Kim hesap verir kim sorar?

Haluk Ulusoy, 'hükümet darbesi'yle devriliyor ya, mahkeme zoruyla yapılan genel kuruldan sonra Laz fıkrası kıvamında bir hükümde bulunmuş: "Milli Takım Avrupa kupasında final oynamazsa beni yerimden edenlerden hesap sorarım..."

Haluk Ulusoy, 'hükümet darbesi'yle devriliyor ya, mahkeme zoruyla yapılan genel kuruldan sonra Laz fıkrası kıvamında bir hükümde bulunmuş: "Milli Takım Avrupa kupasında final oynamazsa beni yerimden edenlerden hesap sorarım..." Vay vay, ben olsaydım, 'Kupayı kazanmazsa' diye yükseltirdim çıtayı. Ne olacak arada sadece bir galibiyet var, finali 0-0'a bağlar, penaltılarla kazanırsınız kupayı.
Ağanın eli de dili de tutulmaz neticede...
Esas takıldığım nokta şu muhasebe konusu... Yani hesap sorma ve hesap verme işi. Muhasebe bilimini altüst eden bir gelenek var memlekette. Hesap verme durumunda olanlar hesap soruyor! Totalitarizmin bir başka meziyeti bu. Ülke 1974'ten beri savaş halinde tutuluyor, hesabı yoksulluğa mahkûm edilen ve her türlü örgütlenme hakkından yoksun kalan halktan çıkarılıyor. Ülke çocukları ölüme yollanıyor, hesabı şehit olmayan sekiz gençten soruluyor... İnsanlara özgür alan bırakılmıyor, fatura, "Neden böyle oluyor" diyenlere dava, mahkûmiyet, tehdit ya da kurşun olarak yollanıyor.
Ulusoy madem hesap sormaya meraklıydı, yeniden yönetime geldiğinde neden 'İsviçre rezaleti'nin üzerine gitmedi, sorumluları ortaya çıkarmadı. Bir tek bunu yapsa, belki yine devrilirdi ama alnı açık biri olarak spor tarihine geçerdi. Oysa tersine hareket etti, fırsat bu fırsat deyip, 'el öpmeler'le falan olaydan kendine pay çıkardı! Şimdi hesaplaşma zamanıysa, kalıbına uydurulup tekrarlanmış maçların, ses çıkarılmamış çift kulüp sahipliklerinin, açık ve gizli belediye kulüplerinin, "şike yaparlar" diye 'ağabey-kardeş takımların' maçlarının ilk haftalara konmasının, düzmece verilere ve beyanlara dayanılarak dağıtılan UEFA lisanslarının, har vurulup 'prim savrulan' gelirlerin, amatör futbolun kurutulduğu her ilçeden bir kişiyi sadaka gibi İsviçre'ye götürme alaturkalığının hesabını Ulusoy'dan kim soracak. Liste pek kabarık anlayacağınız.
Ağalanma, senden büyük...
Ancak kim gelirse gelsin bu hesaplara girecek gibi gözükmüyor. Bakın 10 gün sonra seçim yapılacak, ne heyecanlı bir başkan adayı var, ne ekip, ne de çözüm önerileri... Ortaya çıkan Ayhan Bermek ciddiye alınmıyor. Belli ki bir yerlerden işaret bekleniyor ya da uzaktan kumanda edilebilecek bir aday aranıyor. O da Türkiye futbolu mahkeme kapılarından kurtulabilirse.
Zaten genel kurula gidiş biçimi insanda hiç umut bırakmadı, 'Bugünleri bile ararız' kaygısı yarattı... Onlarca sorun dururken, örneğin haşmetli KİT'lerimizden Spor Toto bir ur gibi büyürken, Beden Terbiyesi gibi bir gariplik futbolun içinde varlığını sürdürürken, maçlar bahis kuponlarına alınıp çıkartılırken, şeffaflığın 'ş'si kulüplerimize uğramamışken, futbolseverler maçlardan kaçarken TBMM oturup genel kurulun üye yapısını değiştiren bir yasa çıkardı. FIFA ilkeleriyle açıkça çelişen geçici maddeye dayanılarak genel kurula gidildi. Tabii başta çeşitli ulufe ve ihsanlarla kulüpler 'ikna edilerek'... AKP iktidarı YÖK'leri, RTÜK'leri bir kez ele geçirdiğinde demokrasiyi unutup bu kurumları pek güzel kullanıyor. 12 Eylül'ün Türk-Sünni totalitarizmine pek kolay uyum sağlıyorlar. Özgürlük sorunu, bir metrekarelik türbanın bezinin sınırlarına kadar küçüldü. Aile içi köle durumundaki kadınların çalışmak ve okumak için izin belgesi olan türban, Sünni seçkinler için iktidardan pay almanın, yeni çağın nimetlerinden yararlanmanın işareti olma yolunda.
