Yok hükmündedir

İsmet Özel, İslamcılarla bağını kopardığını açıkladı. Daha sonra görüşlerine başvurulan, Özel'i eskiden, solcu olduğu yıllardan tanıyan kimileri bunun beklenen, hatta geç kalmış bir çıkış olduğunu söyledi.

İsmet Özel, İslamcılarla bağını kopardığını açıkladı. Daha sonra görüşlerine başvurulan, Özel'i eskiden, solcu olduğu yıllardan tanıyan kimileri bunun beklenen, hatta geç kalmış bir çıkış olduğunu söyledi. 'İsmet'in' diyordu bu kişilerin bazısı 'solculuğa gelirken de İslamcı olurken de gerekçeleri aynıydı.' Özel'in kendisi de buna benzer şeyler söylüyor. Anlaşılan meseleyi bir ahlak meselesi olarak koyuyor.
Fakat, şairin, Milliyet'te, Ahmet Tulgar'a yaptığı açıklamaları biraz daha dikkatle okuyunca işin başka boyutları olduğu da göze çarpıyor. O açıklamalarda bir öfke görülebiliyor. Özel, kendisinin önemsenen fakat kenarda tutulan birisi olduğunu vurguluyor. Buna da bir tepkisi var. O zaman akla şu geliyor: Özel belli ki, bir iktidar aramış. Onun yerine kendisine saygı sunulmuş sadece. Şimdi, buna sinirleniyor.
Bu çıkışını Özel kimi 'somut' gerekçelere dayamaktan da uzak durmuyor. Onların içinde bir tanesi çok çarpıcı. Özel, toplumun kültürünün İslam olduğunu, o nedenle Müslümanların siyaset yapmasının ve kendilerini tanımlamasının daha kolay göründüğünü belirttikten sonra, solun çok daha içten ve namuslu olduğunu dile getiriyor.
O zaman ilk soru insanın kafasında düğümleniyor: bir zamanların 'militan' solcusu İsmet Özel o kampı neden terk etti?
Özel, bu nedenleri, 'Waldo Sen Neden Burada Değilsin' başlıklı otobiyografisinde çok 'masumane' açıklamıştı. Daha kitap çıktığında yazdığım bir yazıda söylediğim üzere gerekçesi bütünüyle varoluşsaldı. Özel, dünyayı değiştirmek düşüncesinden vazgeçiyor veya geçmiyordu, o yeterince açık değildi ama, kendi varoluşuna önce solun dogmatizmi ve kurulu düzeni içinde bir yer aramış, 12 Mart darbesiyle oradan savrulup bu defa İslam'a sığınmıştı. Anlaşılan tek başına, birey olarak, özgür ve bağımsız kalamıyordu. Kendi varlığının anlamını ancak bir üst kimliğin tanımında bulabiliyordu.
Bu, sadece onda görülmeyen, birçok insanda karşılaşılan bir durumdu. Fakat, başka bir 'özel'liği vardı onun: İsmet Özel, solculuğunda da İslamcılığında da bir 'dava adamı' olarak sivriliyordu. Dergi çıkarıyor, bir hayli iddialı ve yüksek sesli şiir yayımlıyor, kitap çıkarıyor, kısacası bir 'eylemci' olarak hareket ediyordu. İnsanları bulunduğu ideolojiye çağırıyordu. Sonuç olarak ona inananlar, onun yoluna baş koyanlar vardı. Fakat bir süre sonra Özel şu ya da bu gerekçeyle sırtını dönüp gidiyordu. Bir sorumluluk duygusu ve hesabı yoktu.
O kadar yoktu ki, Özel, her iki durumda da yazdığı şiirin söylemini, tarzını, gönderisini değiştirmiyordu. Kısacası sorumluluk duymuyordu Özel ama kesin bir haklılık duyuyordu. Nerede olursa olsun, ne söylerse söylesin, hangi ideolojiye bulaşırsa bulaşsın Özel daima haklıydı. Epeyce şişkin ve katı bir egonun yarattığı o kişilik algılamaları zaten insanın kendisinde 'hata' aramasına engeldir. O kişilik sadece onanmak ve izlenilmek ister.
İsmet Özel, kendisini daima bir aydın olarak tanımladı ve tanımlattı. Bir zamanlar çok kullanılan o tabirle söylemek gerekirse 'döneklik' bu bağlamda bir meziyet ve bir erdem olarak da sunuldu. Oysa bu kesin bir kolaycılıktı. Çünkü, aydın olmanın göstergesi dönmek değil. Önce eleştirel olmak. Sonra mesafeli olmak. Nihayet sorumlu olmaktır. Üstelik, bunlar bir ideolojiyle iç içe olmaya engel değil. Tersine, ancak bu nitelikleri taşıdığınız zaman aydın olmanın gereğini yerine getirebilir, tavır alır, 'muhalif' olabilirsiniz.
Bir ideolojiden diğerine savrulmaksızın ve haklılığınızın, öyle bir beklentiniz varsa, hem de tarihsel olarak onaylandığını görerek!