Kırmızı ibrikli horoz ne zaman öldürüldü?

Kulüpler Birliği karar almıştı. Yöneticiler maçlardan sonra konuşmayacaktı. Ne oldu? Geçen haftaki Bursaspor maçından sonra...

Kulüpler Birliği karar almıştı. Yöneticiler maçlardan sonra konuşmayacaktı. Ne oldu? Geçen haftaki Bursaspor maçından sonra Fenerbahçe asbaşkanları Ali Koç ve Şekip Mosturoğlu geçtiler kameraların karşısına, ‘yeni iletişim stratejileri’nin gereği olarak anlattılar da anlattılar.
Kulüpler Birliği’nin başkanı kim? Aziz Yıldırım. Fenerbahçe’nin başkanı kim? Aynı Aziz Yıldırım. Duruma göre başkalarını perhize sokuyor, kendi asbaşkanlarına turşu yediriyor...
Bizdeki muktedirlerin, nazikçesi yetkililerin tavrına tipik bir örnek bu. Onlar güç sahibi ya, istediklerini yaparlar. Siz, iktidar yoksunları yapamazsınız. Yaparsanız, ‘doğru yer’iniz, ‘tek kimlik’iniz size parmak sallanarak hatırlatılır.
Oysa benim bildiğim, hissettiğim başka. Bir yerde yönetenler ne kadar davranışlarına dikkat eder, bunları sınırlarlarsa, yani hizmet ettikleri tabana karşı sorumlu davranırlarsa o ülkede demokrasiden, saydamlıktan söz edilir. Aynı şekilde, yönetilenler, kabacası ayaktakımı da ne kadar serbest ve sorumsuz bir biçimde kendisini ifade ederlerse o ülkede o oranda özgürlükten söz edilir. Ülke ancak böyle kendini geliştirebilir. Sonu olmayan bir mücadeledir aslında bu.

Sorumlu federasyon olsa...
Şimdi daha somut bakalım. Şekip Mosturoğlu lâfı maçın hakemine getiriyor... Sonucu etkileyen hatalar yaptığını söyleyerek hakemin dinlendirilmesini istiyor... Kastettiği hata, hakemin Alex lehine penaltı vermeyip, futbolcuya kart göstermesi... O pozisyonu herkes tartışıyor oysa. Bence penaltı değil, kart da verilebilir. Bunu bir yana bırakalım. ‘Yeni iletişim’ dedikleri şeyin içerik bakımından eskisinden ne farkı oklduğunu da tartışmayalım... Bu sübjektif bakışın sahibi Şekip Mosturoğlu bir zamanlar Federasyon’da özellikle hukuki konularda etkili yöneticiydi. Rize-Fenerbahçe maçının baştan ve yeni transferlerle oynatılması gibi bir ‘hukuk harikası’na katkısı olmuştu. Bunları da bir an unutalım...
Mosturoğlu, Edu’nun hakemlerin kafasına top atmasına hiç değinmiyor. Değinmeyebilir. Ancak bu kimsenin değinmeyeceği anlamına gelmez. Başta da Federasyon’un... Bu ülkede, futbol topluluğuna karşı sorumlu bir federasyon olsa, Mosturoğlu’nun maç sonu söyledikleri hakkında soruşturma açar önce... Sonra da maçın hakeminin de onayını
alarak Edu’yu Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’na (PFDK) yollar.
Ertesi gün, Eskişehirspor-Galatasaray maçındayız. Fırat Aydınus çağdaş bir yönetim gösteriyor. Oyunun seyir zevki vermesine katkısı çok büyük. Sonra bu hakemi “futbolcuyla çok konuşuyor”, yani futbolcuyu adam yerine koyuyor diye eleştirenler çıkıyor! Neyse, kazanacaklarına inançlarını yitirmiş Galatasaraylı futbolcular , ikinci Eses golünden sonra hakeme bıktırıcı bir biçimde itiraz ediyor, kendi sonlarını hazırlıyor...
Ne oluyor? Maçtan sonra Galatasaray Başkanı Polat hakemin skoru etkilediğini söylüyor. İstanbul hakeminin İstanbul takımının maçına neden verildiğini sorarak ortalığı bulandırıyor... Ancak çağırdığı halde hakeme gitmeyerek aklı sıra ‘Sen kimsin’ tavrı koyan, karizma yapan (ama sonra tıpış tıpış giden) Arda’ya değinmiyor. Olabilir... Ancak sorumlu bir Federasyon olsa Polat hakkında hemen bir soruşturma açar.
Sonra da yine hakemin onayını alarak Arda’yı PFDK’ya yollar.
Görünen o ki Fenerbahçe-Galatasaray derbisi yaklaşırken iki kulübün yöneticilerini ‘yenilme korkusu’ sarmaya başlamış. Şimdiden hakemler üzerine oynayarak bayat bir filmi vizyona sokuyorlar. Göğüslemeyecekleri bir yenilgi için şimdiden mazeret arıyorlar... Federasyon ise ortalarda yok. Dinlendirilecekleri söylentisi yayılan hakemleri Özkahya ve Aydınus’u savunmadığı gibi ileriye dönük spekülasyonların da önünü almıyor.
O zaman şu soru gündeme geliyor. Bu federasyon güçlülerin federasyonu mu? Oyuncusuyla, hocasıyla, taraftarıyla, futbolseveriyle futbol topluluğuna değil, üzerindeki bir
otoriteye, diyelim kurulmasını sağlayan hükümete karşı mı sorumlu görüyor kendisini?
Daha da önemlisi “Güç bende bir kere” diyerek duruma göre şöyle, duruma göre böyle davranma hakkını mı görüyor kendinde?

