Bir iki forvet yetmez, üç dört beş olsun...

Sivasspor hocası Bülent Uygun Fenerbahçe maçının devre arasında bilgisayarına başvurmuş. Mucize program rakibin zayıf yanlarını bir bir ortaya çıkarmış. Böylece...

Sivasspor hocası Bülent Uygun Fenerbahçe maçının devre arasında bilgisayarına başvurmuş. Mucize program rakibin zayıf yanlarını bir bir ortaya çıkarmış. Böylece Sivasspor, Fenerbahçe’yi sonunda yenmeyi başarmış. Bilimden yararlanmak çok iyi tabii. Ancak bunu her derde deva bir ‘mucize ilaç’ haline getirmek de bize özgü bir mübalağa sanatı olmalı. “Veriyorsun bilgileri programa, nasıl gol atacağını şıppadanak söylüyor valla...”, “Avrupa maçlarında iş yapanı da var mı bunun ağbi?”.

‘Gol gol gol’ ama nasıl
Bilgisayar mı söyledi bilemiyorum ama Bülent Uygun ikinci yarıda basit bir değişiklik yaptı, Balili’yi oyuna aldı.
İleride sırtı rakip kaleye dönük bekleyen Mehmet Yıldız’a ‘Ya tutarsa’ taktiğiyle top şişiriyorlardı ilk yarı. Balili oyuna girince, Musa da ileri hatta sızdı, Sivas üç forvete döndü. Yıldız rakip savunmacıları oraya buraya taşıyınca Balili ve özellikle Musa hemen gol pozisyonları bulmaya başladı. Orta alan ileri yüklendi. Ardından, yine bilgisayar mı söyledi bilemiyorum, Tum oyuna girdi. Dört forvete dönen Sivas, onsekizi önüne birikip ‘Gol yemeyelim’ diye titreşen Fenerbahçe önünde rahat galibiyete gitti. Bir yarım saat daha
olsaydı farka giderlerdi... Tabii ara soru şu: İkinci yarıda bu topu oynayan bir takım neden maça tek forvetle başlar, geri düşmeyi bekler, 45 dakikayı çöpe atar?
Nasıl ‘Tek önlibero mu, çift önlibero mu’ tartışması takımlarımızın giderek çağdaş futboldan kopmasına yol açıyorsa ‘tek forvet mi, çift forvet mi’ polemikleri de takımlarımızın maçlarını seyredilir olmaktan çıkarıyor.
Ben de açıkçası ‘önlibero’ saçmalığıyla uğraşmaktan sıkıldım. Biraz da klişe deyişle ‘futbolun meyvesi’nin toplandığı, golün atıldığı yere, forvete bakayım. Yine takımlardan ve son bir hafta içinde oynanan maçlardan sahnelerle...
Liverpool: Bilgisayarının dediğini yapıp yapmadığını bilemem ama hafta sonu Premier ligde Rafa Benitez, alışılmış dizilişle çıkardı Liverpool’u Merseyside ‘Dostluk’ Derbisi’ne... Hollandalı Kuyt orta alanın sağında gözüküyordu ama ataklarda forveti üçlüyordu. Everton ise 6 kişilik blok savunma yapıyordu. İkinci yarı Robbie Keane ve Torres kenarlara açıldı, Kuyt ortadan daldı. Dengesi bozulan savunma onun üzerine toplanınca arkadan gelen Torres iki gol attı. Kilidi ‘El Nino’ açmıştı ama anahtar ‘Uçan Hollandalı’ydı.
Trabzonspor: Hamsiler, “Yattara yok” diye Beşiktaş karşısında ataktan vaz geçmiş(!), 0-0’a sevinmişlerdi. Tamam, Gineli enstantane hareketlerle tribündeki ve ekran başındaki benim gibi futbolseverleri mest ediyordu. Ancak takım atağı ve savunmasında yoktu. Takımının denk güçte rakiplerle oynadığı hiçbir maçta varlık gösterememişti... Yattara piyango gibi bir transferle gidince Isaac’ten yararlanıp üçlü forvete döndü Yanal. Selçuk ve Colman onlara yakın oynadı. (Tek sorun Hüseyin’in geride kalması)... Antalyaspor da üçlü
forvetten vazgeçmeyince 90 dakikası zevkle seyredilen bir maç çıktı ortaya.
