Sıkıcı savunma sorunları

Geçmiş geleceğe ışık tutar. Fenerbahçe'ye çoktan Şampiyonlar Ligi finali oynattık ama dönüp Sevilla maçlarına bakmakta yarar var. Sevilla-Fener eşleşmesi kolay gol atan iki takımın eşleşmesiydi.

Geçmiş geleceğe ışık tutar. Fenerbahçe'ye çoktan Şampiyonlar Ligi finali oynattık ama dönüp Sevilla maçlarına bakmakta yarar var. Sevilla-Fener eşleşmesi kolay gol atan iki takımın eşleşmesiydi. Zaten toplamda 5-5 bitti. Başka bir açıdan bakarsak iki takım son 16'nın en kolay gol yiyen ekipleriydi. Turu Sevilla verdi Fener'e... ilk maçta 2-2'yi yakalayınca, ikinci maçta skoru 2-0 ve 3-1'e getirince bununla yetindiler. O anlara kadar rakibi karşı onsekiz üzerinde basan forvetler orta çizginin kendi tarafına çekildi. Fener savunmasının ileri çıkmasına ve rahat hazırlık pası yapmasına izin verdiler. Bir de tabii kenarda skoru koruma kaygısına düşmüş, gerilimden titreyen çaylak koçları Jimenez vardı. İkinci maç 3-1'ken 'ileride baskı'yı çok iyi uygulayan Fabiano'yu bile çıkardı.
Kanarya'nın çeyrek finaldeki rakibi Chelsea için ilk söylenecek şey savunmalarının güçlü ve uyumlu olduğu... Terry ve Carvalho sakatlandığında Mourinho, Abramoviç'le olan çekişmesi yüzünden göbek savunmacı transfer edememiş, sağ bekler de sakatlanınca her iki mevkide joker olarak Essien'den yararlanmıştı. Premier ligi kaybetmelerinin ve Mourinho'nun ayrılmasının asıl sebebi buydu... Neyse sonra Alex yedek olarak geri alındı. Uzun süredir birlikte oynayan savunma hattı artık sahada... Grant'ın sorunu, başına buyruk oyunculardan istikrarlı bir orta saha ve ileri üçlü kuramamasında.
Ne ki Şampiyonlar Ligi çeyrek finalinde bu ikincil bir sorun. Çeyrek finale gelmişseniz ve üstelik elemeli turlar oynuyorsanız, atak gücünüzden önce savunmanız kadar güçlüsünüz. Sahanızda yiyeceğiniz bir golü çıkarmanız çok zor. Bu da bizi sıkıcı savunma sorunlarına getiriyor.
Arkalarda bir yer
Can Bartu'ya ait olduğu söylenen bir hikâye var... Sinyor, bir spor yazarıyla birlikte bir maç çıkışı yürürken kalabalığın içinden biri yanına yaklaşıp "Merhaba Can ağbi nasılsın, beni tanıdın mı? Birlikte top oynadık, ben sağbek Ahmet" diye söze giriyor. Sinyor fazla oralı olmuyor, kısa bir hoşbeşten sonra adam yanlarından ayrılıyor. Spor yazarı arkadaş, Sinyor'a soruyor: "Can ağbi, adamı tanımadın galiba. Hem nasıl olur, o kadar birlikte oynamışsınız." Sinyor'un cevabı âlem: "Nerden tanıyacağım yahu, o zamanlarda futbol şimdiki gibi oynanmıyordu ki. Onlar arkalarda bir yerde duruyor, arada bir bize top veriyorlardı!"
Şaka değil. Bir zamanlar bekler arkalarda bir yerlerde oynardı. Forvetler rakip savunmacıları daha çok tanırdı. Stoperler tekme-dirsek-kalça karışımıyla rakibi durdurur, gelen toplara abanırdı. Dışbeklerden biri kırk yılda bir ileri çıktığında bütün seyirciler birlikte ayağa kalkar, "ne yapacak" diye onu izlerdi. Total futbol bu efsanelerin sonunu getirdi.
Gerçekten de savunma artık en ilerideki adamdan başlıyor. Hatta adamlardan... İleride en az üç forvet top rakibe geçince kaleciden başlayarak hareketli baskı uyguluyor. Onun için dar bir alanda oynayan, bizde 'pivot santrfor' diye hâlâ tedavülde ve el üstünde tutulan tembel forvetler takım savunmasını baştan eksik bırakıyorlar...
Sadece forvetlerin baskısı yetmiyor. Arkadaşınızı geçtiğinde rakibi karşılayacak uzaklıkta kademeler kurmanız gerek. Hem de sahanın her yerinde. (İşte bu yüzden günümüzde duran topları savunmak zor. Bir; oyun duruyor ve rakip istediği kadar adamı karşı kaleye yollayabiliyor. İki; siz 9,15 metreden fazla yaklaşamazken rakip rahat top kullanabiliyor.)
Eğer forvetler savunmayı kendi alanında kurarsa, geçmiş olsun. Belki savunma içgüdüsüyle geri çekiliyorlar ama rakibe rahat hazırlık pası yapıp adam kaçırma, karşı kaleye daha fazla adamla yüklenme ve iki pasla gole gitme imkânı sağlıyorlar.
