Bir gün herkes 4-3-3 oynayacak

Radikal reformcu... Milliyetçi devrimci... </br>Muhafazakâr demokrat... Özgürlükçü dinci... Bir zıtlığın iki kutbunda yer alabilecek sözcükler yan yana barış içinde yaşıyor memleketimizde. Neden?

Radikal reformcu... Milliyetçi devrimci...
Muhafazakâr demokrat... Özgürlükçü dinci... Bir zıtlığın iki kutbunda yer alabilecek sözcükler yan yana barış içinde yaşıyor memleketimizde. Neden? Her halde hayatımıza hâlâ çağdaş toplumsal güçler ve ilişkiler yön vermiyor da ondan. Kolay yoldan iktidar elde etmek için kavramlar, düşünceler eğilip bükülüyor, tarihle ödeşilmiyor, ayrışılmadan ilkesiz uzlaşmalara gidiliyor. Böyle olunca zıt kavramlar üst üste biniyor.
Futbol âlemimizin pek sevdiği, benimse 'takık' olduğum önlibero terimi de böyle. Bu adam 'libero'ysa, serbest ve özgür olmalı değil mi?
O zaman neden savunmanın 'ön'ündeki 10 metre çaplı bir dairenin içinde oynuyor!

Önliberon kadar konuş
Tarihçesine girmeyeceğim. 2006'da Brezilya'yı mahveden, şimdi de Güney Afrika'da ne yapacağı endişeyle beklenen Carlos Alberto Parreira'nın, 1994 Dünya Kupası'nda öne çıkardığı bir mevki bu. En iyi temsilcisi Dunga'ydı.
Aradan 15 yıl geçmiş bizim fikriyatımız hâlâ önliberodan öteye gidemiyor. Takımlara önlibero arıyoruz. "Bir mi, iki mi olsun" diye tartışıyoruz. Maldonado'yu övüyor, "Böylesi geldi mi?" diye soruşturuyoruz... Defalarca yazdım, bu mevkide oynayan hazrete Anglo-Saksonlar 'defansif orta saha' diyor. Günümüzde ise bir orta saha oyuncusunu defansif işlevle sınırlamak takımınıza defansif futbol oynatmak, orta alandan bir adan eksiltmek demek artık.
Patrick Vieira'lardan, ki Inter'de hâlâ oynuyor, Diego Simeone'lerden, ki şimdi River Plate'in hocası, sonra ileri futbol önliberoyu, yani defansif orta saha oyuncusunu kaldıramıyor. Vieira, Simeone gibi futbolcular kendi onsekizlerinden top çıkarmaya, dikine oyun kurmaya, karşı onsekize gidip gol atmaya başladılar. Sonuçta ortaya 'iki onsekiz arasında oynayan savaşkan orta saha oyuncusu' (box to box combative midfielder) terimi çıktı... Karıştıranlar var. Defansif orta saha oyuncusu, savaşkan orta saha oyuncusu demek değil. Olsa olsa onun yarısı...
Şimdi artık bu futbolculara savaşkan demek de ayıp olmaya başladı. Sol kanattan devşirilen Ze Roberto'yu, Arsenal'li Fabregas'ı ve Ferguson'un geçen hafta sonu solaçıkta değil orta alanda oynattığı genç Anderson'u görünce... Bu futbolcular müthiş teknik aynı zamanda. Oyun kuruyorlar, gol pası veriyorlar, ileri uca kaçıp gol atıyorlar. "Savaşkan" lâfı düşünce yalın 'orta saha' terimi kalıyor geriye. Futbolun diyalektiği işte böyle sarmal bir biçimde işliyor. Dunga'dan yola çıkıyorsunuz, bir üst düzeyde, onunla hiç ilgisi olmayan Fabregas gibi bir orta saha oyuncusuna varıyorsunuz.