Beşiktaş: Aynı gün İBB karşısında, Holosko forvette oynamasına karşın örgütlü atak üstünlüğü kuramadı ve karambol pozisyonlardan medet umdu Karakartal... Neden? Çünkü hala gol yemekten korkuyorlar, öne geçince skoru korumaya çalışıyorlar. Böyle olunca Delgado, geriye yaslanan Cisse’nin boşluğunu doldurmak için geriye geldi ve pasifize oldu. İki forvet ileride yalnız kaldı... Atak yaparken bile Nobre ceza alanı yayı çevresinde didişen bir oyuncu. Bobo gibi çizgilere açılıp oradan gelen biri değil. Böyle olunca Delgado’nun önünü tıkıyor... Neyin olmadığını anlamak için olmuş maçlara bakmak gerek... Beşiktaş’ın atakta coştuğu maçlarda Holosko ve Bobo rakip savunmayı çizgilere çekiyor araya giren ‘demarke’ Delgado gollerini atıyordu. Aynen önceki yıllarda, Milan’da iki hareketli santrforun hemen arkasında oynayan Kaka gibi.
Milan: Geçen yıla kadar çağdaş futbolda üçlü forvetin iki versiyonu vardı. Bir; iki santrfor arkasında teknik ve hareketli bir 10 numara (Milanesk versiyon). İki; mücadelesi ve dağıtıcı bir santrforun yanına giren hızlı iki açık (Çelsiyen versiyon)... Pazar günü Milan’ı Inter karşısında izlerken gözlerime inanamadım. Bu kez forvette ele avuca sığmaz, ayağına müthiş egemen üç oyuncu vardı; Pato, Ronaldinho ve Kaka...  Gerçi Manchester United’ta  Ferguson,  Rooney-Tevez-Ronaldo üçlüsüyle benzer bir şey uyguluyordu bir süredir ama o gün Meazza’da yeni bir devrime tanık oldum. Maçın golü Ronaldinho’dan geldi. İnanmayacaksınız ama kafayla!
Galatasaray: Cim Bom, boş alan bulduğu ve beraberlik eşiğini bazen rakibin bazen de hakemin yardımıyla aştığı zaman golleri sıralıyor. Çünkü hareketli ve birbirlerini tamamlayan dört forvetle geliyorlar. Maç seyir zevki veriyor... Ancak güçlü bir rakip karşısında ne yapacaklar?  Konya maçında oyun bilgi ve yorumu gelişkin Hakan Balta, Ayhan’ın yanına geçene kadar bu dörtlü geriden top çıkmasını bekledi. Antalya orta alana ve savunmaya baskı yapınca bir puanı almıştı. Kocaeli ise 2-1’den sonra maçı bırakmıştı. Konya ise Bellinzona gibi geriye düşünce savunmayı bıraktı.
Arsenal: Tek pas trafiğini kurup oyuna egemen olunca su gibi akıyorlar, kale
önlerinde çağlıyorlar... Lig’de Hull City karşısında sıkıştılar, yenildiler. Porto karşısında aktılar, farka gittiler.
Wenger 4-4-2 dizilişe çağ atlattı. Kanatlardaki Nasri ve Walcott forveti dörtledi. Ortada Fabregas ve Denilson aralara girdi. Sonlarda Vela’yı alıp Wenger bile 3 forvete döndü ama toplamda zaten yıllardır 6 forvetle oynuyorlar.
Fenerbahçe: Arsenal’i okurken Aragones’in Avrupa Şampiyonası’ndaki  İspanya’sı geldi aklınıza değil mi? Aragones, başkanın takımına top oynatmaya ve ‘başkanın oğluna’ yer bulmaya çalışırken “Ben de beton işini öğrenip inşaatçılığa başlayayım” diyor mudur acaba?... Çünkü bu kadroya Hoca’nın kafasındaki futbolu oynatmak çok zor gözüküyor. Kimsede sabır yok. Eskiyi de unutmak gerek.  Zico’nun anlayışı farklıydı çünkü... O, ilerideki santrforun arkasına Deivid ve Alex’i yerleştirerek üçlü forvete geçmişti. Geriye düştüğünde santrforları ikileyip dörtlü bir baskı kuruyordu. Kanatlardan gelen topları bu dörtlü bir şekilde gole çeviriyordu... Salı gecesi ikinci yarı kanatlardan rakip ceza alanına gözü kapalı ortalar kesildi. Gözlerimiz bunlara girecek sarı-lacivertli forma aradı ama onlar hâlâ kendi alanlarında savunma yapmaktaydı.

Ne kaa forvet...
Aslında forvet sayıları da sadece birer sayı... Önemli olan ne kadar çabuk ve etkili karşı alana çıkıyorsunuz. Verimli paslaşıp rakipten önce topa dokunuyorsunuz. Tabii topun bir de üç direğin arasını bulması gerek... Seyircinin tek bir isteği var:  Beşiktaşlıların unutulmaz sloganıyla “bir iki üç gol yetmez, dört beş altı olsun”. Olsun da sloganın devamını unutmamak gerek. Altı olması için Metin Ali Feyyaz gibi, ligin 10-0’lık en farklı skorunu yaratan üç forvetiniz olmalı.