Türkiye?nin gerçek ligi hangisi?

Bu sayfalarda Efkan Bucak alt kümeler hakkında yazıyor, bilgiler veriyor. ?Birinci? ve ?İkinci? liglerdeki, amatör kümelerdeki sorunlara dikkat çekiyor, öneriler getiriyor.

Bu sayfalarda Efkan Bucak alt kümeler hakkında yazıyor, bilgiler veriyor. ‘Birinci’ ve ‘İkinci’ liglerdeki, amatör kümelerdeki sorunlara dikkat çekiyor, öneriler getiriyor. Sanki uzak bir ülkeden verilmiş haberler gibi okuyoruz. Başka gazetelerde ve TV’lerde böyle şeyler yok. Futbol medyası bir yandan gelişirken bir yandan da işin özüne yabancılaşıyor, kökünden kopuyor.
Tamam ‘Süper Lig’ Türkiye’nin vitrini... Avrupa futboluyla entegre olduğumuz yer. Küresel futbolun ölçüleri ve sorunsalları düzleminde tartışılacak bir alan... Bu düzlemde “Şunda varız, bunda yokuz” diye iki yüzlü milliyetçilik yapmanın alemi yok.

Lig nasıl demokratikleşir?
Ancak bu Süper Lig gittikçe Fenerbahçe ve Galatasaray’ın dar çekişmesinin alanı haline geliyor. Beşiktaş hızla onlara benzemeye başladı. Trabzon bakalım ne yapacak, içten ve dıştan rahat bırakılacak mı?
Daha lig başlamadı, öteki takımların hocaları küme düşmeme hesaplarını açıklıyor. Antalya’nın hocası Karaman “Bu gidişle düşeriz” diyor. Konya’nın hocası Çetiner, “İlk yarı 25 puan” diyor. Alsanız ne olur, almasanız ne olur?
Muktedirlerin at gözlüğü bu kadar... Dört takım şampiyonluğa, on dört takım küme düşmemeye oynayacak! Uzun erimli planlar, çalışmalar yok. Sivasspor geçen sezon biraz kıpırdadı, sanki her şeyi halletmiş havalarına girdiler. Hocası memleket meselelerini bile çözecekti...
Açık açık söyleyeyim: Süper Lig’i 10 takıma indirseniz, dört devreli oynatsanız, bundan daha heyecanlı ve sağlıklı olur.
Pekiyi ‘Süper Lig’ nasıl demokratikleşecek?
18 takımın her biri bu lige sahada ve saha dışında nasıl ağırlığını koyacak? Devlet, belediye ve bakanlık kapılarında sadaka dilenmeyecek? Saydam, güçlü ve sağlıklı birer takım olacak?
Ligimiz, kendi kimliğini geliştirerek küresel futbol içindeki sorunlara çatır çatır nasıl taraf olacak? Dünya futbol kamuoyunun bol kuşku ve az sempatiyle değil, saygıyla baktığı bir alan haline gelecek? Örneğin,
olay çıktığında değil de gerçekten futbol şöleni olarak ‘derbilerimiz’ ne zaman Avrupa televizyonlarında canlı yayınlanacak?
Mevcut ortamda ve iktidar ilişkilerinde ‘süper lig’in kendini düzeltebileceğini sanmıyorum. Merkezi medyanın yarattığı bir yanılsama var. Fenerbahçe-Galatasaray rekabetine ve yarımşardan Beşiktaş ve Trabzon’a o kadar yakından baktırıyor ki bizleri, sistemin bütününü göremiyoruz.
Oysa Süper Lig’in ilacı Süper ligin dışında... Daha alt kümelerde. Alt kümelerin sağlıklı ve dinamik bir yapı kazanmasında. İnsanların, çocukların okul avlularında, parklarda pazar sabahlarında top oynamasında... Piramidin tabanı ne kadar geniş olursa tepesi de o kadar yükselebilir. Alttaki taşlar ne kadar yukarıyı taşırsa üst taraf da o kadar gelişebilir.

