Lig lideri Fenerbahçe, bu hafta takipçisi Galatasaray deplasmanında...

İbrahim Altınsay, Süper Lig'de düğümü çözme ihtimali bulunan pazar günkü Galatasaray-Fenerbahçe karşılaşmasını Radikal okurları için değerlendirdi. Derbiyi izlemek isteyenlerin yazıyı okumasında sayısız fayda var...

İbrahim Altınsay" /> Lig lideri Fenerbahçe, bu hafta takipçisi Galatasaray deplasmanında...

İbrahim Altınsay, Süper Lig'de düğümü çözme ihtimali bulunan pazar günkü Galatasaray-Fenerbahçe karşılaşmasını Radikal okurları için değerlendirdi. Derbiyi izlemek isteyenlerin yazıyı okumasında sayısız fayda var...

İbrahim Altınsay" /> Okumadan izlemeyin! - İBRAHİM ALTINSAY - Radikal

Okumadan izlemeyin!

<img src="/veriler/2008/04/23/altinsa.gif" width="160" height="119" alt="" border="0" align="right"><u><I>Lig lideri Fenerbahçe, bu hafta takipçisi Galatasaray deplasmanında...</I></u><br></br>İbrahim Altınsay, Süper Lig'de düğümü çözme ihtimali bulunan pazar günkü Galatasaray-Fenerbahçe karşılaşmasını Radikal okurları için değerlendirdi. Derbiyi izlemek isteyenlerin yazıyı okumasında sayısız fayda var...<br></br><b>İbrahim Altınsay</b>

Derbi 12'şerli oynansın
Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final oynadı ama futbolu bunun çok altında kaldı. Sevilla maçlarında da ilk Chelsea maçında da rakip izin verince top oynadı Kanarya. Çünkü rakiplerinin hocaları elenme korkusu içindeydi, tur atlayacak skoru elde edince takımlarını geri çektiler.
Bu yüzden Fenerbahçe, Türkiye ligine döndüğünde bizim futbolu yukarı çekemedi, tersine onun düzeyine indi. Ankaraspor maçındaki gibi. Sarı-Lacivertliler öne geçince durdular, oyunu geride kabullendiler. Sonunda Avrupa'da rakiplerine attıkları türden bir uzatma golü yiyerek beraberliğe razı oldular.
Galatasaray'ın Avrupa macerası hiç iz bırakmadı. Maçlarda oyuna egemen olamadılar. Her enstrümanı başka telden çalan, birbirinden habersiz, akortsuz bir orkestra gibi oynadılar... Beşiktaş ise İstanbul'daki Liverpool ve Marsilya maçlarında taraftarın itmesiyle oyunu hızlandırıp yüklendi, goller attı. O maçlarda bile öne geçtikten sonra nasıl geriye yaslanıp, üçüncü küme takımı kimliğine büründüklerini hatırlayın.

Premier kriterler
Elbette takımlarımızın çağdaş futbol düzeyinin altında kalmasının hem yönetsel, hem de kültürel nedenleri var... Ancak gelin Galatasaray-Fenerbahçe derbisi öncesinde takımların futbol anlayışlarına bakalım. "Çağdaş futbol kriterlerin ne?" diye soracak olanlara yanıtım "Premier Lig"... Kura denk düşseydi, günümüzün futbol zirvesi Şampiyonlar Ligi'nin yarı finalini, Premier Lig'in ilk dört sırasındaki takım oynayacaktı belki. Yani Şampiyonlar Ligi bir Premier Lig play-off'una dönecekti. Geçen yıllarda yarı finale kalan İngiliz takımı sayıları hatırlayın.
Dün gece izledik, bu gece de izleyeceğiz. Yarı finalin üç İngilizi ve Barcelona, her oyuncuyu mümkün olduğunca hareketli ve çok yönlü kullanıyor. Onbir kişiden 13-14 kişilik güç çıkartıyor. Hem hızlı ve akışkan, hem de sert ve baskılı oynuyorlar. Her alanda ve her anda takım savunması ve takım atağı yapıyorlar. Bu anlayışın şu an için görünürdeki saha dizilişi, ufak tefek farklılıklarla 4-3-3...

