Yönetime müdahale edenler ve ettirenler

Birbiri ardınca ortaya çıkan 'gelişmeler' Türkiye'de yüreklerin gene kuşkuyla dolmasına yol açtı. Özellikle Genelkurmay Başkanı'nın açıklaması, Anayasa Mahkemesi Başkanı'nın konuşması ortaya bir kez daha 'Ne oluyor, nereye gidiliyor?' sorularını getirdi.

Birbiri ardınca ortaya çıkan 'gelişmeler' Türkiye'de yüreklerin gene kuşkuyla dolmasına yol açtı. Özellikle Genelkurmay Başkanı'nın açıklaması, Anayasa Mahkemesi Başkanı'nın konuşması ortaya bir kez daha 'Ne oluyor, nereye gidiliyor?' sorularını getirdi. Bu sorulara verilen genel ve doğru bir yanıt var: Hükümet çok ciddi bir yönetim krizi doğuruyor, yönetim yetersizleşince boşluk sevmeyen siyaset doğan vakumu başka güçleri devreye sokarak aşmaya çalışıyor.
Söz konusu yaklaşım çok genel ve artık neredeyse Türk siyasetinin sistematik analizinde başvuruluan 'klişe'lerden birisi.
Bu iş o kadar böyle ki, en son, Süleyman Demirel 'derin devlet' konusunu kendince açıklarken benzeri bir yaklaşım geliştirdi. Demirel'in her zaman sahip olduğu ve sürdürdüğü ikili (düalistik) konuşma özelliğini de işin içine katarak yaptığı açıklamaya bakılacak olursa, derin devlet askerdir. Siyasette bir boşluk doğduğu zaman asker devreye girecek ve derin devlet işletilmiş olacaktır.
Birçok yönden talihsiz bir açıklamaydı bu. Çünkü, Demirel, bu değerlendirmesiyle, bugüne dek geliştirdiği birçok iddiasını ortadan kaldırıyordu. İşin en vahim yanı, iki kez darbeye doğrudan muhatap olmuş bir başbakan olarak Demirel, böylece, darbeleri meşrulaştırmış oluyor. Demek ki, kendisi, iktidarı sırasında bir yönetim/siyaset boşluğu meydana getirmişti, 'milletin askeri' de gerekli müdahalede bulunmuştu. Oysa aynı Demirel, daha önce sayısız açıklamasında (en önemlisi Kenan Evren'in anılarına karşı yazdığı 'Anı Değil İtiraf' başlıklı risalesi olmak üzere) söylediklerinin tersini savunmuştu. Demişti ki, siyasi boşluklar müdahaleleri doğurmaz; müdahaleler siyasi boşlukları oluşturur. Bunların hangisi doğru?
Genelkurmay Başkanı'nın açıklaması ardından bir kez daha Demirel'in söylediklerine benzer şeyler dile getiriliyor: Boşluk ve onu doldurma çabası var! Açıklamanın temel mantığına dönük bir genel eleştiri mevcut. Ama hemen arkasından yapılan yorumlar işi bir kez daha getirip aynı noktaya bağlıyor:
yönetim boşluğunun doldurulması.
Oysa, bence, sorun çok daha başka bir yerde yatıyor.
Türkiye'de askeri müdahalelerin mantığını anlamak birkaç temel olguyu iyiden iyiye belirlemekle mümkün. Bunların ilki, 'devlet bekası' denilen kavram. Türkiye'de, modernitenin kurucu unsurları kendi iktidarlarını sürekli olarak işbaşında tutmak için ülkenin bölüneceği, parçalanacağı, düşmanlarının olduğu görüşünü işlemiştir. Bu nedenle güçlü bir merkezi yönetime, askerin güçlü olmasına, kalmasına ihtiyaç duyulduğunu vurgulamıştır. Bu muhayyel tehlike anlayışı sistemin siyaset dışı unsurlarını sürekli olarak devrede tutmayı başarmıştır.
Yönetim boşluğu denilen şey budur.
İkincisi, bu görüşün temel dayanağı olan, onu perçinleyen ve somutlaştıran anlayış, yani, 'devlet aklı' kavramı. Bu kavramı yeterince bilmiyoruz. Oysa, eskiden 'hikmet-i hükümet' diye karşıladığımız bu deyim, devletin bekası için onun tarafından yapılan her şeyin kabulü anlamına gelen, devletin demokratikleştirilmesini ve hukuk sınırları içine çekilmesini engelleyen en temel kavramdır.
Bugünkü sorunu da bu yönleriyle ele almak zorunlu. Üstelik, bu gerçeği kabul ve yerli yerine oturtmak, bir yönetim boşluğu olduğunu söylemeye engel de değil.