Bu orta alanla AB?ye falan giremeyiz

Futbol üzerinden politika yapmaya alıştık. Gül Ermenistan?a gitti, üç puan aldık geldik, eski tas eski hamam... Sınır kapalı, bölge halkı perişan, tarihi meselelerin üzeri örtülü...

Futbol üzerinden politika yapmaya alıştık. Gül Ermenistan’a gitti, üç puan aldık geldik, eski
tas eski hamam... Sınır kapalı, bölge halkı perişan, tarihi meselelerin üzeri örtülü... Herhalde bir başka milli maçta adım atılacak.
Şimdi rakip Belçika... Avrupa Birliği’nin merkezi orada... Şu maçı da AB’ye üyeliğe bağlasak... Ama pek heveslisi yok galiba. Baksanıza, çağdaş demokrasinin ölçüleri
sıkınca muktedirler sallıyorlar AB’ye... Bundan iyi günah keçisi olur mu? İşin kötüsü dünkü
maçı harika yöneten Fransız hakemi ‘Türk düşmanı’ ilan edecek bir durum da olmadı!
Aslında şu Belçika, ulusal takımların bir gün tarihe karışacağının işareti... Yarın ülke Valonistan ve Flamanya olarak bölünürse galibiyet yüzü bile göremezler. Yani bu milliyet işine akıl sır ermiyor. Bakın Brezilyalı Aurelio oynamıyor diye neredeyse ülkede milli yas ilan edilecek... İşin acıklı tarafı, o kadar özel ve resmi maç oynadık hâlâ orta alana hazırlanmış alternatifimiz yok. Aslında Avrupa Kupası’nın kritik maçlarını Aurelio’suz oynamıştı Ay-yıldızlar... Mehmet Topal her yere yetişmişti.
Ne var ki oyuna egemen olmak için bir değil üç Mehmet Topal’a gereksinim var.
Terim’in unutmaya yüz tuttuğumuz gözükaralığını gördük dün. Solbekte Denizlisporlu genç Çağlar vardı. Onu sezonun ilk maçında Galatasaray direğinde patlayan şutuyla hatırlıyorum. Hata yapsa da kabulümdü. Ancak bu futbolcuları hazırlamak gerek.
Skor 0-0’ken çıkmaya korktu. Sonrasında maçın en güzel şutunu attı. İyi de oynadı.
Belçika çağdaş futbolun asgari gereklerini sahaya yansıttı. Kalıplı bir geri dörtlü, ileri geri oynayan bir orta dörtlü, pres yapan ve yer değiştiren bir ileri ikili... Alan daraltıp dikine çıktılar. “Puan için gelmişler”di, penaltı yaparak bir puanı Türkiye’ye verdiler.
Türkiye’nin kabul edilebilir bir atak gücü vardı. Semih’in çevresinde Tuncay dönecek, kanatlardan Kazım ve Arda girecekti. Çıkana kadar Tuncay atağı hareketlendirdi. Seyirlik sürpriz ataklar yine Arda’dan geldi.
Ancak bu atak gücünün arkasında çağdaş futbolu bırakın mahalle futbolunda bile görülmemiş bir orta alan vardı. Mehmet Topal posta eri gibi her yere yetişiyor, Emre Belözoğlu ise onun 10 metre önünde ‘torpilli er’ gibi bütün topları ayağına istiyor. Türkiye böylece eksi bir kişi oynuyor. Nasıl olsa milliyetler önemli değil, Emre’yi verip dünkü Belçika orta alanından kimi alıp Türk yapsanız Türkiye oyuna egemen olur ve rahat kazanırdı. Özellikle de 17 numaralı Fas asıllı Fellaini’yi... Her işi yaptı, maçın adamı oldu.
Yenik duruma düşünce Türkiye uyanır dedik ama ikinci yarıyı beklememiz gerekti. Bu takımda bence direkt oynaması, en azından Hamit’in yerine ikirciksiz düşünülmesi gereken Mehmet Topuz oyuna girdi, Türkiye kanat bekleriyle yüklendi. Belçika büzüldü, rakibinin kanatlardan hızlı sızmasına izin vermedi... Hayret, son saniye golü de olmadı.
Sonuç bir yana, bu orta alanıyla Türkiye, aynı maç içinde insanı sıkıntıdan da bezdirebilir kalp de durdurabilir... Ancak fahiş bilet fiyatlarıyla, rakibi yerde yatarken gol arayan milli kaptanıyla ve konuk oyuncuya lazer tutan seyircisiyle Türkiye futbolu, AB’ye girse bile benim gönlüme giremiyor.