İdeal dizilişler
Şimdi Galatasaray'a ve Fenerbahçe'ye bakalım.
Bir kere her iki takım da yerli kaleciyle oynayacak. Aykut ve Volkan çizgide iyi sayılırlar ama onsekiz içi etkinlikleri zayıf.
Topu oyuna sokup takımı atağa çıkarma yetenekleri ise yok gibi.
İki takım da geride dörtlü savunmayı yeğliyor. Fenerbahçe'nin dış bekleri Cim Bom'a göre daha atağa yatkın ve hevesli. Üstelik orta alandaki arkadaşları onlarla ikili üçlü oyunlara giriyor. Ne var ki Gökhan ve Uğur (ya da Vederson) atağa çıktıklarında arkalarında boşluk bırakıyor.
Fener savunmasının göbeği kolay geriye devriliyor, yan toplarda ağır kalıyor.
Galatasaray çok forvetle yüklenirse maç Fener kalesi önünde oynanır, bol gol pozisyonu olur...
Cimbom'un savunması nispeten daha ileri çıkıyor. İleri çıktıklarında Kezman Servet'e zor anlar yaşatabilir. Zaten Alex'i karşılama görevi stoperlere değil, Mehmet Topal'a verilirse bu oyuncu mecburen geride kalacak, savunma da mecburen onsekizine çekilecek. Galatasaray rakibi karşılayan, ancak uzun toplarla karşı atak arayan bir takıma dönüşecek. Maçın boyu uzayacak, izleyenlere sıkıntı basacak.
Gelelim Vehbi'nin kerrakesine. Yani orta saha ve forvetin oluşumuna...
Her iki takım da savunma önüne bir defansif orta saha dikecek. Fenerbahçe'de bu oyuncu herhalde Maldonado olmayacak. Çünkü Şilili üçüncü bir stoper gibi oynamaktan ve yan pas yapmaktan başka bir sorumluluk almıyor. Yabancı sınırlamasından yakınan Fenerbahçe'nin transferin isabetliliğine bakın!.. Selçuk'un bu mevkide daha dikine ve mücadeleci oynadığı kesin. Ancak Ali Sami Yen'de, Denizli maçındaki gibi rahat alan bulamayacağı da kesin. Üstelik Lincoln oynarsa ve Selçuk'a onu kollama görevi verilirse Fener takımı ortadan 5-5 bölünecek ve top şişirmeye başlayacak. Sonuçta Selçuk ve Mehmet Topal sadece savunma yapan 'yarım adam'a indirgenmiş olacak. Satrançta 'fil'i 'piyon' olarak kullanmak gibi bir şey.
Gerçi Mehmet Topal iki yönlü oynayabilen biri... Ama iki yanında onunla birlikte ileri geri giden oyuncuların olmasına bağlı bu... İBB maçındaki gibi önünde Ayhan olursa Topal geride sıkışıyor. O maçta GS orta alanı kalabalıktı ama çorba gibiydi. İBB orta alanını da şaşırttılar. Zaten onlar da dağılmaya ve gerilmeye pek teşneydiler. Derbide Barış da Deivid'i kollamak için savunmanın önüne çakılırsa geçmiş olsun. Fener, Cim Bom onsekizi önünde yakan top oynar.
Fenerbahçe orta alanı daha bir kestirilebilir... Büyük olasılıkla Kazım sağda oynayacak, Aurelio ortada ve Selçuk'un önünde. Sol tarafta olması gereken Deivid daha çok Alex'in çevresinde dolaşacak. Sol tarafı boş asimetrik bir orta saha yani... Hafta sonu ter idmanı yapan Denizlispor, "Madem Fener solu boşalttı, biz de boşaltalım" dedi herhalde. Böyle olunca Uğur her topta kale direğine kadar dümdüz gitti. Chelsea, Denizli'nin dediğini demedi, turu geçti. Bakalım Cimbom'u kenardan yönetenler, kimse onlar, ne diyecek?
Ve Alex ile Lincoln... Transfer edildiğinde Lincoln'un en büyük taktik sorun olacağını söylemiştim. Bu tarz futbolcuların yeri forvet artık... Bakınız: IBB maçı... İleride serbest oynayınca Lincoln bir şeyler yaptı ama ayağında top varken oyunda. Zico ise geçen yıl başında Alex'i ileri atarak sorunu çözdü. Şimdi yanına Deivid'i verdi. Böylece markajdan kurtulan Alex verimli olabiliyor.
Bu kadar üfürmeden sonra ideal dizilişleri de vereyim:
Dizilişler pek güzel de bir sorun var değil mi? Topladığınızda 12'şer kişi ediyor. Vallahi çağdaş düzeyde top oynamaları için takımların sahaya böyle çıkmaları en evlâsı...

Haberin var mı?
Savunma önüne, 'önlibero' diye yarım adamlar dikerseniz, oyun kurucu '10 numara' diye kendine ayrı top isteyen yarım adamlardan vazgeçemezseniz, tek çare 12 adamla oynamak. Hattâ Cim Bom'da '10 numara' havalarına girmiş Arda'yı forvete atar yerine Volkan'ı koyarsanız, Fener'de Semih'i Kezman'la eşlerseniz, en ideali 13 kişiyle oynamak... (Beşiktaş için ehven-i şer çözüm, Rize maçına başlayan 11'e Delgado'yu ve Bobo'yu eklemek!)... İşte en ileri hattaki takımlar üzerinden Türk tarzı futbolun resmi.
Pazar günü herhalde takımlar birbirini kollayacak. Tabii hakem öne çıkmaz, futbolcular çabuk parlamazsa... Bu öngörüm maç berabereyken geçerli... Biliyorsunuz, bir takım öne geçince kalesine gömülüyor, öteki "ya herru ya merru" diye saldırıyor. Düzen falan kalmıyor. Bu da Türk tarzı.
Tabii çok farklı bir maç da izleyebiliriz.
En heyecanlısı o olur. Şurası kesin ki medyamız 'Dünya derbisi' diye maçı şişirecek ama dünyanın bundan haberi olmayacak... Aynen, tümüyle yabancıyla ya da yerliyle oynasa da, yengeç ya da göbek dansı yapsa da, takımlarımızın muasır futbol seviyesinden bihaber olması gibi.