Senin adın 'Alex Kemal' olsun

Geçen haftaki İBB maçından bir efsane çıktı: "Alex Fenerbahçe'nin her şeyidir"!... Tarihinin en önemli Avrupa maçına hazırlanan bir takım nasıl tek bir oyuncuya bağımlı olur, bu ayrı bir gariplik tabii.

Geçen haftaki İBB maçından bir efsane çıktı: "Alex Fenerbahçe'nin her şeyidir"!... Tarihinin en önemli Avrupa maçına hazırlanan bir takım nasıl tek bir oyuncuya bağımlı olur, bu ayrı bir gariplik tabii. Önce o maçı hatırlayalım. Zico, Alex'in yerine, kanat oyuncusu Ali Bilgin'i koymuştu. İki sorunun işaretiydi bu. Bir; Fener'de aynı futbolu oynayacak bir 'ikinci 11' yok. İki; Zico takıma aynı sistemi ezberden oynatıyor, değişken oyun sistemleri geliştiremiyor. Ya da takım böyle değişikliklere uyum gösterecek taktik kondisyondan yoksun.
Dünkü Antep maçına bakıp "Alex yoksa Fener de yok" önermesi artık bir dogmaya dönüştürülebilir. Dönüştürülebilir de her dogma gibi kör inançtan öteye gitmez. Çünkü dünkü Gaziantep, bir hafta önce Fenerbahçe'ye
70 dakikayı dar eden İBB değildi.
Tersine kalesi önüne yığılan, bu arada Allah verirse kontrataktan gol arayan aciz bir takımdı.
Oysa oyun başladığında Fenerbahçe epey temkinliydi. İBB maçındaki gibi Selçuk savunmanın önünden ayrılmıyordu. Maç boyunca da ayrılmadı ama Antep o kadar geri çekildi ki o da mecburen karşı alanda oynadı. (4-0'dan sonra Zico üç puanı garanti görmüş olmalı ki, bu kadar önlem yeter deyip Selçuk'un yerine Kezman'ı sürdü sahaya.)
Fener dış bekleri de başta ileri çıkmıyordu. Antep kanatları o kadar boş bıraktı ki, Gökhan ilk çıkışında art arda iki kez çok rahat pas verme şansı buldu. Dönen topa Kemal korkmadan vurdu 1-0. O anda kaleciyle birlikte sekiz Antepli onsekize gömülmüş, Kemal'in şutunu seyrediyordu...
Böyle gömülürsen bir şut savunmanı göçertmeye yeter. (Bkz: Bir gün
önce Delgado'nun şutu.) Ya da top sana çarpıp kalene girer. Üçüncü Fener golündeki gibi. Bu pozisyonda Alex ile Kemal, isteseler kalenin
içine kadar verkaç yapabilirdi.
İkinci golde de Roberto Carlos antrenman rahatlığında ön direğe kesti. Alex, top Carlos'a geldiğinde koşuya başlamıştı. Savunmanın önüne geçip dokundu. Bu gol 'iri yarı savunmacın olacak, adam paylaşacaksın' safsatasına da bir dokundurmaydı.
Her alanda olduğu gibi savunmada da hızlı olacaksın, hamle üstünlüğünü rakibe bırakmayacaksın. Gerisi gol.
Gaziantep ikinci yarı atağı düşündü ama öyle yavaştılar ki ne atak ne de savunma yaptılar. Baştan beri Deivid'i ileri sürüp üçlü forvet oynayan Fenerbahçe işi çoktan bitirmişti zaten. İkinci yarı Sarı-lacivertliler işi şova çevirdiler. Deivid sola deplase olmanın, yani ters kanada dönmenin ödülünü iki golle aldı. Fenerbahçe'nin en büyük kazancı ise bence ülkenin
en iyi savaşkan orta alan oyuncularından ve bir zamanların fırtına
'ümitler'inden Kemal'in dönüşüydü. Özellikle Selçuk çıktıktan sonra iki onsekiz arasında mekik dokudu, Aurelio'dan daha teknik ve verimli olduğunu gösterdi. Alex'i hem rahatlattı hem de ileri itti...
Yavaş yavaş ligin şekli ortaya çıkıyor. Puan kaybı korkusuyla anti-futbol oynayan bir sürü korkak takım... İBB, Kayseri, Oftaş gibi önce futbol diyenler... Ve tepeden yalnız kalan 'dörtlü'... 'Kare as'ın kendi arasındaki maçlar şampiyonluğu belirleyecek gibi. O zaman buyurun gelecek haftaki Sivas-Fener maçına. İki takım da istim üzerinde. Mazeretleri yok. Dogmaları yıkan bir sınav da olabilir bu maç.