Emre döner, Nihat dönmez

Geçen yıl Tuncay Şanlı... Bu yıl İbrahim Kaş ve Marco ?Mehmet? Aurelio... Sözleşmeleri sona erdiği için Avrupa kulüplerine gittiler.

Geçen yıl Tuncay Şanlı... Bu yıl İbrahim Kaş ve Marco ‘Mehmet’ Aurelio... Sözleşmeleri sona erdiği için Avrupa kulüplerine gittiler. Middlesbrough da, Real Betis de bonservis ödemediği için tercih etti bu futbolcuları büyük olasılıkla. Eğer ‘yıldızlar yıldızı’ bir futbolcu değilseniz, sözleşmenizin sona ermiş olması Avrupa’ya transfer olmanız için büyük avantaj... Betis, Aurelio’yu alarak iki kuş vurdu; hem bonservis parası ödemedi, hem de TC vatandaşı olan futbolcuyu AB üyesi gibi, yabancı kontenjanı kullanmadan oynatacak.

Kişi hakkı takım hakkına karşı
Futbolun küresel medya değeri arttıkça ve ekonomik çapı büyüdükçe, iş hukuku da çetrefilleşti. Özellikle Avrupa Birliği’nin serbest dolaşım ve çalışma hukuku futbolculara giderek daha fazla özgürlük tanıyor. Son olarak belli bir yaşın üzerindeki futbolculara, kalan sözleşme bedelini ödeyerek serbest kalma hakkı getirildi.
Ne var ki, futbolcu, tenisçi değil. Bireysel bir spor yapmıyor, takım sporu yapıyor. Futbolcuyu yetiştiren, geliştiren, ona yatırım yapan takımın, kulübün hakları nasıl korunacak? Futbolcuların çalışma özgürlüklerinin genişlemesi, oyuncu yetiştiren istikrarlı kulüplerin aleyhine oluyor.
Yetiştirme ücretlerinin ve kulüp tazminatlarının yükseltilmesiyle belli ölçüde giderilebilir bu sakınca... Platini’nin uğraştığı gibi 18 yaşın altındaki futbolcuların transferleri de zorlaştırılabilir. Zaten başka bir ülkeye transfer olan onsekiz yaşından küçük bir futbolcunun ailesinin de o ülkede çalışma zorunluluğu var. Ancak, futbolcunun ailesine kulüpte bir iş veriliyor ve “Annem babam gitti, ne yapayım ben de onlarla gittim” hüllesiyle bu engel aşılıyor.
Bir de Uğur Meleke’nin Milliyet’te gündeme getirdiği, NBA’in ‘ücret üst sınırı’ (salary cap)  uygulaması var. Oyuncuya belli bir rakamın üzerinde ücret ödeyemiyorsunuz. NBA’de belli yaşın üzerindeki basketçilere bir kereliğine bu sınır dışında transfer olanağı veriliyor. Aslında NBA’de takımlar arasında dengeyi sağlayan şey ‘draft’. Yani sırayla transfer uygulaması... Mahalle maçında iki kaptanın adım alıp oyuncularını sırayla seçmesi gibi bir şey bu. Play-off’a giremeyen kulüpler ‘draft lottery’ denilen kuraya giriyor. Daha az galibiyeti olanlara kurada daha fazla şans tanınıyor. Bu takımlar daha iyi oyuncuları önce seçme hakkını elde ediyor. Ligi en iyi yerde bitiren takımsa en sonda transfer yapıyor. Bir dönem fırtına gibi esen Chicago Bulls’un uzun süre ortadan kaybolmasının nedeni bu.
Neyse, ücretlere ve bunun yanı sıra transfer bütçelerine üst sınır getirilmesi  önerileri, “Chelsea, Real Madrid gibi kulüpler para saçıp sözleşmeli futbolcuları ayartmasın” diye düşünülüyor daha çok. Uygulama nasıl olacak belli değil. NBA, tek bir kuruluşun yönettiği ve onun belirlediği kurallar üzerine kurulmuş bir lig. Avrupa’da ise kulüplerin tarihi var, ülke farklılıkları var. Bunlar nasıl aşılacak? Bana kalırsa iş gelip kulüp yönetme becerisine dayanıyor. Real Madrid Christiano Ronaldo’yu mu ayartıyor, Manchester United verir bu futbolcuyu en yüksek paradan, yeni Ronaldo’lar yetiştirir.
Bizim lig ise zaten üç büyüklerin ligi... Başta Fenerbahçe olmak üzere yöneticiler astronomik transferler yapıp kendilerine dokunulmazlık elde ediyorlar. Sonuç kötü olunca kabahat bu pahalı futbolcuları oynatamayan teknik direktörün üzerine yıkılıyor. Anadolu kulüpleri de üç büyüklerin küçük kopyaları genellikle. Tek ‘para kazanma’ umutları üç büyüklere ve Trabzon’a oyuncu vermek... Futbolcunun da umudu bu kulüplere gitmek.

