Yine isteyen ve koşan kazandı

Maç öncesi kadrolara baktığımda aklıma gelen şu... Cisse'nin yokluğunda yarı-savunma, yarı-atak takımıyla sahaya çıkmış gibi Beşiktaş. Geri dörtlüde üç stoper, onların önünde de 'ataksever' bir stoper, yani İbrahim Toraman...

Maç öncesi kadrolara baktığımda aklıma gelen şu... Cisse'nin yokluğunda yarı-savunma, yarı-atak takımıyla sahaya çıkmış gibi Beşiktaş. Geri dörtlüde üç stoper, onların önünde de 'ataksever' bir stoper, yani İbrahim Toraman... Belli ki Tandoğan ve Tello ona yaklaşacak. Savunma ve atak arasındaki bağlantı daha çok bu iki oyuncuya kalacak. İleri ikilinin arkasında Delgado var. 4-3-1-2 gibi bir diziliş. Beşiktaş gol için kanatlardan, serbest vuruşlardan ve uzun toplardan medet umacak gibi.
Galatasaray üç kişilik güçlü ve iki yönlü oynayan bir orta sahaya sahip. Arda sol kanattan çok ileri ikili arkasında oynayacak gibi gözüküyor. Beşiktaş'ınkine benzer bir diziliş... Galatasaray topa çok sahip olacak ve dikine hızlı paslaşacak gibi.
MHK maça otoriterliği ile öne çıkan Bünyamin Gezer'i atamış. Öncelikle başlarının ağrımamasını düşünmüş olmalılar. Böyle düşünülünce derbilerde düdük ve kart rekoru kırılıyor, o ayrı... Hakem Gezer dilerim beni utandırır ve umarım önceliği oyundan yana kullanır.
Tabii bunlar maç öncesi kestirmeler.
Böyle kritik ve denk maçlarda her şey olabilir. Ya da hiçbir şey olmayabilir.
Maç başlıyor, Gezer 4. saniyede faul düdüğü çalıyor ama sonra beni utandırıyor. İtiraz edene de kartını değil kaşlarını çatıyor ve işi bitiriyor Gezer. İlk kartını 51. dakikada Toraman'a gösteriyor.
Beşiktaş umduğumdan etkili. Savunma rakibine göre daha ileri çıkıyor. Takımın boyu kısalıyor. Her alanda basmaya çalışıyor Siyah-Beyazlılar. Hızlı oynama gayreti içindeler. Koşuyorlar, yardımlaşıyorlar. Holosko takımı ateşliyor. Böylece Kara Kartal Cim Bom'u sahasına itiyor. Tello'nun uzun vuruşları etkili. Gelişigüzel atılan toplarla da çoğu kez hareketli Holosko ve Nobre buluşuyor.
Fener maçının yorgunluğu belli olan Galatasaray ise savunmasını geride kuruyor, sıkıntılar yaşıyor. Belli ki öncelikle liderliği yitirmeme derdindeler. Ayrıca gerginler. Arda sık sık Delgado'yla birlikte geriye geliyor. Savunmada Song'a, özellikle de Servet'e iş düşüyor. Her iki takımda da Delgado ve Arda fazla sahne alamayınca 1-0'a kadar net gol pozisyonları doğmuyor. "Bu da kaçar mı?" dedirtecek bir pozisyon yok ilk yarıda.
İkinci yarıya Galatasaray, Fener maçının başını hatırlatan 'ileride baskı'yla giriyor ama sonra oyun dengeleniyor. Dikine giden ve takım olarak basan Beşiktaş'ın, soldan Delgado'yla, sağdan Tello'yla beş kornerlik ablukası geliyor. Sonuncusunda da gol... Golün ardından özellikle maçın adamı Holosko aradığı geniş alanları buluyor ama ikinci sayı gelmiyor. Yorgun ve bezgin Galatasaray dağınık atak denemelerinden, penaltı tartışmalı bir pozisyon dışında sonuç alamıyor.
Sonuçta liderliği korumak isteyen Galatasaray çekingen oynuyor ve kaybediyor. Kazanmayı isteyen Beşiktaş emek veriyor ve kazanıyor.
Kesin olan bir şey var ki futbolcular son derece iyi niyetli. İlk kez 34. dakikada Ümit Karan için sahaya sedye giriyor. İlk yarı sadece bir dakika uzuyor.
Beşiktaş üç yılı aşkın bir süreden sonra liderliğe yükseldi ama dört takım iki puanlık yere sıkışmış durumda. Dört at burun ucu farkıyla son düzlükte.