Enfes değil ensest lig

'Biz Batı'nın ilmini, sanatını almadık. Maalesef ahlaksızlıklarını aldık' diye buyurmuş Başbakan. "Senin konunla ne alakası var" demeyin. Futbolu Ergenekon'dan getirmedik ya, Batı'dan aldık.

'Biz Batı'nın ilmini, sanatını almadık. Maalesef ahlaksızlıklarını aldık' diye buyurmuş Başbakan. "Senin konunla ne alakası var" demeyin. Futbolu Ergenekon'dan getirmedik ya, Batı'dan aldık. Şimdi merak ediyorum; futbolun ilmini sanatını mı almışız, yoksa ahlaksızlığını mı...
Şu 'biz' genellemesinden oldum olası hoşlanmadığımı belirteyim önce. İşimize geldiğinde 'Yapmışız etmişiz' diye ortaya bir şikâyet salıyoruz. İşimize geldiği zaman da 'Biz başkasına benzemeyiz' diye kendimize dokundurtmuyoruz. Kim ki bu 'biz?'
Ayrıca Batı'ya ilim ve sanat gökten zembille mi inmiş? Üretici güçlerin baskıya ve taassuba karşı verdiği zorlu mücadelelerin ürünü değil mi? Batı'dan ne alıp ne almadığımızın muhasebesinden önce içeride ne ürettiğimizin hesabını versek olmaz mı? Fikirler özgürce dolaşmasın diye matbaayı 300 yıl sonra sokmuşuz bu ülkeye. 10 yıl sonra da parçalamışız. Ülke insanını yoksulluğa ve cahilliğe mahkûm etmiş, sonra sadakayla, ianeyle yönetmeye kalkmışız. Bu ahlaksızlığı nereden almışız acaba? Şimdi 'YÖK kadılığıyla' mı gelişecek üniversitelerde bilim ve düşünce? Demokrasi ve özgürlük istemek Batı ahlaksızlığı olmalı ki futbol federasyonunun başına da bir 'kadı' aranıyor.
10 takımlı 4 devreli lig
Futbolun tabanındaki kulüpler kapıkulu haline gelirse elbette tepelerine de bir kadı aranır. Manzaraya bakın: Şişirilmiş yayın gelirlerine dayanan ve gittikçe küçülen dar bir ekonomik temel... Bu temel üzerinde tutunmaya çalışan, devlet kapısında ihsan ve ulufe bekleyen, borç içinde birçok kulüp... Heyecan tamamen sayısal rastlantıya dayanıyor. İlk dört sıradaki takımlar birer puan farkla sıralanmasa lig yarışından falan söz etmeyeceğiz. Bu durum 'süper' dediğimiz ligin 'Üç takımlı bir İstanbul ligi', yani bir zamanların TSYD Kupası'na döndüğünün bir kez daha ilanı sayılabilir. Ligin yarısı geçildiğinde 'büyükler' ilk üçe dizildiler bile.
Araya zaman zaman Gaziantep'in, Gençlerbirliği'nin, Kayseri'nin, Manisaspor'un ve Sivasspor'un girmesi bu kuralı değiştirecek gibi değil. Kimi Gaziantep gibi bir dönem altyapıya verdiği önemin meyvelerini topluyor ama sivrilen futbolcuları zamanında yüksek transfer ücretleriyle elden çıkarıp geliri yeni yatırımlara çeviremiyor. Kimi Manisaspor gibi sponsor desteğini kalıcı bir ekonomik güce dönüştüremiyor. Bir sezon tepeye oynayıp ertesi sezon küme düşmemeye çalışıyor bu takımlar.
Sivas, iki sezondur küme düşme korkusunu yaşamamanın rahatlığıyla uyumlu bir kadro kurdu. Dirençli ve sabırlı bir futbol oynuyorlar. Ne ki bizde başarı da pek yönetilemiyor. Valisinden futbolcusuna kadar Sivaslılar, sahalarındaki 10 galibiyet elde edince şampiyon olmuş havalarına girdiler. Oysa başarı geldikçe büzülüp kendilerini küçültmeleri, başarıyı sıradanlaştırmaları gerekiyordu. Hiç de geç değil. Fenerbahçe yenilgisini karşılama biçimleri geleceklerini de belirleyecek.
