Santrfor kaleciler çıkacak

Radikal Cumartesi'de Merve Erol 'pe-naltı' üzerine hoş bir yazı yazmıştı. Peter Handke'nin 'Kalecinin Penaltı Anındaki Endişesi' adlı romanına değiniyor, "Kaleci neden endişe duysun ki, hele penaltıyı kendi yapmamışsa...

Radikal Cumartesi'de Merve Erol 'pe-naltı' üzerine hoş bir yazı yazmıştı. Peter Handke'nin 'Kalecinin Penaltı Anındaki Endişesi' adlı romanına değiniyor, "Kaleci neden endişe duysun ki, hele penaltıyı kendi yapmamışsa... Golünü yer, maçına devam eder" diyordu. Haklıydı. Ancak o infaz anında korkmasanız bile durumun eşitsizliğine lanet okuyabilirsiniz. Adamın biri 11 metre ilerinizde topa geliyor, siz koca kalenin içinde çaresizsiniz.
Kaçırılmış bir penaltı, kaçıranın beceriksizliğine sayılır ama kurtarılmış bir penaltının gururunu da sadece kaleci yaşar. Yalnızlığı o anda bireysel bir zafere dönüşür. Kalecinin tabelayı belirlediği andır bu. Öteki oyuncular gibi, "Golü atan belli olsun" diye formasını çıkarmasına gerek yoktur. Çünkü o zaten farklı forma giyer. 'Forma' da değil, 'kazak'. Hem de '1 numara'.
Kayserisporlu Ivankov gibi kalecilerin penaltı kullandığı durumlarda zıt duygular çatışır onsekizin içinde. Karşılayan kaleci "Mesleği maymun ettin" der gibi bakar rakibine. Penaltıyı atan ise ağbilerinin bisiklete binmesine izin verdiği küçük kardeş gibi şen... Penaltıyı karşılayan topu tutarsa intikam için hemen oyunu başlatır mı, bilemiyorum.
Bir de uzatmalar sonunda, turu geçeni belirlemek için atılan seri penaltılar var. Burada futbol sahneden çekilir, sahaya şans meleği ya da 'seri katil' edasıyla Azrail girer. Penaltıları kurtaramayan kaleciye bir şey denmez ama kurtaran 'kahraman' olur.
Çekilmezliği ve çekiciliği
Geçen hafta boyunca kalecileri bol bol andık. Sevilla-Fenerbahçe maçında yediği ilk iki gol ve kurtardığı penaltılarla Volkan Demirel manşetlerdeydi. Bir gece sonra Schalke'nin genç kalecisi Manuel Neuer, 'Takımım Porto' karşısında olağanüstü oynayacak, seri penaltıların üçünü kurtararak ekibini çeyrek finale taşıyacaktı. Sonra pazar günü Sivas kalecisi Petkoviç'in, takım arkadaşının faulle karışık topun yolunu açtığı 'kaleden kaleye' golünü, ardından penaltı kurtarışını izledik. Bu farklı ve tek 'kalebent oyuncu'ya yakından bakalım...
Hatırlarsınız, mahalle maçlarında futbol oynamayı beceremeyen top sahibinin konduğu yerdi kale... Bazen takımın yıldızları da 'Yoruldum' bahanesiyle kaleye geçer, fiyakalı bir iki kurtarış yapardı. Ancak mahalle demokrasisinin en yerleşik kuralı sırayla kaleye geçmek, gol yiyince değişmekti... Sonraları tribünden izledikçe fark ettim ki bu 'özel mevkii'nin çok sayıda özgün yanı var. Bir kere yapayalnızsınız, herkes kaleye bakar siz bakamazsınız. Sonra onsekizin dışına çıkamazsınız, çıkarsanız tribünler 'Nereyeee' diye sizi azarlar. Üçüncüsü son adamsınız; sizin hatanızı giderecek kimse yok. Gol size yazılır. Dördüncüsü, öteki futbolcular oyun içinde gizlenebilir ama siz kalenin önünden kaçamazsınız. Top gelirken stattaki bütün gözler üzerinize dikilir, arkadaşlarınız dahil herkes 'Kaleeey' diye bağırır. Beşincisi, bütün öteki futbolcular duruma göre değişik mevkilerde oynayabilir, hattâ 'Pancu durumu'nda kaleye bile geçebilir ama sizin ömür boyu oynayacağınız yer değişmez. En fazlası oyunun son anlarında ileri gidip bir 'mucize gol' ararsınız.
Bunlara karşın ayrıcalıklarınız da var. Bir kere, bütün futbolcular, ellerini kullanamayarak mağara adamı öncesine dönerken, siz onsekiz içinde de olsa topu tutma zevkini tadarsınız. Rivayet o ki bu yüzden bir dönem İspanya'nın en iyi kalecileri hentbol oyuncuları arasından çıkarmış. Bugün de kalecilere hentbol idmanları vermek yararlı olabilir.