'İslami Cumhuriyet' korkusu altında gelsin 'Sünni new age'.
Bu ortamda, hükümet 'kumandalı' olmasa da en azından 'onaylı' bir Türkiye Futbol Federasyonu'nun futbolun birikmiş sorunlarının altından nasıl kalkacağı büyük soru işareti... Üstelik kulüpler, 'Rabbena hep bana' demeye alıştırılmışken. Baksanıza, genel kuruldan hemen sonra ağır kulüplerden birinin kapalı kapılar ardında Spor-Toto ile toplandığı, desteğin diyetini istediği konuşuluyor... Durum öyle ki, en alttaki sorunu çekseniz hepsi üzerinize yığılacak.
Very very good morning
Geçen haftaki genel kurulun bir başka mizah harikası da, toplantıya gözlemci olarak katılan FIFA temsilcisinden geldi. FIFA üyesi 207 ülke federasyonundan bir tek Türkiye bağımsız statüye sahip değilmiş. Ee very very good morning! Şimdiye kadar neredeydiniz? Tabii bağımsız statü var, bağımsız statü var. Çiftliğe döndürülmüş bazı federasyonların 'bağımsız' statülerinin üç-beş oy uğruna nasıl kabul edildiğini, hayatını FIFA takipçiliğine adamış Andrew Jennings'in 'Faul!' adlı kitabında görmek mümkün.
FIFA'nın 30 Nisan'a kadar Federasyon Ana Statüsü'nün hazırlanması talebini 'Emrin olur' diye kabul etti genel kurul. Her şeye karşın bunu bir fırsat saymak gerek. Ancak sadece federasyon yapılanmasını değil, cezalardan hakemlere, minik takımlardan ulusal takıma, futbolu her bakımdan çağın koşullarına uyduracak çerçeveyi kim oluşturacak? Hep almaya alışmış kulüplerin alışkanlıklarına nasıl dokunulacak? Amatör ruh nasıl canlandırılacak? Futbolcuların temel hakları verilebilecek mi? Hakemlik kurumu gerçekten bağımsız statüye kavuşacak mı? Yayın hakları, bahis isim hakları adil ve çağdaş biçimde pazarlanacak mı? Yoksa 'teftiş fırçası' türünden kâğıt üzerinde kalacak bir şeyler mi çiziktirilecek?
FIFA istiyor diye değil, kendimiz için, top oynamak isteyen, bu hayalle yaşayan çocuklarımız için istemeliyiz bağımsız ve çağdaş futbol yönetimini... Haydi devrimden geçtik, kısa, orta ve uzun erimli reform programları oluşturulmalı.
Bunlar kararlı biçimde uygulanmalı.
En önemlisi futbolu yönetme durumunda olanlar her an hesap verebilmeli.
Hesaplaşma nerede başlar?
Hesabı muktedirler verecek, tamam da, kimler soracak? Elbette, futbola emek ve zaman veren insanlar soracak. İster milyarlar kazansınlar, ister amatör takımda cefa çeksinler, hâlâ köle statüsünde oynayan futbolcular soracak. Güvencesi olmayan teknik adamlar, kulüp çalışanları soracak. Ekmeğinden artırıp biletiyle maça giden, lig yayınlarına abone olan, lisanslı ürün satın alan futbolseverler soracak. Taraftar başka takıma saldıracağına ya da öteki takımların zaaflarıyla mutlu olacağına eleştiri okunu önce kendi takımına çevirecek. Çağdaş ve bağımsız bir futbol yönetimi, kulüplerin çağdaş ve demokratik yönetilmesinden geçiyor. Küçük kayırmalar uğruna kulüp delegelerinin uzaktan kumandalı el kaldırmamasından geçiyor. Kısacası, futbolun düzgün yönetilmesi taraftarın kulübüne sahip çıkmasından geçiyor. Her türlü hesap sorma insanın önce kendisiyle ödeşebilmesinden başlar çünkü.
Vicdanın başladığı yerdir burası... Futbolun kayıp kıtası ne yazık ki...