?Organize kaos?

Pierre van Hooijdonk harika yorumlar yapıyor Lig TV?de. Türkiye golü yedikten sonra spiker Melih Şendil?e not uzatıyor örneğin: "Maç 0-0 mı, neden savunmadayız?"

Pierre van Hooijdonk harika yorumlar yapıyor Lig TV’de. Türkiye golü yedikten sonra spiker Melih Şendil’e not uzatıyor örneğin: “Maç 0-0 mı, neden savunmadayız?” Maçtan sonra soruyorlar: “Takımda en çok Tuncay ve Aurelio koşmuş, ne dersin?” “Normal” diyor Hollandalı: “Aurelio tutacağı adamı bulmak için sağa ve sola koşuşturdu durdu, Tuncay da top almak için kendi kalesine doğru.”

Rakip şaşırır, biz şaşırmayız
Van Hooijdonk’un en güzel tanımlaması Portekiz’in oyunuyla ilgili: ‘Organize kaos’... İşte total futbolun günümüzdeki son durağı... Portekiz 4-3-3 gibi diziliyor ama herkes her role soyunuyor, sürekli değişiyor. Kendileri için düzenli ve örgütlü, rakip için içinden çıkılmaz bir karmaşa... Türkiye maçında baktılar ofsayta yakalanıyorlar, Ronaldo ve Simao içe ve geriye kat etti, arkadan adam çıkardılar. İki gol de böyle oldu. Bosingwa sağaçık gibi oynadı...
Ve Moutinho... Pres yapıyor, onsekizinden top çıkarıyor, uzun pas-kısa pas yapıyor, oyun kuruyor, şut atıyor... İkinci goldeki asisti turnuvanın flaşı bence. İşte çağdaş orta alan oyuncusu bu: Hem 10, hem 5, hem de 9 numara... Portekiz yine de kupayı kaldıramayabilir. Kupanın öyle ilkel bir statüsü var ki, güzel futbol yetmiyor, önce gol yememeniz gerek. Sert bir takım çıkıp Portekizlileri bezdirebilir, penaltılarla eleyebilir.
Bakın Fransa-Romanya maçına... Romanya alan daralttı, koştu, toplara bastı. Takım gücü olarak daha iyiydi. Favori bir takıma karşı korkmadan nasıl oynanacağını gösterdiler. Savaşkan oyuncu Chivu “no name” arkadaşlarını iyi yönetti... Üç beraberlikle gruptan çıkarlarsa sakın şaşırmayın!
Fransa 1998’den bu yana futbolun öncü hattındaydı. Romenlerin karşısında atakta dış bekleri öne atıp 2-4-4 gibi oynadılar. Solda Malouda ile Benzema, sağda Ribery ile Anelka’nın yer değiştirmesi gerekiyordu ama Benzema ve Anelka birbirini bozdu. Değişikliklerden sonra 4-2-3-1’e döndüler ama fayda etmedi. Çünkü orta alan dinamizm ve hız üretemedi. Lig yorgunu gibiydiler. Hala Makalele’ye bel bağlıyorlar. Deschamps-Vieira-Petit-Zidane gibi bir orta saha sadece tatlı bir anı
Portekiz kadar kaotik olmasa da hareketli ve hızlı bir düzen içinde oynayan bir başka takım Almanya... 2006’dan beri göze hoş gelen bir futbol oynuyorlar zaten. Eski Alman futbolu gibi basit ama daha özgür... 4-3,5-2,5 gibi diziliyorlar. Polonya karşısında Podolski idi yarım orta alan, yarım forvet... Savunma önündeki altılı birbirinin içine geçiyor.
Atakta en az 4, zaman zaman da dışbekle beraber 7 kişiler... Frings hem sert, hem akışkan, hem atlet, hem teknik. Tam bir savaşkan orta saha... Löw dış bekler dahil atak formasyonlu ve iştahlı futbolcular koymuş takıma... Organize hız üretiyorlar.