İkincisi oyunu seyretmek için bol bol zamanınız olur. Yeriniz hocanınkinden de iyidir. Hem oyuncusunuz hem de seyirci yani... Bu bakımdan akıllı kaleciler oyunun gelişimini yönlendirebilir, arkadaşlarını yönetebilir. Onun için iyi kaleci aynı zamanda iyi bir seyirci ve iyi bir yönetici olur. Yeter ki top ağlarınıza gidene kadar seyretmeyin oyunu! "Kaleciden teknik direktör olmaz" diyenlere inat, ülkenin en az gol yiyen kaptan-kalecilerinden Şenol Güneş ulusal takımı bu sayede 'Dünya üçüncüsü' yapmış olabilir.
Geldik günümüze... Topun kaleye girdiği anı göstererek, "Bu da yenir mi" diye kalecileri eleştirmek yeterli mi? Evet, iyi kaleciler yenmeyecek golleri yemez, yenecekleri yer. Hatta en iyiler kurtarılamaz toplara plonjon bile yapmaz.
Öyle de, "Hatt-ı müdafaa ve hücum yoktur, sath-ı müdafaa ve hücum vardır, ki o satıh bütün sahadır" diyorsak kaleciyi öncelikle takım savunmasına katkısı açısından değerlendirmeliyiz. Burada kalecinin savunma blokunun arkasında süpürücü, ya da gerçek anlamda 'libero' işlevi gündeme geliyor. Kaleci libero gibi oynarsa savunma oyuncuları toplu olarak ileri çıkabilir, rakibi kalenin uzağında karşılayabilir.
'Oyunkurucu olarak portresi'
Kaleci için hızlı olmak, en azından ceza alanına egemen olmak önemli bugün. İyi takımlar penaltı noktası ile kale arasına kesilen sert ve uzun paslarla ya da serbest vuruşlarla sonuca gidiyor artık. Yüzü kaleye dönük olduğu için savunmacıların bu topları karşılaması zor. İlk Sevilla maçında Edu'nun yaptığı gibi kendi kalelerine atabiliyorlar bu topları... Hafta sonu Beşiktaş'ın Gençler'e, Fenerbahçe'nin Manisa'ya attığı ilk goller böyle toplardan geldi. Bu durumda sırtı kaleye dönük tek savunmacı olan kaleci topa vurulurken hızla çıkacak ve topu karşılayacak. Bu işi en iyi yapan Chelsea kalecisi Cech, Lig Kupası finalinde bir salise gecikti, yumruğundan seken top Tottenham'lı rakibinin kafasına çarpıp ağları buldu... Son Sevilla maçındaki ilk iki golde Volkan toplardaki sert falsoyu algılamamış olabilir. Ancak bir iki adım öne atsaydı, elinden seken top ağlara değil, dışarı giderdi.
Bir de "Kalecinin bir oyunkurucu olarak portresi" var. Kaleciler artık atağa katılma becerileriyle değerlendiriliyor. Petkoviç'in golü gibi "İster inan ister inanma" türünden bir katkı değil bu. Çağdaş kaleciler geriden oyunu kuruyor. Çünkü topu tutup ceza alanı ön çizgisine kadar koşma, sonra önlerine atıp sürme şansları var. Buradan başlatacakları paslarla takımı hızla atağa kaldırabilirler. Uzun degajlarını, ileride hareketli oynayan forvetlere, savunma yerleşmeden ulaştırabilirler. Ayrıca savunmanın hazırlık paslarına bir libero gibi katılabilirler. UEFA şampiyonu Galatasaray'a ve 100. yılın Beşiktaş'ına bakın, bunların hepsini görürsünüz. Bu takımların kalecileri Taffarel ve Cordoba'nın idmanlarda orta alanda oynadıkları söylenir. Biri Sergen'in, öteki Hagi'nin en büyük asistçisiydi... Ulusal takımda oynayanlar dahil, bizim ülkede yetişmiş kalecilerin savunmaya katkıları tartışılır ama atağa katkısı ne yazık ki sıfır, hattâ eksi!
"Savunma en uçtaki, atak en gerideki adamla başlar" önermesini geleceğe uzatırsak, belki biz görmeyiz ama ileride orta sahada oyun kuran, fırsat bulunca iki verkaç yapıp gol atan kaleciler çıkacaktır. Sergen gibi Higuita'lar yani. Minyatür kale futbolu bir üst düzeyde yenilenecektir. "Olmaz" demeyin.

SPOT IŞIĞI
ÖZÜR PANKARTI: Erkan Goloğlu'nun dünkü 'En 'Errrkek'lerimize Saygılarımla' yazısının altına imzamı atıyor ve 'saygılarını' üzerime alınıyorum.
8 Mart Kadınlar Günü'nde oynanan Galatasaray-Kayseri maçının yorumunu yazdım ama 'Böbrek Günü' pankartıyla sahaya çıkan ev sahibi takımı kınamak, günün anlamını hatırlatmak aklıma gelmedi... Küfüre, müfüre karşı çıkmanın palavra olduğunu, erkek kültürüyle savaşılmadan futbolun 'adam' olmayacağını düşünüyorum.
Bütün kadınlardan özür dilerim.