Anne benim milli takımım kim?

Yazılarıma konuk olan uzaylı, diyelim Marslı Anodaram adında bir futbolseverimiz var ya, o aynı zamanda müziksevermiş. Geçen Cumartesi Örozivyon finalini izlemiş, pek şaşırmış.

Yazılarıma konuk olan uzaylı, diyelim Marslı Anodaram adında bir futbolseverimiz var ya, o aynı zamanda müziksevermiş. Geçen Cumartesi Örozivyon finalini izlemiş, pek şaşırmış. “Sen beni salla, ben seni sallayayım” puanlarına takılmamış. Anlamamış onları zaten. Başka şeyeymiş şaşkınlığı... Milletin bayraklar sallayıp, milliyetçi hislere gark olduğu yarışmada, her grubun aşağı yukarı birbirinin aynısı şarkıları, birbirinin aynısı dans ve kostümlerle, üstelik çoğu da İngilizce söylemesini bir türlü anlamamış... Bu müziği yaratan Britanyalıların hep sonlarda yer almasına ise “skandal” diyor...
Ben de ona “Bizim Mor ve Ötesi grubu aslında özgün ve içlerinden gelen müziğin peşinde” dedim, “aynı sinemacı Nuri Bilge Ceylan’ın filmlerinde yaptığı gibi”. O zaman bu bayrak ve puan sallama yarışmasında işleri ne?” diye sordu Marslı. Cevap veremedim.
Korkarım bizim Marslı Anodaram Avrupa Futbol Şampiyonası’nı hiç ama hiç anlamayacak. Lig takımlarında yan yana oynayan futbolcular burada karşı karşıya... Karşı karşıya oynayanlar yan yana. Birçok takımda, kendi ulusal takımlarında forma bulamayınca bir sürekliğine milliyet değiştiren ‘dönme’ futbolcular ile 18 yaşına gelince ‘milliyeti’ne karar veren ‘devşirme’ futbolcular var... Başka bir ülke futbolcu yetiştiriyor, başka bir ülke hazıra konup bu futbolcuyu oynatıyor. İsviçre’de takımında oynayan Türk asıllı Eren Derdiyok, “İsviçre’de büyüdüm, İsviçre’de futbol oynamayı öğrendim. Neden Türkiye için oynayayım?”
derken yalın bir gerçeği ortaya seriyor.

Milli kompeksler finalleri
Milli ayrımlara dayalı futbol turnuvaları, hele Avrupa’da düzenlenince iyice garip oluyor. Soğuk savaş sonrasında, ulusal gelişim sürecini tamamlamamış ülkelerden etnik temelli bir sürü ülke çıktı. Bunlar kendi içlerinde özgürlük ve demokrasi temelinde bir birliğe gideceklerine ve kendi ayakları üzerinde yükselerek küreselleşme içinde yer alacaklarına, iç çatışmalardan, bölgesel düşmanlıklardan medet umuyor. Örovizyon ve milli takımlar turnuvaları bu yüzden “bizim çocuklar”ın sahne aldığı, bizim de gidip eğlendiğimiz, mutlu olduğumu şenlikler olmaktan çıkıyor. Milliyetçi komplekslerin ortaya serildiği gerginlik alanları haline geliyor. Milli takım taraftarlığı diye bir şey yok. Bu sadece tuttuğu takımı açıklamaktan korkan politikacıların, sanatçıların riyakârlığı... Elbette birlikte yaşadığınız, her hafta izlediğiniz futbolcuların oynadığı takıma sempati duyarsınız, o takımla birlikte dünyanın parçası olmak hoşunuza gider. Ancak taraftarlık kulüplere ait bir şey. Olumlu tarafından bakarsak kulüp taraftarlığı, farklı olanların birlikte yaşayıp yarışması kültürü...
Öteki uçta ise milli takım üzerinden ayrımcılığı körükleyenler var. Bir de bunu ticarete dökenler...  Milli takım üzerinden yapılan reklam kampanyalarına bakın. Bir hamaset, bir hamaset... Yahu, kola dünyanın her yerinde aynı kola, telefon aynı telefon, benzin aynı benzin, jilet aynı jilet... Ama biz iletişimde en yüksek vergiyi ödüyoruz, dünyanın en pahalı benzinini kullanıyoruz, ne haber!

