Mezar taşlarını koyun mu sandın?

Hocalar "Bireysel hatalardan gol yiyoruz", otoriteler "Savunma bilmiyoruz" diyorlar ya... Ekranlarda golün olduğu an dondurulup "Bu kadar adam bir adamı tutamıyor" diye eleştiriliyor ya...

Hocalar "Bireysel hatalardan gol yiyoruz", otoriteler "Savunma bilmiyoruz" diyorlar ya... Ekranlarda golün olduğu an dondurulup "Bu kadar adam bir adamı tutamıyor" diye eleştiriliyor ya... Futbolumuzdaki savunma sorunları üzerine yazacaktım bu hafta aklım erdiğince... "Bakalım bunların derininde neler var" diye tartışacaktım. Yapamadım. Çünkü savunma-atak sorunsallarına girilince ister istemez savaş terminolojisi kullanılıyor, savaş sözcükleriyle konuşuluyor... Ülke ise ulusal sınırlarının dışında bir savaşta şu günlerde. Her gün ölüm bilançoları geliyor. Maç skoru gibi... Bülent Ersoy dışındaki TV ünlüleri gibi, şehitlere selam yollayıp keyfimize bakacak halimiz yok. İster futbol yazın, ister "Kendi yaşantımı kimseye zarar vermeden sürdüreyim" deyin, bu ülkede yaşayan bir insansanız ister istemez siyasi bir varlıksınız. Başkasının tasası ve kıvancı sizin de tasanız ya da kıvancınız.
Savaşı oyun mu sandın?
Savaşın maç gibi algılatıldığı bu ortamda kulaklarımda bir Rumeli türküsü çınlıyor. Geçen yüzyıl başında bir türlü bitmeyen savaşlar, çatışmalar, kıyımlar içinde yakılmış olmalı: "Mezar taşlarını Hasan koyun mu sandın, Adam öldürmeyi bre Hasan oyun mu sandın..."
Muktedirler savaşı oyun, oyunu da savaş olarak algılatıyorlar bize. Gazeteler maç skoru gibi ölü sayılarını veriyor. Fark açıldığı zaman mutlu olunuyor, verilen şehitler 'kabul edilebilir' karşılanıyor. 'Oyun'un neden nasıl oynandığını sormuyoruz, öğrenmeye çalışmıyoruz. 'Pozisyonları' tartışamıyoruz. Sadece 'federasyon'un açıkladığı skorlara bakıyoruz. Oysa bu sayılar gol ya da basket sayısı değil, insan canı...İki taraftan da aynı yoksul, çaresiz toplumsal kesimlerden gelen canlar... Barış ve özgürlük ortamında yan yana aynı tezgâhta çalışacak, aşk acılarını paylaşacak, aynı tribünde maç seyredecek canlar... Savaşın insanları uçlara iteceğini, zıtlıkları artıracağını, şiddete uygun ortam ve asker sağlayacağını, 'dünyada savaş'ın 'yurtta savaş' tehlikesini büyüteceğini hissetsek bile söyleyemiyoruz. Oyun çünkü bu. Maç bitecek, kazanan ve kaybeden birbirinin elini sıkıp evine gidecek, bir sonraki maça bakacak... Öyle mi?
Oyunu savaş mı sandın?
Tamam, oyun ve sporların kökeninde savaş var belki. Savaşın terimlerini, daha da ötesi savaş 'kural' ve stratejilerini kullanıyor oyun ve sporlar... Satranç bu durumun en belirgin örneği... Ancak oyunun savaştan aldığı kurallar, artık tarihte kalmış olan göğüs göğüse, şövalyece, yiğitçe dövüşülen savaşların kuralları... Şimdiki, nintendo gibi ekranda oynanan, esir alma etiğini bir yana bırakıp sadece yok etmeye dayanan, ölü skorlarıyla ölçülen modern savaşın değil. Çünkü böyle bir savaşta kural mural yok.
Savaştan oyuna geçişe, antikitenin gladyatör karşılaşmaları örnek verilebilir. Onda da teke tek dövüş var. Sonunda öldürme ya da bağışlama var... Çağdaş oyunlar ve sporlar ise savaşın ehlileştirilmiş biçimi... Onun bir tür reddi... Rakibi öldürmeyi, ortadan kaldırmayı reddediyor. Çünkü rakip olmadan bu oyunu, sporu sürdürmeniz mümkün değil. Rakiple birlikte yaşamanız, sahayı çevreleyen sınırlar içinde ve kurallara uyarak yarışmanız gerek. Oyun ancak barış içinde icra edilebiliyor. Bir tür bir arada yaşama eğitimi...
Bizde resmi düşünce, barış denen şeyi iki savaş arasında geçici bir durum olarak algılıyor oysa. Bunun için uzak ya da yakın her türlü tarihe bakmak yeterli. Muktedirler oyunu ise savaş olarak algılatıyor bize. Her yola başvurarak rakibi ortadan kaldırmak esas hedef oluyor. Saha dışında her türlü entrika ve numarayla rakibi güçsüz bırakmak taraftarca meşru görülüyor. Öte yandan tek bir yenilgi büyük yıkım olarak algılanıyor. Gol kaçıran futbolcu, takımı yönetemeyen hoca 'hain' ilan ediliyor. Hocalar kovuluyor, futbolcular 'kurşuna diziliyor'.
Her yengiyi 'tarihi ve milli zafer' ilan etmemiz bundan. Uluslararası maçları bir türlü sıradan olaylar haline getiremediğimiz için aşağılık kompleksinden kurtulamıyor, yabancıyla ve farklı olanla bir arada barış içinde yaşama ve yarışma kültürüne ulaşamıyoruz... Bir düşünelim, tek başına oynanan oyun ve spor var mı? Tek başına oynadığımız bilgisayar oyunlarında bile rakip bilgisayar değil mi?
Sath-ı futbol
Futboldaki savunma sorunlarıyla ilgili benim özlü sözüm, daha önce de yazdığım gibi 'müdafaa (ve hücüm) çizgisi yoktur, müdafaa (ve hücum) yüzeyi vardır, o yüzey de bütün sahadır' şeklinde... Bu söz biliyorsunuz Mustafa Kemal'e ait. Tarihimizdeki ender meşru savunma savaşlarından birinde, Kurtuluş Savaşı'nda, Eskişehir düşmüş, Meclis'in Ankara'dan taşınması gündeme gelmişken söylemiş: "Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır, ki o satıh bütün vatandır". Tabii vatanın, yani sınırların dışında, Galiçyalarda, Korelerde, Kıbrıslarda, Iraklarda savaşırsanız söyleyemezsiniz bunu... Tıpkı bunun gibi futbolu da sahanın dışında oynamaya başlar ve savaşa döndürürseniz, ortada ne savunma kalır, ne atak. Ne oyun kalır, ne adalet.

