Dereyi geçip Chelsea'de boğulmamak

Uluslararası turnuvaların hoş tarafı dünya futboluyla içli dışlı olmak... Bakın Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi'nde ilerledikçe giderek dünya futbolu uzmanı kesiliyoruz.

Uluslararası turnuvaların hoş tarafı dünya futboluyla içli dışlı olmak... Bakın Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi'nde ilerledikçe giderek dünya futbolu uzmanı kesiliyoruz. Sevilla'yı pek abarttığımızı anladık. Yoksa Kanarya'yı mı pek küçümsemiştik? Şimdi elimizde hassas terazi 'Chelsea'nin o kadar büyük olmadığı'na hükmediyoruz. 'O kadar' ne kadar, belli değil.
Ben tümden gideceğim. Chelsea'nin büyüklüğünü 'ölçmek' için Premier Lig'e bakacağım. Bence Premier Lig artık İngiltere ligi falan değil, dünyanın ligi... Şampiyonlar Ligi'ni gölgede bırakabilir.
'Tipik İngiliz futbolu' tarihte kaldı
Zaten Şampiyonlar Ligi'ne katılan dört takımın hepsi de çeyrek finalde. Üstelik en ileri topu da bu takımlar oynuyor. Arsenal dışındakiler çağdaş 4-3-3'ten örnekler veriyor. Arsenal hareketli ve değişken 4-4-2'de ısrarlı. Gözü kapalı uzun ortaların yapıldığı, uzun boylu 9 numaraların ve kornerlerde ileri çıkan 'kule' santrhafların kafa vurmak için top bekledikleri 'tipik İngiliz futbolu' tarihte kalmış bir espri artık. Nottingham Forest efsanesinin mimarı merhum Brian Clough'un "Futbol havadan oynansaydı Tanrı gökyüzüne çim döşerdi" dediğinden bu yana böyle bu. Gerçi hâlâ Crouch'çu gelenekçiler var ama iki kafa vuracak diye bu oyuncuyu sahada tutmayı kimse göze alamıyor. İngiltere Crouch'un kafalarına güvendiği için Euro 2008 biletini alamadı. Boylarına bakıp Adebayor'u ve Drogba'yı 'nokta' santrfor sananlar maçlarda ne kadar geniş bir alanda dolaştıklarını dikkate almalı önce...
Ferguson ve Wenger'den bu yana Premier Lig futbolunda herkes her yerde dolaşıyor ve paslaşıyor. Mourinho'dan beri de uzun pas kısa pas fark etmiyor. Bu futbolun işlemesi için katı ve hızlı yani sert ve akışkan olmanız gerek. Ferguson yıllardır başında olduğundan Man U bu sistemi az hatayla uyguluyor. Man U fırtına gibi bir ileri üçlüyle, onların arasına giren bir orta üçlüyle ve ataklara katılan dışbeklerle oynuyor. Bu satırları yazarken akşamki Roma maçlarını merakla bekliyorum. Zaman zaman sekiz futbolcuyla saldıran Roma bu yılın en heyecan verici takımı benim için.
Yönetimleri hep karmaşıktı ama...
Liverpool savunmayı oturtma sorunlarıyla meşgulken, Arsenal'in gençleri yeterli katılıktan yoksunken Chelsea arkada nihayet dertsiz. Belletti, Carvalho, Terry ve Bridge'den oluşan geri dörtlü zor geçit veriyor. Aynı zamanda büyük bir atak gücü yaratıyorlar; geriden hızlı gelip vurdukları kafalar tehlikeli... Kalede Cuducini'nin oynayacağı düşünülürse Fenerbahçe penaltı noktası ile kale arasına kestiği sert ve falsolu toplarla yine sonuca gidebilir. Chelsea'nın yönetimi hep karışık oldu. Patron Abramoviç'in transferlere karışan bir sürü danışmanı var. Mourinho'nun ayrılmasının altında da transfer anlaşmazlığı yatıyor. Portekizli hoca Şevçenko'yu istememişti. Sakatlıklar yüzünden elinde stoper kalmayınca bu kez Abramoviç misilleme olarak savunmacı transferine izin vermedi. Göbekte Essien ve Makalele'yi oynatan Maviler, Premier Ligi ve Şampiyonlar Ligi'ni kaybetti.
Grant orta sahayı ve ileri üçlüyü bir türlü oturtamıyor. En büyük sorunları bu. Futbolcular birbirini arıyor ve pas hatası yapıyor. Hastalıktan yeni çıkan Lampard dönerse ve onun yanında Essien ile Ballack olursa orta alanda büyük güç yaratırlar. Essien Alex'i kollayacak... İleride bir tek Drogba'nın yeri belli. İki yanında Kalou ve Joe Cole'un oynaması olası... Cole yerine Wright-Phillips oynarsa çok hızlı karşı atak atarlar.
Fenerbahçe'nin ilk onbirinin ne oynayacağı belli ama henüz ikinci çözümleri yok. Gol atınca kendi alanına çekilecek ve rakibi oynatacak bir takım değil Chelsea. Fenerbahçe'nin oyunun temposunu denetim altına alması ve rakibi kalesinden uzakta tutması gerek. Açık karakterli Gökhan'ın yerine stoper Önder'in oynayacak olması Kanarya'nın atak gücünü düşürecek.
Sevilla-Fenerbahçe eşleşmesi çok kolay gol yiyen ve çok kolay gol atan takımların kapış-masıydı, 5-5'ten sonra penaltılarla bitti. Chelsea eşleşmesi de penaltılara gidebilir ama düşük bir toplam skorla... Sevilla'yı geçmiş Kanarya Chelsea'de boğulursa bunu da olağan karşılamak gerek. Tabii boğulma var, boğulma var.