Cetvele gerek yok
Pekiyi rakibi karşı alanda nasıl etkin kademelerle basacaksınız? Bunun için savunma bloğunuzun, dolayısıyla orta alanınızın öne çıkması gerek... Futbolla yeni ilgilenenler, ofsayt kuralının savunmayı kayırmak için çıkarılmış, futbolu öldüren bir kural olduğunu zannedebilir. Aslında tam tersi... Ofsayt kuralı savunma ileri çıkabilsin, atağa katkıda bulabilsin diye konulmuş. Yoksa beleşçi forvetler (pivot santrforun bir başka adı), karşı kalenin önünde, savunmacılar da onların yanında bekler, futbol kaleden kaleye top şişirilen anlamsız bir oyuna dönerdi(Bence onsekiz ön çizgisi hizası ile aut çizgisi arasındaki alanda atılan paslarda ofsayta bakılmamalı ama bu uzun konu).
Savunmanızı ileride kurarsanız atakta dışbekler daha kolay açık pozisyonuna geçer, stoperler değişerek karşı kaleye gidebilir... Bizdeki gibi çok kolay kalenizin önüne kaçmazsanız tehlikeyi de uzakta tutarsınız. Orta alan savunma önünde etkin kademeler yapabilir. Rakibi ceza alanınıza gelmeden dağıtabilirsiniz. Kalecinize süpürücü rolünü icra etme fırsatı verirsiniz. Ayrıca rahat şut atılmasına engel olursunuz. Son Real Madrid-Roma ve Milan-Arsenal maçları bu açıdan ders niteliğindeydi. İtalya ve İngiltere temsilcilerinin savunmacıları sanki kendi alanlarına girmemeye yeminliydiler. Rakibi hep ileride karşıladılar, ikili baskılarla kanatları tıkadılar.
Böyle bir savunma anlayışının başarısı için dört koşul var:
1. Uyumlu bir savunma hattınız olacak... 90'ların Arsenal'inde Dixon-Adams-Keown-Winterburn dörtlüsü 10 yıldan fazla birlikte oynamıştı ve onları birleştirdiğinizde cetvele gerek kalmadan düz bir çizgi çizebilirdiniz. Hocaların bir sene dayanmadığı, her yenilgiden sonra savunmacı transfer edildiği bizim futbolda nasıl yaratacaksınız bu uyumu?
Tarihe geçmiş takımlarımıza bakın, tek başlarına çok nitelikli olmasalar da birlikte oynamaları ve birbirlerini anlamaları
sayesinde başarılı olmuş, ezbere sayılan geri dörtlüleri görürsünüz.
2. Futbolcularınızın pozisyon sezgisi olacak. Olacak ki, rakip kaçtığında az hareketle kademeye girip oyuna müdahale edebilsinler. Son Beşiktaş-Trabzon maçında Holosko Erdinç'i peşine takıp geniş bir yay katetti. O sırada Çağdaş düz bir çizgide geri gidip Holosko'nun önünü kesebilirdi ama o kararsız kalıp edilgen duruma düştü... İsmi lazım değil, Beşiktaş'ın 100.yıl kadrosundaki savunmacılardan birinin, "Bu Ronaldo'yu da neden övüyorlar ki, adamda şans var, bütün toplar onu buluyor" dediği rivayet olunur.
3. Duruma göre değişik roller üstleneceksiniz... "F" dergisinde Puyol üzerine bir yazı vardı. Van Gaal genç takımdan bir sağbek, bir stoper, bir de defansif orta saha oyuncusu istiyor. İdmana çıkıyor, bakıyor bir tek Puyol yollanmış. "merak etme" diyor genç takımın hocası, "bu adam üç işi de görür".
4. En önemlisi sert ve hızlı olacaksınız. Günümüz futbolunun olmazsa olmazı bu. Deli deli koşmak değil hızlı olmak. Önceden hareketlenip hamle üstünlüğünü rakipten alacaksınız.
Topu ağlardan çıkarmak
Diyelim bütün savunma önlemleri işe yaramadı. Top onsekizine geliyor. Ne yapacaksınız? Bizim futbol programlarındaki gibi topun kaleye girdiği anı dondurup savunmacıları daire içine alacak, "Bu kadar adam ne iş yapar" mı diyeceksiniz? Ya da "Dayayacaksın dirseği, kalçayı" diye akıl mı vereceksiniz? Aslında pozisyona baştan baksanız göreceksiniz ki herkes adamını alıyor ama top atıldıktan sonra niye tutamıyor? Servet korner atılırken Nobre'nin yanında da, Brezilyalı kafayı vurduğunda neden üç adım gerisinde? İşte pozisyon sezgisi ve hız burada belirleyici rolde. Bu yüzden Baresi'lerden, Puyol'lara, Terry'lere, savunmacının iri yarısı değil, hızlısı makbul artık.
Bütün bunlara rağmen golü yediniz.
Topu ağlardan çıkarıp oyuna başlamaktan başka çareniz yok. Bahanelere sarılmayacak, golden ders çıkartacak, zaaflarınızı rakipten önce bulacak ve düzelteceksiniz. Savunmanın etiği de bu galiba.