?Sıfır önlibero? gelecek, dertler bitecek

Bir; atağa ne kadar çok adam çıkaracaksınız, savunmaya ne kadar çok adam sokacaksınız... İki; atağı ne kadar kendi kalenizin önünden, savunmayı ne kadar rakip kale önünden başlatacaksınız.

Bir; atağa ne kadar çok adam çıkaracaksınız, savunmaya ne kadar çok adam sokacaksınız... İki; atağı ne kadar kendi kalenizin önünden, savunmayı ne kadar
rakip kale önünden başlatacaksınız. Üst düzey hedefleri olan teknik direktörlerin sonuçta düşündüğü bu... Futbolu ilerleten de bu.
Tabii, atakta da savunmada da futbolcularınız etkin olacak, pozisyon ve hamle üstünlüğünü rakipten alacak. Hızlı, güçlü, teknik, akıllı oyuncularınız olacak. Futbolcu kalitesi işte burada önemli.
Hal böyleyken, bizim merkezi futbol medyası zaman zaman bazı ikilemler yaratıp, bunları ‘meleklerin cinsiyeti’ düzeyinde tartısmayı pek seviyor... Yeni sezonun modası belli oldu. “Tek önliberolu mu oynamak lazım, çift ön liberolu mu?”, “Tek forvetle mi oynamak lazım, çift forvetle mi”... Tabii kişiler üzerine bina edilen problematikler de eksik değil. “Tello solbek oynar mı, Alex orta alanda iş yapar mı?”.
Bir yandan takımlarımızın Şampiyonlar Ligi’nde final oynamasından, UEFA Kupası’nı almasından, Millilerin dünya şampiyonu olmasından dem vuruyoruz. Öte yandan da sanki futbol langırt gibi bir oyunmuş gibi futbolculara mevkii sabitlemeden duramıyoruz. Hani, iş anayasal bir sorun olsa, örneğin ordunun siyaset içindeki yerini belirlemeye çalışsak neyse... Siyasette eğer bir şekilde iktidar sahibiyseniz üzerinize vazife olmayan her şeyi yaparsınız da, futbol oynuyorsanız belli bir yere çakılı olmanız gerek. Olmazsanız ulemânın kafası karışıyor, futbolsever soru sormaya başlıyor demek ki...

Sahalardan ırak olsun
Ulemâ ‘önlibero’ lâfına bayılıyor ama bunun Türkçesi ‘defansif orta saha oyuncusu’... Adı üzerinde, kendisinden iyi defans yapması bekleniyor. O da haliyle defans dörtlüsünün önünden ayrılmıyor. Atak görevleri beklenmiyor ondan. Yani yarım adam. İyi top kesiyor, rakipten top çalıyor diye Aurelio’yu vazgeçilmez ilân ediyoruz ama rakip baskı yaptığında yantop ve faulden baska bir şey yapmadığını, maç 0-0’ken ataga hiç katkısı olmadığını görmüyoruz. Dokuz kişi kalmiş İBB karşısında rakip onsekize birkaç kez gitti diye Maldonado’nun büyük ‘cevher’ olduğuna kanaat getiriyoruz.
Dizilişlerde bu önliberolar defansın önüne, orta alanın arkasına yerleştiriliyor. Orta sahanın defans işlevi ile ofans işlevi ayrı ayrı futbolculara bölünüyor. Bizde şimdi pek moda olduğu gibi. Bir tane olursa 4-1-3-2 (FB, TS), iki tane olursa 4-2-3-1 (BJK, GS) gibi diziliyor takımlar.. Ortada üçlünüz çok iyi değilse aslında takım 5-0-5 ya da 6-0-4 gibi ortadan bölünmüş oluyor. Biz de böyle oynayan takımların bir türlü karşı kaleye çabuk gidememesinin sebebi bu. Kaleden kaleye top şişirmesinin de.
Avrupa Kupası’nda Hollanda öndeki hızlı 3’lü sayesinde gösterişli top oynadı. Oynadı da, Rusya oyunu kanatlara yayıp Portakalların ağır kalan defansif ikilisini işlevsiz hale getiriverdi. Bu kafayla Hollanda uluslararası turnuvalarda başarı elde edemeyecek gibi... Aynı eskiden İspanya’nın olduğu gibi.
İspanyollar çift defansif orta alanın mucidi sayılırlardı. Komşu Portekiz’de Mourinho, Porto’daki uygulamalariyla bu kalıbı kırdı. İki onsekiz ve iki taç çizgisi arasında gidip gelen
ve işlevsel yer değiştiren oyuncular koydu orta alana. Ne zaman Real, Barca, Villereal gibi takımlar buna uydu, İspanyol futbolu Avrupa Şampiyonluguna kadar gitti. Kupayı Bogalar’a getiren Xavi, Iniesta, Senna, Fabregas, Xabi Alonso ve Cazorla’nın hangisine sadece defansif ya da ofansif orta saha oyuncusu diyebilirsiniz!
Galatasaray da zamanında UEFA Kupası’na böyle 3 ‘küçük dev adam’la
ulaşmamış mıydı?