Bir iki yetmez
Bir başka saplantı da savaşkan orta saha oyuncusunu tek bir oyuncu sanmak... Oysa bugün hangi üst düzey takıma baksanız, iki onsekiz arasında gidip gelen en az 3 savaşkan orta saha oyuncusu görürsünüz. Arrigo Sacchi'nin efsane Milan'ını hatırlayın. Zaman zaman Colombo ve Evani'nin aralarına katıldığı Ancelotti, Rijkaard, Donadoni üçlüsü o fırtına takıma güç ve can veriyordu. Donadoni şimdi İtalya'nın başında. Rijkaard'ın Barcelona'sı ve Ancelotti'nin Milan'ı büyük başarılara hep üçlü savaşkan orta alanla ulaştı. Gattuso-Pirlo-Ambrosini (ya da Seedorf) orta alanını çocuklar bile ezberledi. Mourinho Porto'ya yerleştirmişti bu düzeni... Chelsea'de ise geride kalan Makalele yerine daha çok Essien'e görev vererek daha geliştirdi 4-3-3'ünü...
Zaman zaman değişimler gösterse de Manchester United, Real Madrid, Porto, Chelsea ve hatta Liverpool üçlü orta alana dayandırıyor oyunlarını... Böylece top rakipteyken dörtlü savunmanın önünde ek bir savunma bloğu oluşturuyorlar, topu kazanınca da ileri üçlünün arasına girecek ikinci bir forvet hattı... Ayrıca bu altı forvet ileride basıp ilk topları kapmaya çalışıyor.
Tabii ileri üçlü değişkenlik gösteriyor. Milan gibi iki hareketli forvetin arasına çok teknik bir oyuncu (Kaka) sokanlar var. Real gibi ilerideki Van Nistelrooy'un çevresinde Robinho ve Raul'u gezdirenler var. Ya da Chelsea gibi dağıtıcı bir forvetin kanatlarına iki hızlı açık yerleştirenler ve Manchester United gibi üç çok hızlı forveti yer değiştirterek oynatanlar var... 4-3-3'ün kanatlarda da üçlü bir kademe oluşturduğunu ve hem savunmada, hem de atakta ek bir dinamizm ürettiğini ekleyeyim.
Futbol oyununun ileri noktasında yer alma iddiasındaki takımlarımız ise yeni futbolun eşiğinde duruyor. Futbol sorunsalı taşıyan İBB 4-3-3'ün en akademik uygulayıcısı... Kayseri ise Saidou'yu geride, Ragıp'ı ileride tutarak eskinin "baklava orta alanı"ndan kopamıyor... Ön liberodan kurtulmadıkça Trabzon'un hızlanması mümkün değil... Beşiktaş'ta niyet iyi ama mevcut kadrodan güçlü bir orta alan çıkmıyor. Cisse geriye kaçan ve rakip kendi onsekizine yığılınca ileri giden bir futbolcu. İki yönlü oynayan tek futbolcu Tello yetmiyor... Galatasaray, Barış-Mehmet Topal-Serkan üçlüsüyle uyumlu ve güçlü bir orta alana kavuştu. Arda savunmada sol kanada, atakta ise ileri ikilinin arkasına girerek iki yönlü oynuyor... Zico, Alex'i ileri ikiliye atıp Deniz-Aurelio-Wederson üçlüsünü yaratmıştı. Şampiyonlar Ligi'ndeki başarının nedeni bence bu. Deivid de savunmada sağ kanada, atakta Alex'in yanına geliyor. Rakip basınca Kanarya'nın zaafı, basmayınca üstünlüğü bu. Asıl zaaf son zamanlarda Selçuk'un savunmanın önünden ayrılmayan defansif orta alan olarak oynaması... Maldonado da öyle. Şilili ek olarak geri dörtlünün hazırlık paslarını yönetiyor. Rakip basmayınca iyi de, Sevilla gibi ileride pres yapan ve mutlaka kendi alanlarına itilmesi gereken bir rakip karşısında
ne kadar etkili olurlar? Bu akşam göreceğiz.

'Özgür'lere özgürlük
Yazının başlığı Fenerbahçe'nin ünlü 'Bir Gün Herkes Fenerli olacak' önermesinden esinlenme biliyorsunuz... Taraftar sayısını artırma yönünde hoş bir slogan ama sonuçta paradoksal bir önerme. Bir gün herkes Fenerli olursa kimse Fenerli olmaz. Taraftar kimliğini belirleyen şey başka taraftarların varlığıdır çünkü...
Bir gün bütün takımların 4-3-3 oynayacağı da benim üfürmem. Böyle olacağı yok tabii. Örneğin Arsene Wenger'in Arsenal'i sittin sene 4-4-2'den vazgeçmez. Zaten bütün takımların 4-3-3 oynadığını varsaysak bile o anda bu kalıbı kıran öne çıkacak ve ötekileri de peşinden sürükleye-
cektir kuşkunuz olmasın. Oyunun diyalektiği böyle işler çünkü. Kurallarla yaratıcığın, savunmayla atağın, bireyle takımın ve tabii iki rakip takımın birliği ve çatışması içinde hayat bulur bu oyun.
Bağnazlar her alanda olduğu gibi, inançları ve kavramları mülkleri ve iktidarlarının teminatı görür, bunlara sıkı sıkıya sarılır. Dünya yıkılsa kavramlardan vazgeçmez. Önlibero gibi... Öte yanda liberaller sanal bir serbestlikten yola çıkar. Temel çelişki ve çatışmaları yok sayar. Bunlara göre takıma 11 santrfor koyarsan en iyi hücum futbolu oynanır... Özgürlükçüler ise yerleşik kurallar ile yeni güçlerin çatışmasında arar gelişmeyi... Futbolda özgürlük hattı bir süredir orta alanın özgürlüğünden geçiyor. Önliberonun libere edilmesi, yani 'serbest adam'ın serbest bırakılması gibi totolojik, yani anlamsız bir önermeye varsa bile!