa tarihi yeniden yazmak işten bile değil...
Not: Geçen cuma günü Willy Brandt'ın görevinden bir sekreteriyle kurduğu ilişki nedeniyle istifa ettiğini yazmıştım. Daha sonra değerli dostum Ercan Karakaş'tan, danışmanlığını da yapan ve ailece görüştüğü yakın dostunun Doğu Alman casusu olduğunu öğrenince (ama vakit geçirmeksizin) istifa ettiğini öğrendim. Ercan'a teşekkür eder, bu yanlış bilgiyi düzeltir ve özür dilerim.