Orta alan golcüsü
Dört sezondur yazıyorum, biri ne zaman ‘önlibero’ dese, ‘Aman sahalardan ırak’ diye bağırıyorum. Nasıl kralın çıplak olup olmamasından önce neden kral olduğunu sorgulamak gerekiyorsa, ‘iki mi bir mi önlibero olsun’dan önce önliberonun gerekip gerekmediğini sorgulamak gerek.
Bu açıdan bakarsak bence çözüm ‘sıfır önlibero’da... Orta alana ileri geri çalışan, güçlü ve teknik en az üç futbolcu koyarsanız onların önüne de üç forvet koyabilirsiniz. Böylece “Alex, Guiza ve Semih bir arada oynar”, “Holosko hürriyetine kavuşur”. Hele bunlar orta saha ile içli dışlı olursa ve sürekli yer değiştirirse en az altı kişilik hızlı bir atak gücü ortaya çıkar... İspanya’ya Avrupa Kupası’nı, geçen yıl Galatasaray’a Süper Lig şampiyonluğunu asıl getiren neden bence buydu. Avrupa Kupası’nda yenik duruma düşünce Türkiye’nin mucivezi uyanışının altında da bu ‘başa gelen akıl’ yatıyordu... Böyle oynarsanız, kendi kalenizin önünde kaptığınız toplarda bile üç uzun pasta gole gidebilirsiniz.
Alex gibi nokta pas atan, öldürücü bölgelere sızan ama adam kovalamaktan hoşlanmayan akıllı futbolcuların yeri forvet artık. Deco, Kaka, Robinho gibi. Lucescu zamanındaki Sergen gibi... Golcüler de boyuna posuna değil hızlı olmalarına ve pozisyon sezgilerine göre makbul. Bu yüzden Holosko arkasında bir orta alan oyuncusu oldugu zaman rakipleri bitiriyor. Bu yüzden Semih geniş alan buldukça, yani ‘orta alan oyuncusu gibi oynadıkça’ asist yapıyor, gol yollarını daha iyi seziyor. Bu yüzden Torres, Raul’a tercih ediliyor. Ve belki göreli dar alanda kaldığı için Güiza’ya Avrupa’nın büyük kulüplerinden transfer teklifi gelmiyor.

Tello gider de gelir de...
Lâf transfere gelince Chelsea’nin büyük yıldız Deco’yu 7 milyon pound’a transfer ederken Bosingwa gibi ‘gerilerde bir yerlerde oynayan’ bir sağbeke neden 16 milyon bonservis parası saydığını da sorgulamak gerek. Artık savunmanızın da atağa katkıda bulunması gerek. Göbek savunmacıların oyun kurması gerek. Ve kanat beklerin karşı kalenin önünden ayrılmaması... Bosingwa, Lahm, Sergio Ramos gibi. Atak kapasitesi olan bir oyuncuya savunmayı öğretebilirsiniz ama savunmacı bir oyuncudan atakçı çıkarmanız oldukça zor.
Bu yüzden Tello’yu solbeke koymak Ertuğrul Sağlam’ın Beşiktaş’ta yaptığı en olumlu ve radikal uygulama... Şililinin Sporting’de zaten bu mevkiide oynadığı bir yana Tello, kupa kazanmak isteyen, bunun için de gol atması gereken Beşiktaş’ta atağa büyük hız kattı. Forvetlerin koşu yoluna attığı kontra topları, kanat bindirmelerini sayın lütfen. Beşiktaş sanki sadece bu kanattan akıyor. Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi’ndeki başarısını
her şeyden önce cesur ve hızlı kanat beklerine borçlu degil miydi?
Beşiktaş’in Tello’nun kanadından pozisyon vermesine, Gökhan Gönül’ün eski formunda olmamasına gelince... Gökhan henüz fiziken hazır olmayabilir, bunu bilmiyorum ama tek tek oyuncuların savunma performansı için takım savunmasına bakmak gerek. Göbekteki stoperlerden biri bekin kademesine giriyor mu? Rakip kanat atağında o taraftaki forvet baskı yapıyor mu? Çok yönlü orta alan oyuncularından o kanada yakın olanı taç çizgisine kayıp araya giriyor mu? Bütün bunlar da değişken oynayan, pozisyon sezgisi olan oyuncular gerektiriyor. Yoksa öteki oyuncular oyunu seyrederse kanat beki ne yapsın.
Sonuçta, rakibe üstün gelmek için oyuncularınız farklı işlevler üstlenmeli... Futbol oyununu geliştiren hocalar hep ‘kral neden kral’ diyenler... Yarın biri çıkıp “kaleci sadece kaleci olmasın, forvet de oynasın” diyebilir. Neden mi?
Lütfen yazının başını okuyunuz.