Tuncay Şanlı?dan ön libero olur mu?

Avrupa Kupası öncesinde futbol kalitesi bakımından kötümserdim. Sonra futbol ufkumu genişleten maçlar izledikçe mutlu oldum.

Avrupa Kupası öncesinde futbol kalitesi bakımından kötümserdim. Sonra futbol ufkumu genişleten maçlar izledikçe mutlu oldum. Tek maç elemeli turlara geçilince kaygım yine depreşti. Evet, son dakika golleri ve penaltılar orgazm heyecanı veriyor. Veriyor da tuttuğunuz takım kazanırsa... Rulet masası izlemek gibi bir şey. Genele baktığımızda çeyrek final maçları kumara, ya da en fazlası tavlaya döndü biraz. Gol yemeyen, yani kapıları alan düşeş atıp rakibini eliyor. 24 grup maçından sadece biri 0-0 bitmişken, iki çeyrek finalin normal süresi 0-0 sonuçlandı, iki maç penaltılara gitti. Hırvatistan hiç yenilmeden, bir beraberlikle kupaya veda etti.

Auf wiedersehen pivot santrfor
‘Eninde sonunda kazanan’ takım değil, ‘göze hoş gelen futbol oynayan’ bir takım oluyor son yıllarda Almanlar... Ne ki Hırvatistan önünde dar alanlara sıkıştırılmaktan kurtulamamışlardı... Portekiz karşısındaki esas değişiklik, 4-4-2 ya da 4-3.5-2.5’den 4-2-3-1’e dönmelerinden önce dar bir alanda oynayan santrfor Gomez’den vazgeçmeleri oldu. Böyle olunca Ballack’ı ileriye Klose’nin yanına serbest adam olarak atabildiler. Chelsea’li savunmada orta alanı beşledi.
Bir santrfor eksiltince, orta alanın göbeğine iki savaşkan orta saha (Hitzlsperger ve Rolfes) koyabildi Löw. Bu iki oyuncu atakta duruma göre yakın kanada kaydı. Orta alanın solundaki Podolski hep forveti üçlüyordu. Aynı işi Schweinsteiger de yaptı. Portekiz’i dar alana sıkıştırıp halı saha futboluna zorladılar. Topu ele geçirince 4-2-4 dizilişiyle kanatlardan aktılar. Bosingwa ile Lahm’ın ikili karşılaşmaları ise ‘oyun içinde oyun’ anlamında heyecan vericiydi.
İtalya’da Toni, Gomez kadar dar alanda oynamıyor, çizgiye açılıyor ama yine de kolay savunulabilir bir golcü... Deneyimli İspanya savunma göbeği, Toni’yi sandviç savunmaya alıp cılız kafa vuruşlarına zorladı. Totti olsa, yanına Cassano, biraz arkalarına Perrotta konsa Roma’nın Şampiyonlar Ligi’ndeki ‘kolaratür’ futbolu Viyana salonlarında da icra edilebilirdi.
Kalıbına baktığınızda Rus Pavlyuçenko pivot santrfor. Ancak Hakan Şükür’ün en
formda zamanlarındaki gibi topla kaleci arasına giriyor, çizgiye açılıyor, asist yapıyor ve
boyundan önce hızını konuşturuyor. Attığı gollerde koşu yaparak rakipten önce topa dokundu.
Pivot santrfora yer vermeyen Hollanda, İspanya, Hırvatistan ve Türkiye gibi takımların forvetleri ileride baskı yapıyor, atakta ise hıza ve dikine araya atılacak toplara bel bağlıyor... Attıkları gollerin çoğu böyle. Türkiye ilerideki üç adamıyla rakibi geriye ittiği (ya da rakip geri çekildiği) anlarda oyunu dengeledi. Semih’le başladıklarında bu özelliklerini kaybediyorlar... Hıza güvenen takımların atakta etkin olması, orta alanın hızla çıkıp forvete sert ara top atmasına bağlı. Türkiye bunu bir tek Çek maçının sonunda yaptı, Nihat’ın pası açıldı.

Sol kanattaki ‘ön libero’
Geldik orta alanın kerametine... Hollanda dörtlü savunma önündeki iki savaşkan orta alanla (Engelaar ve De Jong) geçilmez bir görünüm çiziyordu. Arka sağlam olunca öndeki dört forvet hızını konuşturuyordu. Ruslar orta alan adamlarını da kanada açıp, dış beklerdeki Anyukov ve özellikle Zhirkov’u iki aut çizgisi arasında uçurunca, Hollanda orta alanındaki tahkimatın çevresinden dolanıverdiler. Özellikle de kendi sol kanatlarından gelerek rakip savunmayı çizgi haline getirdiler, sıfırdan sert paslarla bitrdiler... Yarı finalde Almanya’yı çözecek ilaç da bu olabilir. Tabii Türkiye orta alanının önce topu kazanması, sonra da  çok değişken ve hızlı çıkarak kanatlara açılması koşuluyla.
İspanya’da bir tek Senna iki kale arasındaki çizgide gidiyor, ötekiler her yerde ve hep doğru yerde... Rusya’da ise orta alan Şemsov-Semak-Zyrianov gibi diziliyor ama her yere girip çıkıyorlar. Hollanda’ya atıkları ilk golde topu, bizim antika deyimimizle ‘ön libero’ dediğimiz Semak solaçık gibi getirdi... Ve ‘organize kaos’un ele avuca sığmaz çocuğu Arşavin... Duruma göre değişik bir role giriveriyor. İspanya  Rusya maçı yeni futbolun finali
olacak. Fabregas ilk 11’de başlarsa Arşavin’le ona ayrı birer kamera vermek gerekecek.
Defansif orta sahanın her yere giren bir oyuncuya dönüşme devrimini Türkiye mecburiyetten Tuncay’ı orta alana alarak yaşadı. ‘Emre Belözoğlu beyin, ötekiler ayak’ taktiğiyle turnuvaya başlayan Türkiye zorla Hamit-Topal-Tuncay üçlüsüne vardı. Bu futbolcular, ‘Aslanlar, koçlar’ motivasyonuyla değil, oynadıkları lig takımlarından aldıkları oyuna egemen olma dürtüsüyle koştular, bastılar, maça asıldılar. Bu bakımdan Tuncay, ağır oynayan  ve çok top tutan Aurelio’dan daha modern bir ‘önlibero’ oldu!

Geniş alanda tiki-taka
2006’da çok yönlü oynayan dış beklere tanık olmuştuk. 2008’de bunun olağanlaştığını gördük. Şimdi çok yönlü ve hızlı oynayan, hem savaşkan hem yaratıcı orta alan oyuncularına  tanık oluyoruz. Böyle olunca goller artık kendi kale önünüzden başlıyor. Düz kontratak toplarıyla değil, dikine ve uzun tek top paslarla yapılan üçlü, dörtlü ataklarla sonuca gidiliyor. Top dikine, futbolcular çaprazlama koşuyor. Rusların İsveç’e Arşavin’le attıkları ikinci gol bunun en tipik örneği... İspanyollar verkaça ‘tiki-taka’ derler. Günümüzde tiki-taka artık 60-70 metrelik paslarla yapılıyor.
Yarı finalde ne olur bilinmez. Futbolda toptan büyük senaryo yazarı yok. Hem oyun hem de drama bakımından. Umalım, topun kaleminden kan damlasın.