Sonra da İngiltere’nin finallerde olmamasını “bak dünyanın en iyi liginin ülkesini geçtik” diye övünç kaynağı yapanlar var. Bir kere İngiliz liginden eskiden beri dört ulusal takım çıkıyordu; İngiltere’nin yanı sıra İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda... Şimdiki Premier Lig ise İspanya ve İtalya ligleriyle birlikte dünya milli takımlarının en iyi futbolcularının oynadığı lig...
Bu liglerin yanında Avrupa Kupası, bir tür ‘B takımlar hazırlık turnuvası’ gibi...
Ne Messi’ler, Aguero’lar, Robinho’lar, Kakalar, Patolar, Drogbalar, E’too’lar, Essien’ler var, ne de Roma, Manchester United, Liverpool, Arsenal, Real Madrid düzeyinde takımlar...

Organize adaletsizlik
Ulusal takımlara dayalı turnuvalar hem tur operatörleri,  hem küresel yatırım yapan sponsorlar hem de milliyetçiliğe yatırım yapan ulusal sponsorlar tarafından yapay biçimde ayakta tutuluyor.
Eskiden iletişimin ve seyahat olanaklarının bu denli gelişmediği ortamda bu tür uluslararası temaslar ülkeleri ve halkları birbirine yaklaştırması bakımından anlamlıydı. Şimdi her şey zaten televizyonda olup bitiyor. Öteki takımlardaki futbolcuları kendi takımlarımızdan daha iyi tanıyoruz...
Daha önce de yazmıştım. Bu tür turnuvalar lig karmaları biçiminde oynanmalı.. Takımlar da bölgesel takımlar olmalı. Türkiye-Yunanistan karmasını düşünün. Bir de bunlara Irak’ı alırız. Ne takım olur değil mi? Irak Avrupa’da değil mi? İsrail yıllardır futbolda Avrupa’da da, Irak neden değil! Zaten ben artık kıtasal şampiyonların öneminin kalmadığı düşüncesindeyim. Bölgesel karmalarla bir dünya şampiyonasını kaldırır bu yaşlı kıta...
Madem organizasyon sorunlarına girdik, finallerin statüsüyle devam edelim.  Ev sahiplerinin doğrudan finallere katılması, üstelik grupta seri başı olması adaletsizlik yaratıyor. Avusturya statü gereği finallerde... Onların ve İsviçre’nin gruplarına bakın bir de İtalya, Fransa, İspanya ve son dönemde iyi bir takım yakalayan Romanya’nın yer aldığı gruba... Adalet mi bu? Ev sahiplerinin finale giden yolları da az dikenli. 2000’de Türkiye Belçika’yı, 2002’de de Japonya’yı yenerek ‘ev sahibi bulvarı’ndan ilerlemişti. Yine 2002’de Kore’nin maçlarındaki hakem skandalları FIFA’nın alnında leke olarak duruyor.
Gruplardan ilk iki takımın çıkması son grup maçlarında şike yapılmasını, iki takımın skoru ayarlayıp el ele üst tura yükselmesi olasılığını arttırıyor.
Yiğiter Uluğ yıllar önce yazmış ben de tekrarlamıştım. Hem iyi top oynayan takımların elenmesini hem de şikeyi engellemek için grup birincileri doğrudan çeyrek finale çıkmalı, grup ikinci ve üçüncüleri play-off oynamalı. Fazladan 4 maç eder bu ama ‘eşitlik’ meraklısı UEFA başkanı Platini pek oralı olmuyor.

Rusya’ya dikkat
Euro 08’de 30’u aşkın maç izleyeceğiz ama futbol düzeyi Şampiyonlar Ligi’nin çok altında kalacak. Umarım yanılırım. 15 günlük hazırlıkla üst düzey futbol oynayacak takım yaratmak zor. Büyük lig oyuncularının kafaları her zaman olduğu gibi yeni sezonda olacak. Sakatlanmaktan korkacaklar. Avrupa’da pek gözükmeyen ülke futbolcularının da kendilerini göstermelerine pek gerek yok. Zaten çoktandır yakından izleniyorlar.
Rusya’ya dikkat derim. Zenit’in UEFA finalinde oynadığı futbola ulaşırlarsa epey ilerleyebilirler. İki takımın hocası da aynı ülkeden ve ekolden. Üstelik Rusya’da lig ilk yarının ortasında. Yani istim üstünde.
Türkiye mi? Bizim takımla ilgili sorun futboldan önce ahlâki... Oradaki takım, Nuri Bilge Ceylan’ın anlamlı deyişiyle, “Yalnız ve güzel ülkemizin’ takımı mı?