Türkiye'de sorun beşinci bir şampiyon çıkarmaktan önce, çok sayıda takımın üst sıralar için mücadele eder hale gelmesi... Bunun sıradan bir olaya dönüşmesi... Şu anki puan cetveline bakın. Kayserispor üstten ve alttan 8-9 puan farkla 'kimsenin olmadığı bölge'de. Sonrakiler altıncılıkla 17'ncilik arasında 8 puan fark içinde sıralanıyor. Yani iki yenilgi bir beraberlik farkıyla... Bu takımlar arasında, üzerlerinde baskı olmadığı için sıralamaya bakmadan futbol oynamaya çalışan Oftaş ve İBB var. Bir de eskiden şampiyon oldu diye büyük iltimasa mazhar olan Trabzon... Ötekiler iki maçta bir hoca değiştiriyor. Bir sürü oyuncu yolluyor, bir sürü oyuncu alıyor. Bir puan için futbola yapmadıkları ihanet yok. Son iki haftada canlı yayında izlediğimiz Kasımpaşa'nın, Gaziantep'in, Ankaragücü'nün oynadığı futbola bakın... Buradan olumlu bir şey çıkarmak mümkün mü? En az 10 takım düşme korkusuna teslim olmuş. Futbolsevere ve bu güzel oyuna hiçbir şey vaat etmiyor.
Futbolun ve ligin gelişmesi için budama yapmak şart. Az çoktur. a) Süper lig, bilançosu dengeli, yönetimi saydam, taraftar tabanı sağlıklı
olan ve sürekli zirveye oynayan 10 takımdan oluşsa, b) bunun altında, dört takımın düşüp dört takımın çıkacağı 16'şar takımlı birinci ve ikinci ligler olsa, c) kaynakların ciddi bir kısmı amatör kulüplere aktarılsa belki ülke futbolunda Batı'nın da örnek alacağı bir başlangıç noktası yaratabiliriz... Tabii o zaman siyasiler, türedi zenginler, nasıl futbol üzerinden nüfuz peşinde koşacak. Baksanıza süper ligin 22 takıma çıkarılması konuşuluyor. Ağanın eli tutulmaz. 22 değil 222 takımlı yapsınlar ligi. Her hafta bir takımı şampiyon ilan etsinler. Herkes mutlu olsun.
Ağabeyler, kardeşler, amcaoğulları
Mevcut takımlar gerçek anlamda futbol kulüpleri olsa 'Kötü yönetiliyorlar' deyip sineye çekelim. Bakıyorsunuz kimi kardeş, kimi ağabey kulüp... Gençlerbirliği ile Gençlerbirliği Oftaş'tan söz ediyorum. Kayseri ile Erciyes de böyleydi. Küçük kardeş okul kazanınca, sıra büyükte diye onun yerine ağabeyi yollanmıştı... 'Ağabey takım', 'kardeş takım' diye espriler yapıyoruz ve bunlar lig sonunda karşılaşırlarsa şike yaparlar diye maçlarını kuraya sokmadan ilk hafta oynatıyoruz. İki hafta önce puana ihtiyacı olan Gençlerbirliği iyi oynadığı Oftaş maçını hak ederek kazansaydı, lig boyu sürecek spekülasyonları engelleyebilecek miydiniz! Bir yanda da doğrudan ve dolaylı belediye başkanlarının yönettiği kulüpler var. Bunlar da 'amcaoğlu' olsalar gerek. Lig ensest lige dönmüş haberimiz yok.
Ligin üstte heyecanını altta da namusunu şimdilik sayısal rastlantı koruyor. Ligin altındaki 12 takım küçük puan farklarıyla sıralanmasa ve şiddetle puana gereksinim duymasa, bu haftaki Konyaspor-Ankaraspor maçı gibi sürpriz bir skorla biten maçlar üzerinden söylentiler, futbol dilince 'şaibe', üretilmesi engellenebilir mi?
Romanya da 'Batı'ydı'
Etikası ve politikası üzerine yazmaktan haftalardır sahada oynanan futbola değinemiyorum. Batı'dan futbol bilimi ve sanatı olarak neler aldığımız üzerinde duramıyorum. Ama böyle sıkıntılı dönemlerde hedefe uzun ve dolambaçlı bir yoldan gitmek gerekebiliyor. Bu Doğu'dan gelen bir şey gerçi... Zaten Doğu var, Doğu var. Türkiye var, Türkiye var. Haliyle Batı var, Batı var. Kulüpleri ve futbolu pençesine almakta olan iradelere bakınca maç sonuçları sahalardan çok başka yerlerde, en kötüsü kulüpleri ele geçirecek bahis mafyalarının toplantılarında mı belirlenecek diye kaygılanmamak elde değil.
Lucescu, "Türkiye'de futbol, şampiyonun başkanlık sarayında belirlendiği Çavuşesku Romanyası'na benzemesin" derken bunu kastediyor olmalıydı. Malum, bize göre Romanya da 'Batı'... Oradan almış olmayalım bu sanatı..