Futbolculardan ders alın

Maç yorumu yazmak bambaşka bir deneyim. Duyularınızı saha dışındaki her şeye tıkar, maça bakarsınız. Pozisyon atlamayacak, oyunun derinliğini sözcüklere dökeceksiniz. Söylediğinizin her şeyin sahada görülebilir bir karşılığı olacak.

Maç yorumu yazmak bambaşka bir deneyim. Duyularınızı saha dışındaki her şeye tıkar, maça bakarsınız. Pozisyon atlamayacak, oyunun derinliğini sözcüklere dökeceksiniz. Söylediğinizin her şeyin sahada görülebilir bir karşılığı olacak. Bitiş düdüğüyle birlikte yazınızı geçmek zorunda olduğunuz düşünülürse, son dakikalarda heyecan basar insanı... Bu yüzden maç yorumu yazmayı severim. Sahada olmak gibi bir şeydir.
Rize-Beşiktaş maçında kafayı sahayla sınırlayıp ne yazmalı? Bir tarafta sürekli hoca değiştirmiş, bir sürü futbolcu almış/yollamış bir Rize... En iyi oyuncusu kenti terk etmiş. Her yıl aynı şeyi yaşıyorlar ama bir türlü ders almıyorlar. Bu halleriyle Süper Lig'de kalsalar ne olur, kalmasalar ne olur? (Fahri'nin protokol gereği oynamaması her şeyden önce çalışma hak ve özgürlüğüne aykırı.)
Dün güvendikleri tek şey 'Çocukların yüreklerini beyinlerini maça koyması'ydı... Öyle de oldu. Genç futbolcular takım olarak yardımlaşma içinde ve enerjik başladı maça... Ancak yerden havadan ligin en kolay gol yiyen takımı Rize... Kalede Gonzales olmasa düşmeleri çoktan kesinleşirdi. Attıkları golün aynısını kalelerinde gördüler dün. Sonra güçleri tükendi. Bir puanın üzerine yatınca ondan da oldular.
Beşiktaş'ta ise şampiyonluktan kopuşa bahaneler üretiyor Ertuğrul Sağlam. Bahanelerden biri 'Camiadaki bazı kesimlerin sabırsız olması'... Sabırsız olan kim? Camia mı, yoksa Sağlam dahil Beşiktaş'ın başında olanlar mı? Bakın ilk yarıdaki Rize maçına çıkan takımdan sadece 5 oyuncu bu maçın 11'inde. Takımın gücü ve motivasyonu sadece liderliği ele geçirmeye yetmiş. Ligin bitmesine 4 hafta kala köklü revizyonlardan, transfer komitelerinden söz ediliyor. Her kafadan bir transfer çıkıyor.
Ligin 31. maçında yine farklı bir orta alanı vardı Beşiktaş'ın. Serdar Özkan-Cisse-Tello-Aydın yay gibi dizildi, orta alana güç koydu. Ne ki takım savunması yine evlere şenlikti... Arka direğe Rizeli Mustafa uzun bir koşuyla geliyor, bütün Beşiktaşlılar, özellikle sağ kanattaki futbolcular seyrediyor... Ve gol.
İkinci yarıya Delgado'yla ve baklava orta sahayla başladı Kartal. Pozisyonlar buldular ama orta alan direnci kalmayınca kolay da pozisyon verdiler. Sonlara doğru intihari biçimde geri çekilen Rize'nin üzerine gittiler ve rahat bir verkaçla 'itibar golü'nü attılar... Doğru dürüst bir futbol kalitesine ulaşması için Beşiktaş'ın 'dünkü ilk onbir + Delgado'yla oynaması gerekiyor. Yani en az 12 kişiyle!
Paralarını alamasalar da, yeni sezonda ne olacaklarını bilemeseler de dün ellerinden geleni sahaya yansıttı Beşiktaşlılar. İşlerine ve giydikleri formaya saygıda kusur etmediler. Böylece, bu maçta "Şike olacak" diye savcılığa şikâyette bulunan Bursalı eski yönetici bozuntusunun ve onun gibi düşünenlerin ağızlarını tıkadılar. Böyle tepeden tırnağa aşağılık kompleksine batmış küçük adamlar önemli değil elbette... Koskoca kulübün adı küme düşme hezeyanlarına, küçüklük komplekslerine alet ediliyor. Beşiktaş yönetimi buna dur diyemiyor. Sorun bu.
Skor farklı olsaydı izlenimim değişmezdi. Dün giydikleri formanın hakkını veren 14 Beşiktaşlı'yı gururla izledim. Bu sorumlu tavırdan ders alması gerekenler var. Başta da, koltuğunda kalmak için Beşiktaş'ın maddi ve manevi değerlerini harcayan Başkan ve menajeri...