Adaletimiz bıyıklı ve göbeklidir ağbiler

Geçen hafta başlatılan bir soruşturma futbola da uzandı biliyorsunuz. Eski Federasyon döneminde bir ara Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK) Başkanvekilliği'nde bulunmuş Recep Özcan'ın, bazı kulüp başkan ve...

Geçen hafta başlatılan bir soruşturma futbola da uzandı biliyorsunuz. Eski Federasyon döneminde bir ara Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK) Başkanvekilliği'nde bulunmuş Recep Özcan'ın, bazı kulüp başkan ve yöneticilerinin isteği üzerine cezalarda indirim yaptığı iddiaları ortaya atıldı. İddiaların dayanağı bazı telefon konuşmaları...
Önce belirteyim. İddiaya ve özellikle de medyaya sızdırılmış bölük pörçük telefon konuşmalarına dayanarak kişiler hakkında hüküm kesecek değilim. Soruşturmanın derinleştirilmesini dileyebilirim sadece. Değerlendirilmemiş hiçbir şey kalmasın, gidilecek yere kadar gidilsin. Ancak kişi hak ve özgürlüklerine ileride tamir edilemeyecek zararlar verilmeden yapılsın bunlar... Adam zan üzerine afişe ediliyor. Aklanınca kimse umursamıyor. Ömür boyu bu lekeyle yaşıyor.
Öte yandan iddiaları duyunca pek şaşırdığımı söyleyemeyeceğim. Sanki bizde başkanlar, Federasyonu arayıp tehdit soslu isteklerde bulunmuyor. Sanki siyasiler, başkan ve yöneticiler PFDK'ya ve Tahkim Kurulu'na
baskı yapmıyor. Sanki bu kurulların üyelerini federasyon başkanları belirlemiyor. Sanki bu kurullar kulüp 'avukat'larından oluşmuş koalisyonlar gibi değil. Sanki PFDK ile Tahkim'in çoğu kararı arasında uçurum yok.
İşin özü, futbolun yargı sistemi bağımsız değil. O anki güç dengesine göre karar veriliyor. Bir sürü konuyu temsilciler ve gözlemciler hasıraltı ediyor, PFDK'ya sevk etmiyor bile. Yöneticiler ve taraftarlar sahaya giriyor, soyunma odası koridorları miting alanına dönüyor, duruma
göre görülüyor ya da görülmüyor bunlar. Bazen PFDK uygun cezayı kesiyor, Tahkim 'düzeltiyor'. Bazen de tersi... Olmuyor böyle şeyler demesin kimse. Örneklerini yazsak bu sayfa almaz.
Disiplin ve ceza sisteminin hukuk ve adaletle pek ilgisi yok zaten. Saha kapatma ve seyircisiz oynama cezalarıyla masum futbolsever cezalandırılıyor. Hükmen yenilgi kararları, bazılarına hiç hak etmediği puanları kazandırıyor. Elini şortuna sokan futbolcuya altı ay ceza veriliyor ama bahis şikesi yapan futbolcu dört ay sonra sahalara ve ulusal takıma dönüyor. Ulusal formayla tribüne uygunsuz hareket çeken şahıs takımın kaptanlığını sürdürüyor. Saracoğlu Stadı'nda oynanan Türkiye-Almanya Ümit Milli ve İsviçre A Milli maçlarında ne kadar zorbalık varsa yapılıyor, bizim ceza sistemi sorumlu yetkili ve futbolcular hakkında harekete geçmiyor, tersine FIFA ve UEFA'dan az ceza gelsin diye olayların üzeri örtülüyor.
Sistem buyken arada bir tepedeki iktidar kavgası sonucu bazı şeyler ortaya atılıyor. Bugün olduğu gibi. İddialar birkaç gün köpürtülüyor,
sonra unutuluyor. Araştırmayı derinleştirmeye, işin temeline gitmeye kimse cesaret etmiyor. Etse bile yalnız kalacak, uygulayacak köklü müeyyide bulamayacak. Ayrıca, her lekenin üzerini maharetle örten 'zamanaşımı' diye bir şey var... En kötüsü, sonunda bu tür şeylere alışıyoruz, hukuk düzeninde yaşadığımızı sanıyoruz, tekil olayları tartışıyoruz. İşte egemen sistem böyle koruyor, güçlendiriyor kendini.
Sonra İtalya'daki 'temiz eller' operasyonlarını örnek veriyoruz. Veriyoruz da, futbola gelene kadar orada, P2 Locası ve Gladio gibi faşist örgütlenmelere, Vatikan'ın Katolik çıkar cemaatlerine, anayasanın antidemokratik özüne karşı nasıl mücadele edildiğini, bu uğurda kaç savcının, gazetecinin, demokratın canından, işinden, düzeninden olduğunu unutuyoruz. İtalya'nın bugün de derdi bu. Çünkü sürekli bir özgürlük kavgası bu. Bizim tepemizde ise hâlâ yüzde 94 ile kabul edilen 1982 'Milli Güvenlik Konseyi Anayasası'nın kılıcı sallanıyor.
Bakın, Genel Kurul kararı gereği nisan ayına kadar futbolun bağımsız ana statüsünün belirlenmesi gerek. Kimse bunu tartışıyor mu? Futbolumuzun bağımsız ve adil bir hukuk düzenine kavuşması kimin umurunda? Biliyorsunuz, elinde terazi tutan gözü bağlı bir kadın temsil eder adaleti. Hassas davransın, adamına göre değil, kuralına göre tartsın,
öteki elindeki kılıçla hükmünü versin diye... Bıyıklılar ve göbekliler alınmasın ama bizde adaletin simgesi bıyıklı ve göbekli bir erkek. Elinde terazi yerine keser var. Kulluk ettiklerine ve kendisine kulluk edenlere kesiyor.