Vatan millet ihanet
Konumuza dönersek, bir  futbolcunun, sözleşme bitiminden altı ay öncesine kadar kulübünün izni olmadan başka bir kulüple görüşmesi yasak. Bu ayartmaya giriyor. Fenerbahçe, sözleşmesinin bitimine 1.5 yıl varken Trabzonlu Gökdeniz’le anlaşma imzalamıştı ve Aziz Yıldırım sonra jest olsun diye sözleşmeyi yırtmıştı. Bizde hukuk değil muktedirlerin jestleri hüküm oluşturduğu için pek garipsenmemişti bu. “Ağanın eli tutulmaz, hikmetinden sual olunmaz” hukuğu yani...
Bir futbolcu sözleşme bitiminin altı ay öncesinden itibaren ise istediği kulüple görüşebilir, anlaşmaya varabilir.
İşte Tuncay’ın, İbrahim Kaş’ın, yıllar önce Galatasaraylıların ve en son Aurelio’nun yaptığı gibi... Aurelio’nun sözleşmesini görmediğim için bir yıllık uzatma opsiyonunun futbolcuyu ne kadar bağladığını bilemiyorum.
Opsiyonlu uzatmalarda genellikle iki tarafın da onayı aranıyor. Fenerbahçe yönetiminin
‘vatan, millet, ihanet’ edebiyatına sarılmasına bakılırsa bu konuda elleri zayıf...
Oysa yapılması gereken basit bir şey. Sözleşmesi bitecek olan futbolcularınızla bir yıl öncesinden yeniden anlaşacaksınız. En azından altı ay öncesinden bu işi bitireceksiniz. Yok devam etmek istemiyorsanız, Liverpool’un Kewell’a yaptığı gibi, yeni sözleşme önermeyecek ve oyuncunuzun ardından ağlamayacaksınız... Ama dedim ya, bizde ağalık düzeni var. Kim uğraşacak futbolcuyla, görüşmeyle, pazarlıkla...

Dokun dokunabilirsen
Aslında Aurelio olayı bir kez daha, ülke futbol ortamının futbolcuya profesyonel çalışma olanakları sunmadığının kanıtı. ‘Boş kağıda imza atmak’ hâlâ kulübe bağlılık olarak gösteriliyor. Oysa başka çaresi olmayan adam atıyor boş kağıda imzayı...
Futbolcular hâlâ önadlarıyla çağrılan birer çocuk. Onlar da, dört büyükten başka yerde para kazanmaları mümkün olmadığından gönüllü teslim ediyorlar kendilerini kulüplere... Vergilerini kulüplerin ödemesi kolaycılığına kapılıyorlar. Çift sözleşmelere imza atıyorlar. Sonra ilk fırsatta adam yerine konulacakları, haklarının ve sorumluluklarının belli olduğu, alacaklarının vereceklerinin kurala bağlandığı bir yere gidiyorlar. Tuncay Şanlı’nın Premier Lig’de tayfa olmayı, bizim Süper Lig’de kaptan olmaya tercih etmesi işte bundan.
Eğer Tugay Kerimoğlu gibi, Nihat Kahveci gibi, öğrenmeye ve özeleştiriye açıksanız, rekabetten ve çalışmaktan korkmuyorsanız, uyum sağlayacak kadar özgüveniniz ve kültürünüz varsa dünya futbolunda kalıcı ve saygın bir yer ediyorsunuz. Bunu yapamıyorsanız, ne gam, ‘bomba transfer’ olarak her an geri dönebilirsiniz.
Çünkü transfer bizde hâlâ yöneticilerin para saçıp kendilerini kurtardıkları bir tükürük yarışı... Fenerbahçe, Newcastle United’da 18’e bile giremeyen Emre Belözoğlu’na bonservis parası saçabiliyor örneğin.
Yabancılar içinse Türkiye, Şampiyonlar Ligi gibi yerlerde kendilerini gösterme yeri biraz. Ama tercihlerinin nedeni esas olarak para. Avrupa’da alamayacakları paraları vergisiz ve garantili biçimde kazanıyorlar burada. Aragones açıkça söyledi bunu. Hayatında görmediği ücreti, kovulsa bile alacak...
Fener’in Güiza’ya verdiği bonservis ücretini ise hiçbir İspanyol kulübünün aklından bile geçirmemesi araştırmaya değer.
Sonuçta ülke futbolundaki egemen iktidar ve üretim ilişkileri futbolcuya kariyerini geliştirme olanağı vermiyor. Bizler görünürde ‘endüstriyelleşen’ futbolun sorunlarıyla meşgul oluyoruz belki ama temelde futbolun endüstrileşememesinin dertlerini yaşıyoruz bu ülkede. Almanya’daki 2.5 milyon Türkiye kökenliden, 70 milyonluk Türkiye’dekinden daha fazla ve daha yetişmiş futbolcu çıkmasının nedeni de bu.
‘Gür sakallı’ bir düşünürün dediği gibi toplumların yapısını üretici güçlerle üretim ilişkileri arasındaki çelişki belirliyor... Siz üretim ilişkilerine dokunmaya bir cesaret edin, bakın ülke çocuklarından ne Nihatlar, ne Hamitler çıkacak.