Benim güzel, biricik takımım
Süper lig ülkenin küresel futboldaki temsilcisiyse, ‘Birinci Lig’e de ülkenin bağrına kök salmış gerçek Türkiye ligi... Onun altında ‘ikinci’ ligler, onun altında amatör kümeler...
Anadolu kent ve kasabalarıyla özdeşleşmiş birer toplumsal olgu olmalı kulüpler. Bunun için kentlerin ve kasabaların ekonomik olarak kendi ayakları üzerinde duran, ülke geneline ağırlığını koyan birer birim olması gerek. Tabandan gelen gerçek sivil hareketlerin ve örgütlenmelerin kentin ve ülkenin geleceği üzerinde etkili olduğu yerler olması gerek...
Çevre gençlerinin taranıp bulunduğu,
ülke ve giderek dünya futbol piyasasına çıkarıldığı yerler olması gerek bu kulüpler... Futbolu çağdaşlaştıracak, tabana yayacak düzenlemeler de asıl burada yapılmalı. Yabancıya sınırlama getirme, yerli kaleci oynatma gibi üst yapı kararlarından, saha, eğitmen ve tesis yapımı gibi altyapı desteklerine kadar bütün önlemler bu tür önceliklere göre hayata geçirilmeli...
‘Anadolu kulüpleri’nin ve büyük kentlerin ‘semt takımları’nın oluşturduğu bir alan burası... Anadolu kulüpleri, arka arkaya kuruldukları 1960’lardan beri bir çelişkinin kucağında... Dar siyasi nüfuz mücadelelerinin bir oyuncağı mı olacaklar, yoksa yerel
halkın sevgili sivil gücü mü olacaklar?
Siyasi nüfuz mücadelelerin gölgesi bugün Anadolu kulüplerini pençesine almış durumda. Artık bakan odalarında transferler yapılıyor, bakanlar kulüp amigoluğuna soyunuyor, belediyeler ve belediye şirketleri takımlar üzerinden kulüpçülük oynuyor, belediyelerle iş yapan şirketleri kulüpler bahane edilerek ‘salma’ salınıyor. Kamu vicdanını yaralayan, sıradan halkı takımından soğutan gelişmeler bunlar.
Öte yandan ‘Anadolu takımları’, yerel halkın kendini özdeşleştireceği tek sevgilileri... Ancak alt kümeler, süper lig kulüplerinin
kötü taklidi takımlarla dolu. Bakın, Sivasspor ‘ikinci lig’deyken Beşiktaş İnönü Stadı’nı dolduruyordu. Süper Lig’e çıkınca aynı stadın deplasman takımına ayrılan yerini bile dolduramadılar. Eskişehirspor öteden beri tam bir kent takımıydı. Şimdi has Esesler, takımlarının siyasi şov aracı yapılmasından rahatsızlık duyuyor. Adana Demirspor, kurum kulübü olmasına karşın gerçek anlamda halkın takımı. Ama sanki bu suçmuş gibi her fırsatta seyircisi cezalandırılıyor. Çanakkale Dardanelspor iki milli takım çıkaracak kadar futbolcu kazandırdı ülke futboluna... Son olarak Trabzon’a iki genç futbolcu yolladı. Ne var ki icazet, sadaka ve ihsan kulüplerinin arasında soluk alamıyor. Diyarbakırspor Gaffar Okan zamanında bölge halkının tasada ve sevinçte ortak olduğu gerçek bir bölge takımıydı. Her statta ‘PKK dışarı’ diye ırkçı saldırılara uğramalarına karşın ayakta kaldılar. Sonra bölge halkından kopuk güçlerin eline geçti,
bahis oyunları söylentileri kulübün üzerinde dolaştı. Genelkurmay Başkanı’ndan, hükümetten himmet umdular. Sonunda yabancı futbolcularına olan borçlarını ödemedikleri için 6 puanları silindi. Küme düşürülmekten Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (ne alâka) himmetiyle kurtuldukları söyleniyor.
Gerçi günümüzün ‘hülle hukuku’nda,
başka bir deyişle ‘Ben iktidarım, kalıbına uydurur, istediğimi yaparım’ hukuğunda küme düşmenin bir hükmü yok ama Diyarbakır’ın hâli, futbolumuzun da hâli... Çünkü en zayıf halkası kadar güçlü futbol sisteminiz.
Semt takımları ise değişen kent yapılarının kıskacında. Göçler ve ekonomik değişim kentlerin yapısını sürekli değiştiriyor. Bildiğimiz mahalle ve semt takımları yok artık. Kentlerin çevresinde dev kentçikler var. Bu ortamda semt takımlarının da toplumsal temelini sağlam tutması gerek. Karşıyaka ve Göztepe gibi takımlar sadece tribün gruplarına ve gençlere değil, semtin bütün halkına yaslanmalı. Yoksa türedi zenginlerin oyuncağı oluyorlar. Meydan Belediyelerin türedi takımlarına kalıyor. Tamam kulübün adında Belediye olsun ama kulüp yöre halkına ve “Ben önce de şuluyum, sonra da şuluyum” diyen has futbol taraftarına dayansın öncelikle.

Damar nerede?
Ben her zaman ikinci lig maçlarını büyük ilgi ve zevkle seyrederim. Orada ülkemi ve ülke futbolunu görüyorum. Geçen yıl çok kısa zamanda çok yerinde işler yapıldı. ‘Birinci Lig’in hem imaj hem de medya değeri yükseltildi. Play-offlar ülke spor gündemine oturdu. Dolu tribünlere oynandı. İletişim ve tanıtım konusunda da çağdaş işler yapılıyor. Şimdi sıra ‘birinci’ ligden başlayarak alt kümelere doğru demokratik, katılımcı ve üretken bir yapıya kavuşmak. Daha fazla Adana Demirspor’a, Çanakkale Dardanelspor’a, Karşıyaka’ya, Göztepe’ye, Kartal’a ihtiyaç var.
Futbolun muhtaç olduğu kudret işte bu damarlarda.