* * * * *
SPOT IŞIĞI
GÜVEN İÇİN ADALET
Futbolda güven şart ama bunun için önce bütün taraflara eşit ve hakça davranmak şart. Bakın bugün İstanbul'da Beşiktaş ve Rizespor kupa çeyrek finali oynuyor. Hafta sonu ise bu takımlardan Beşiktaş cuma günü lig maçı yaptı. Kupa maçı için deplasmana gelecek olan Rizespor ise pazar günü. Hem de zor kış koşullarında Sivas'ta. Hakça mı bu?
SEYİRCİ İSTENMİYOR MU?
Çağdaş statlar yapılacak? Ne için? Elbette seyirci için. Ancak seyirciyi statlardan kaçırmak için her şeyi yapıyo-ruz. Beşiktaş-Rizespor kupa maçı bugün 16.00'ya konmuş... Hafta sonu lig maçları kış aylarında bile gecenin bir köründe oynanıyor, ama hafta içi kupa maçı herkesin işinde gücünde olacağı saat 16.00'da... Şu maç saatlerine bir de çoluklu çocuklu, çalışan futbolseverlerin açısından baksak?
ÖNCE EZELİ RAKİBE SAYGI
Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım birkaç hafta önce bayan voleybol takımlarının Vakıfbank Güneş Sigorta'yla yaptığı maçta küfür eden Fener taraftarını salondan çıkarmıştı... Rakibe saygı olumlu bir davranış. Ancak üç büyük kulüp yöneticilerinin önce birbirlerine saygı göstermeleri gerek. Derbilerde rakibin ve rakip seyircinin moralini bozmak için neler yapıldığını, rakip futbolcu ve teknik adamların nasıl saldırıya uğradıklarını artık hatırlatma-yalım... Ama rakip taraftarı aşağılayıcı hareketler devam ediyor. Zaten derbilerde konuk seyirciye bir avuçluk yer ayrılıyor, bir de buralar ağlarla kapatılıyor. Yandaki ev sahibi seyircinin önünde ağ yok, konuk seyircinin önünde ağ var. Bundan büyük aşağılama, bundan büyük hakaret olur mu? Üstelik bugün oynanacak maçta Fenerliler, sahayı doğru dürüst göremeyecekleri bir yere oturtulacakmış. Ezeli rakibinize saygı göstermezseniz, sizin de saygı görmeye hakkınız olur mu?