Futbolun horozu İsviçreli
Tamam böyle yapabilirsiniz. Ancak o zaman gittikçe üst üste binen sorunlarla mücadele edemezsiniz. Tersine bu sorunların kaynağı olursunuz. O zaman “Bosna maçında bilet dağıttılar” lâfları kamuoyu tarafından inandırıcı bulunabilir. Maç öncesi dağıtılan bedava tişörtler de zaten böyle “Bindirilmiş taraftar bulalım” mantığını doğruluyor.
Elbette, isim vermeden haberler yaymak, ima edilen insanları savunma yapma olanağından yoksun bırakmak gazetecilik ahlâkı açısından bir cinayet... Ne var ki mevcut federasyonun sahip çıktığı federasyonlar milli maçlarda bunu yapmadı mı? Saracoğlu’ndaki İsviçre maçı öncesi, daha uçak kapısında konuk takıma olmadık tacizler yapılmadı mı? Stat yolunda bindirilmiş kıtalar, konuk konvoya saldırılarda bulunmadı mı? Tribünlere ‘bağıran taraftar’, koridorlara ‘özel timler’ sokulmadı mı?
Kabadayılık yapan milli futbolcunun sırtı okşanmadı mı? Bu tavrı onaylayan hocalar karşısında sus pus kalınmadı mı? Ya ırkçı kışkırtmalar ve savaş çığırtkanlığı söz konusu olduğunda göz yumulan küfürler, hakaretler, pankartlar... Bunlara göz yumarsanız, bunların üzerini örterseniz, bunları kışkırtırsanız, günü gelince de benzer şeylerle mücadele edemezsiniz.
Sadece futbolda değil, ülkede tepemi attıran bir sorun gördüğümde aklıma hep bir mesel geliyor. Bu yıl başında Yıldırım Türker, Bekir Berat Özipek’ten aktarmıştı. Aynen alıyorum: “Eski zamanlarda sessiz ve sakin insanların yaşadığı bir köy varmış. Ama bir gün birileri, köyün kırmızı ibikli, kırmızı başlı güzel horozunu öldürmüş. Olayı duyanlar, ‘Yazık oldu, sevimli bir horozdu’ demişler, ama çok da aldırmamışlar. Sadece köyün yaşlı ninesinin tepkisi çok farklı olmuş. Feryat figân ‘Kırmızı başlı horozun katilini bulun’ diye herkese seslenmiş. Ama ‘Ne çok gürültü yaptı bir horoz için!’ demişler. Kısa bir süre sonra da köydeki kınalı kuzuyu öldürmüşler. Köylü ona olayı anlatıp ne yapmak gerektiğini sorunca ‘Kırmızı başlı horozun katilini bulun’ demiş. ‘Nine bunadı herhalde’ demişler, ‘ölen bir kuzu’. Sonra sarı öküz katledilmiş. Köylü yine nineye fikrini sormuş;
o yine ‘Kırmızı başlı horozun katilin bulun’ demiş. Sonra doru tay öldürülmüş, köylüler öfkeyle ‘Artık bu kadarı da fazla!’ demişler ve doru tayı öldüreni bulmaya çalışmışlar. Ancak onlar doru taydan bahsederken daha büyük bir felaket yaşanmış ve köyün bir delikanlısı öldürülmüş. Onu da başka cinayetler izlemiş. İnsanlar öldürülürken her seferinde nine, ‘Kırmızı başlı horozun katilini bulun’ diyormuş.”
Futboldaki ‘horoz cinayeti’ Saracoğlu’ndaki İsviçre maçı... Geçenlerde, Genç Fenerbahçeliler, Aziz Yıldırım’ın kendilerini nasıl kullandığını somut örneklerle itiraf etti. Yönetim gürültülü ama içi boş lâflarla geçiştirdi bunu. Federasyon ise her zamanki gibi duymazdan geldi... Belki bir gün şu İsviçre maçında olanlar da, olayın içindekiler kimse onlar tarafından bir şekilde ortaya dökülür ve kırmızı başlı horozun nasıl öldürüldüğünü öğreniriz. O zaman dek zavallı horozu unutmayın.

SPOT IŞIĞI
ÜLKEMİN YALNIZ LİGİ:
Güzel ülkemin yalnız ligi Birinci Lig’e dikkat ettiniz mi? Belki hiçbir ligde rastlanmayacak biçimde takımlar birer puan farklarla sıralanıyorlar. Sondaki üç takımın 8’şer puanı var, liderin 19... Ne güzel.