* * * * *
SPOT IŞIĞI

PORTO OLMAK İÇİN:
Aziz Yıldırım, Fenerbahçe'nin çeyrek finale kalmasını 'alışılmış ve sıradan' bir olay haline getirmekten söz etti. Bili-yorsunuz, benim her fırsatta yineledi-ğim bir şey bu. Ne ki, 1982 Anayasa-sı'nın ülkenin önünü bir kez daha tıka-dığı günlerde yaşıyoruz. İnsanımız kayıtsız itaate, ülke yalnızlığa zorlanıyor. Bu Anayasanın totaliter nimetlerinden, ör-neğin futbol yönetimindeki gibi, pek güzel yararlanan ve milliyetçi-dinci söy-leme yaslanan AKP'nin tepkisi de mu-amma... Bakın, yetkili ağızlar "Vatandaşlığa geçse de yabancı bir futbolcunun milli takımda oynamasını içime sindiremiyorum" diyor. Yahu, demokrasi zaten bir sindirim rejimi... Sindiremiyorsan vazgeç o zaman bu iddiadan.
Birileri de kırmızı görmüş boğa gibi turkuaz formayı görünce hiddetten köpürüyor. Sonuçta oynanan bir top oyunu... Formanın rengine göre farklı oynanmıyor. Elâlem bu tür maçlara 'ulusal maç' değil, 'uluslararası maç' diyor. Zaten milli takım turnuvalarının fazla önemi kalmayacak. Yakında Örovizyon şarkı yarışmasına dönecekler... Bir Şampiyonlar Ligi maçlarına bakın, bir de bu yıl yapılacak Avrupa Şampiyonası'na... Farkı göreceksiniz.
Asıl milli maçları sıradanlaştırmak, milli utanç ya da gurur meselesi yapmadan her türlü sonucu sindirmek ge-rek. Formanın rengine takanlar rakibine tekme tokat girişmiş, tribüne hareket çekmiş bir şahsın o takımın kaptanı olmasını içine sindiriyor ama... Milli takımdan anladıkları sanki silahlı ordu... Her 'takım'ı askeri birlik, her 'karşılaşma'yı savaş olarak görüyorlar... Beyler ağalar büyük adamlar ya, 'büyük değer'lerin bekçiliğini yapacak, milletin başına kakacaklar.
Futbolda uluslararası başarıları sıra-danlaştırmak için önce dünyayla barışıklığı sıradanlaştırmak gerek. Ülkede de-mokrasiyi sıradanlaştırmak gerek... Neden bizim takımlarımız da bir Porto olmasın diyorum hep (Bunu derken, Porto hakkında açılmış şike soruşturmasını kastetmiyorum tabii!). Neden Porto gibi Devler Ligi başarılarını sıradanlaştırmayalım diyorum. Ama Porto olmak için Portekiz olmak gerek. 1970'lerde Sala-zar diktatörlüğünü nasıl yıktıklarına, sömürgelerde ve ülkede hangi mücade-lelerden sonra demokrasiye geçtiklerine bakmak gerek. Ardından darbe girişimlerine nasıl direndiklerine, özgürlük sorunlarını hâlâ nasıl tartıştıklarına...