Skor ne olursa olsun yemekte topik var

Futbol öyle ?yüksek politika?, ?milli dava? falan tanımıyor. Sahaya çıkıyorsun, topunu oynuyorsun. Ulusal çıkarları bizden iyi bilenlerin orta çizgiye dikenli tel çekip sınırı kapatacak halleri yok ya!

Futbol öyle ‘yüksek politika’, ‘milli dava’ falan tanımıyor. Sahaya çıkıyorsun, topunu oynuyorsun. Ulusal çıkarları bizden iyi bilenlerin orta çizgiye dikenli tel çekip sınırı kapatacak halleri yok ya! Dün ben de Türkiyeli sıradan futbolseverler gibi maçı tribünde izleyemedim. Bu özgürlüğümden mahrum edildim. Televizyona mahkûm oldum. Ekrana bakıp stattaki atmosfer hakkında bir şey diyemeyeceğim. Sakin bir maç oldu galiba. Kolay değil. Muktedirler tarihi meseleleri çözemeyip sıradan halkın sırtına yüklemiş, çözemedikçe milliyetçiliği körüklemiş. Böyle iki ülkenin milli takımları karşılaşıyor. İlk yarı sahadaki futbol da sükûnete katkıda bulundu.
Dakikalar ilerledikçe tribünler sustu. Oyun öylesine sıkıcıydı kı, seyirciler uyudu kaldı sandım. Biliyoruz, Ermenistan sahasında zor yenilen bir takım. Klasik ‘Doğu Avrupa Futbolu’ oynuyorlar. Sert basıyorlar, alan daraltıyorlar. Orta alanda top kapınca kanatlara açıyorlar. Savunmaları ileri çıkmıyor. 29. dakikada bir çıktılar, Mevlüt uzun pasta kaleciyle karşı karşıya kaldı. Türkiye her zaman olduğu gibi ilk 45 dakikayı sokağa attı. Aurelio ile birlikte beş kişilik savunma onsekizden ayrılmadı. Bu duvardan dönen toplar hep rakibe gitti... Atağa çok ağır çıktı Türkiye... Çıkarken de topların yarısını kaybetti Ay-Yıldızlılar. Ya da ileri şişirdi. Terim zaman zaman çağdaş futbolu yakalamaya çalışıyor ama saplantıları var. ‘5’ numaralı saplantısı Emre Belözoğlu... Ayağına top bekliyor. Alınca harmanlayıp yana veriyor. Aurelio onun 15-20 metre arkasında. ‘Aurelio Aurelio’ deniyor ama dün maç 0-0’ken atağa bir gıdım katkısı olmadı. Onun işini geriye gelen Tuncay yapmaya çalıştı. Boro’lu 28. dakikada onsekizden top aldı, ileri verdi, verdiği arkadaşı geriye pas yaptı, pas taca gitti... Tamam takımı ateşleyecek bir Nihat, bir Hamit yok. Nihat’ın yedeği olarak Mevlüt’ü düşünmüşsünüz. Olabilir ama nerede Hamit’in yerine onun tarzında oynayan bir futbolcu... İkinci yarının ortasında Terim, Mevlüt’ün yerine Kazım’ı alarak 4-1-4-1’e döndü. Türkiye karşı alana daha rahat gidebildi. Kazım ve Tuncay, Semih’in yanına girip forveti üçledi. Bu da gol getirdi.
Golden sonra onlara Arda katıldı. Sonra Türkiye top oynamaya başladı... Ve artık
kural oldu. Türkiye’yi geri düştükten sonra ya da ikinci yarının ortasından itibaren
izlemeniz gerek. Bu dakikada stada girseniz bir şey kaybetmezsiniz. Sonuçta, 60. dakikadan sonra hazırlık maçı değil, puan maçı oynadığını hatırlayan Türkiye zor deplasmandan kayıpsız dönüyor. Grup birinciliğine oynayacak rakiplerine karşı büyük avantaj elde etti. Avrupa Şampiyonası’ndaki Türkiye-İsviçre maçından önce Blick dergisi, İsviçre takımındaki Türk asıllı futbolculara gönderme yapıp ‘Kim kazanırsa kazansın akşama kebap var’ başlığı atmıştı. O güzel Ermeni mezesini hatırlayıp, “Skor ne olursa olsun, dün akşam iki ülkede de sofralarda topik vardı” diyelim. Bütün futbolseverlere ve barışık olmayı gönülden isteyenlere ‘snorakalutyun’...
Maçın adamı: Geniş alanda yararlı oynamayı, inisiyatif almayı öğrenmiş olan Tuncay Şanlı.
Maçın seyirliği: Maalesef sadece birinci gol.