TERS AÇI
BOBO'NUN VAR OLMAYAN YUMRUĞU
İBB-Beşiktaş maçında Ekrem'le Bobo itişti ve hakem Sivriselvi kırmızı kartını Bobo'ya çekti ya, ertesi gün bizim gazete dahil, bütün merkezi basın hükmü kesmişti: "Bobo Ekrem'e yumruk attı". "Soluyla tuttu, sağıyla kroşeyi çaktı" diyenler de vardı, boks yorumculuğuna soyunanlar da... İşte o hayali yumruk anı yukarıdaki fotoğrafta ters açıdan gözüküyor. Hakem Sivriselvi başka yere bakmakta. Zaten yerde kıvranan Ekrem'i görünce kırmızı kartını çıkardı.
Pozisyonda 'ters açıya düşen' medyadan ne bir düzeltme ne bir ses... Tamam şu haliyle de pozisyon tartışılır. Kartı gördükten sonra Bobo'nun davranışları da kınanabilir. O ayrı... Yumruk nerede beyler! Bana kalırsa bu tür itişmeler her maçta oluyor. Aslında burada Ekrem Bobo'ya iyice sarılarak onun futbol oynamasını kural dışı biçimde engelliyor. Top oyunda olduğu için hareketin karşılığı penaltı...
Tartışmak istediğim bu da değil. Açıkça görülmeyen bir pozisyonda neden bu kadar kolay hüküm veriliyor? Neden ceza kesmeye ve infaz seyretmeye bu kadar düşkünüz? Şüphe unsuru neden cezalandırılan bireyden değil de cezalandıran otoriteden yana kullanılıyor? Birey, suçluluğunu kanıtlanana kadar masum mu, yoksa suçsuzluğunu kanıtlayana kadar suçlu mu? Oyumuzu neden futbol oyunundan değil de cezadan yana kullanıyoruz? Maçın sonunda Vinicius çift tabanla Delgado'ya dalıyor, hakemin kılı kıpırdamıyor. Medya bu pozisyonu ekrana getirmeye tenezzül etmiyor. Hepimiz polisiz, hepimiz hafiyeyiz ya...
Biraz hukuk, biraz ahlak, biraz özgürlük kavramınızla ve temelde vicdanımızla ilgili bir şey galiba bu.