Yarı seksi futbol
Bu yazıyı bitirirken turnuvanın şu ana kadar- ki en zevkli maçını izledim: Hollanda-İtalya... İki hoca da Sacchi’nin ‘ultra moderno’ Milan’ından takım arkadaşı... Oynatmaya çalıştıkları futbolda hocalarından izler var. Ne ki İtalya ölgün bir kopyasıydı çağdaş futbolun. Yaşlı kadro yorgunluktan adım atamaz durumdaydı. Orta üçlü hızlı rakip karşısında geriledi, savunmacılar onsekizlerine devrildi. Türkiye kadar yavaş oynadılar. Dizilişiniz, oyun niyetiniz ne olursa olsun iş hızla başlıyor, hızla bitiyor... İtalya turnuvalara kötü başlıyor, sonra açılıyor ama böyle oynayacaklarsa hiç açılmasınlar.
Önceki kupalarda Hollanda benim hep favorimdi. Michels-Sacchi bileşiminin çağdaş bir yeniden üretimini bekliyordum Van Basten’den. Güçsüz orta alanları beni yanıltmıştı. Eleme maçlarına bakıp favorilikten düşürdüm onları... Demek bugüne hazırlanıyorlarmış.
Hollanda’yı tanımlamak için bir başka Hollandalı’nın deyişini ödünç alacağım: Seksi futbol. Ama takımın yarısı için. Takımın gerideki yarısı tam bir Isparta disiplini içinde oynuyor. Van Basten, Van Bronckhorst hariç geri dörtlüye fizikli adamlar koymuş. Önlerine de alanlarından ayrılmayan iki sert defansif orta saha. Bunlar katı bir düzen içinde rakibi karşılama ve bitirme görevini üstleniyorlar. Sonra Van Nistelrooy’un arkasındaki Kuyt-Van der Vaart-Sneijder üçlüsü başlıyor resitale... Rakibin kanatlarını kapatıyorlar, dışbekleriyle birlikte savunmaya geliyorlar. Atakta ise inanılmaz hızlı ve yer değiştirerek dalışlar yapıyorlar.
Van Bronckhorst da onlara katılıyor. İkinci ve üçüncü gollerinde hız sınırını aştılar.
Tıpkı Portekiz’in ikinci “şimşek gol”ü gibi. Seksi futbol bu olmalı.
Ne ki kalıplı ama ağır savunma elemeli turlarda başlarına iş açabilir. Nitekim Grosso ve Del Piero yüklenince, o tarafı savunan, bu arada Toni’yi kollayan Boulahrouz’u kenara almak zorunda kaldı Van Basten.
Van Der Sar da hep formda olmayabilir.
Yine de ilk altı maçta futbol gözümü ve gönlümü onlar okşadı. Portekiz ve Almanya ile birlikte. Gerisi olsa da olurdu, olmasa da.

Örgütlü olmak şart
Yine de söylemeliyim. Polonya, Hırvatistan, Çekler, İsviçre ve hattâ Avusturya futbolun ‘organize’ tarafını becermiş. Ortak paydaları futbolun ABC’sine sadık, basit bir top oynamaları... Ama örgütlü futbolun üzerine serbest vezin doğaçlama futbol koyamıyorlar. Ortak eksileri bu...
Romanya, favori denen rakibine karşı örgütlü futbolun en iyi örneğini verdi. Hırvatlar daha teknik ama dayanıksız. Avusturya’nın savunması ağır ama takım savaşıyor. Ofsayt tuzağına fazla güvenen Polonya, Almanların eski hâli gibi. İsviçre de öyle... Frei’ın talihsiz sakatlanmasından sonra atakta çeşitlilik üretebildiler. Yine de orta alan ve savunmada yavaşlar... Çekler, 4-1-4-1’den 4-3-3’e çok akışkan dönüyor. Özellikle de Koller çıkınca. Golü atan Sverkos gibi gezgin forvetler çıkarmaya devam ediyorlar. Ve ilk kez,
top Çek kalesine gelse de kaleciyi izlesek diyorum. O kalecinin adı Cech.
Avro ‘08’de şu ana kadar izlediğim tek organize olmayan takım Türkiye... Aynı zamanda en yavaş oynayan, en çok gereksiz ve anlamsız hareket yapan takım. Masa başında pek karmaşık, pek gelişkin taktiklerden, sistemlerden söz ediliyor ama sahaya yansıyan tam bir çorba. Üstelik sadece Portekiz maçında böyle değil. Terim döneminin ilk hazırlık maçı olan Almanya karşılaşması dışında hep böyle Türkiye...
Kazandığı ve kaybettiği maçlarda da...
Savunma yapmaktan rakibe faul yapmayı anlıyoruz. Portekiz’in faul sayısı 10, bizimki 24... Gökhan Zan’ın Simao’ya, Aurelio’nun Nani’ye hareketleri kırmızı kartlık. Öteki fauller de hamlede gecikildiği için kemiğe yapılmış fauller... Ataktan anladığımız ise Semih’i oyuna sokup orta çizgiden top şişirmek... Portekiz’in ne oynadığını rakipleri çözemiyor, bizim ne oynadığımızı en başta kendi futbolcularımız... Onun için yabancı futbol kamuoyu “ne yapacağı belli olmaz” diye tanımlıyor Türkiye’yi...

Ayıp olmasın
Türkiye, ‘Ya herru ya merru’ diye saldırarak ve rakiplerin hatalarından yararlanarak buralara geldi. Burada da şansa ev sahibinin seri başı olduğu gruba düştü. Portekiz dışındaki takımlardan her biri ikinci olacak kapasitede. Yani gruptan çıkabiliriz. Çıkabiliriz de,
bu oyun kalitemizle futbola ayıp olmaz mı?